Geleneksel Bülbülzade Vakfı İftarı Yapıldı

0
173

Bülbülzade Vakfı Mütevelli Heyeti tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen iftar programı, Bülbülzade Vakfı Eğitim ve Hizmet Merkezi avlusunda yapıldı.

24 Mayıs Cuma günü yapılan iftar programına ev sahibi Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Doğan Karacoşkun, Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürü Cengiz Mete, Gaziantep İl Müftüsü Ahmet Çelik, Memursen İl Başkanı Ahmet Gür, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Sezer Cihan, ilçe müftüleri, daire amirleri,  eğitim yöneticileri, akademisyenler, Gaziantep ve çevre il ve ilçelerden gelen STK temsilcileri, Suriyeli misafirler, gönüllüler ile beraber 500 aşkın davetli katıldı.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda iftar programına katılamayan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve Gaziantep milletvekillerinin mesajları okundu. Ardından selamlama konuşmalarına geçildi. Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir,  Ramazan-ı Şerifin üçte ikisinin geride kaldığını,  geri kalanın da uçup gitmeden bir muhasebe, muhakeme yapmak durumunda olduğumuzu söyledi.

Aldemir, sözlerine şöyle devam etti; “Zaman ellerimizden kayıp gidiyor. Ramazan-ı Şerifin üçte ikisini geride bıraktık. Geri kalanı da uçup gitmeden buraya kadarının bir muhasebesini, muhakemesini yapmak durumundayız. Ne oldu? Bir şey oldu mu bizden? Hayatımızın gidişatında bir duraksama, ritminde bir yavaşlama gerçekleşti mi Ramazanın bu güne kadarki kısmında. Canımıza can, hayatımıza hayat kattı mı dersiniz ramazan? Karalık köşelerimizin hiç değilse birini, birkaçını aydınlattı mı ramazan? Kalplerimizdeki soğukluk, duygularımızdaki kireçlenme, düşüncelerimizdeki uyuşma, hayatımızdaki çözülme bir parça da olsa ramazanla yumuşadı mı? Kendimize geldik mi dersiniz?

Neden kimseye yar olmayan dünya sana yar olsun niye bu kadar çırpınırsın ey insan der rabbimiz. Hakikaten dünyanın hali ve insana yüklediği ortada. Azıcık durmayı becerebilirsek aslında hiçbir yere gitmediğimizi hepimiz pekâlâ göreceğiz. Çılgınca akıp giden her şeyi yavaşlatmanın vaktidir aslında ramazan. Her şeyi yeniden düşünmenin, anlamanın, yeniden denemenin vakti. Tokluğu açlıkla buluşturmanın vakti. Farkına varmanın, farkına ermenin, farkı aramanın vaktidir aslında iftar sofraları. Bölüşmenin, bilişmenin, kucaklaşmanın, kardeş olmanın vaktidir. Kıymet bilmenin, kıymet bulmanın vaktidir ramazan. Adeta bize seslenir, aç kapını der, seni en çok seven misafirdir senin kapına gelen. Kapımıza gelen Allah’ın rahmet ayı ramazan ve oruçtur.

Bunu bize anlatması açısından vakıf çalışmalarımızı yürüttüğümüz yetim çalışmaları var. Bizim vakfımızın Karagözdeki merkezinde yardım merkezimiz var. Orada her gün 7 yüz, 8 yüz tane evladımızı tamamı yeni tepeden tırnağa giydiririz. Sonra onların evlerine gidilip aileleri ile buluşuyoruz. Anneler eğitilir, okuma yazma öğretilir, okuma yazmayı öğrenen anneler ayda bir kitap tahlili yapmaya başlar. Adeta her ev bir kandile dönüşür. Geçen hafta ailecek iftar ziyareti için gitmiştik. Şuana kadar 7 yüzen fazla yetim evine iftara gidildi. Arkadaşlarımız başvuruyorlar, hazırlıklarını yapıp gidip konuk oluyorlar. Bir yetim annesine dedim ki sizin için ne yapabiliriz? Ne ihtiyacınız var? Sözü şu olmuştu; geldiniz yetmez mi? Kapımızı çaldınız, hatırımızı sordunuz yetmez mi? Sözümü kesemden beni dinlediniz bundan daha büyük nimet ve ikram olabilir mi? Aynı şehirlerde yaşadığımız kapısı çalınmayan, gönlüne dokunulmayan maddi ihtiyaçları karşılanıp da insani gereksinimleri ihmal edilen o kadar çok yürek var ki.

İnsanoğlunun en büyük sorunu tarih boyunca kendisidir. İnsanın ve insanlığın en büyük sorunu hep insanın kendisi olmuştur. İnsanın tarihi tekerrürden ibarettir. Kabil Habil’i, Kabiller Habilleri her daim öldürmeye devam ediyor. Mazlumların, güçsüzlerin, muhacirlerin ve yoksulların olmadığı bir dünya hiçbir zaman olmayacak. Sorunumuz doğal afetler, toprak, deniz, hayvanlar ve bitkiler değil. Sorunumuz bizatihi fıtratını, insanlığını kaybetmiş insanlardır. İnsan insanla imtihan oluyor. Suriye’yi yakıp cehenneme dönüştürenler çöl develeri değildir. Güneş ve rüzgâr değildir. İnsanlardır. Bu dünyayı yaşanmaz hale getiren. Rabbimiz Kasas Suresinde buyuruyor ki; ‘Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.’ Buyuruyor. Rabbimizin insana biçtiği yol insan abudur.

Üstad Sezai Karakoç’un deyişiyle;

Oruç da susar, oruç da acıkır…

Yalnız, insan orucu özlemez, oruç da insanı özler.

Ramazan ayı gelince sıla-ı rahim edenler gibi,

Meleklerin bile önünde eğildiği insana koşar.

Oruç, insana acıkır ve koşar gelir. İnsan arar adeta.

Ramazanın kelime anlamı da (ramada) kavrulmak demektir. Yani yanmak demektir, pişmek demektir. Orucun açlığı, susuzluğu ile kavrulacaktır insan, yanacaktır adeta.  Bu yanışla yakacaktır günahları, küle çevirecektir. Orucu gerçek manada tadarsa insan,  oruç yakarsa insanı, kadrini bilirse orucun, ‘Kadir’ini bilirse, anlarsa Kadir’in kıymetini; bayram o zaman bayram olacaktır. Hemen hemen tüm kadim kültürlerde insanın kendini keşfetmesinin en önemli güzergâhı oruçtur. Oruç insana dışarıya karşı bir iç-duruş verir; dış korkuyu iç-ümide, iç uyanışa, yeniden ayağa kalkışa dönüştürür.

Biz hayatta kalıyorsak yediklerimiz, içtiklerimiz yüzünden değil. Allah bizi yaşattığı için hayattayız. Bu dünya hayatını Allah bize nasip ettiği için varız ve yaşıyoruz. Bir milletin bekası şunun ya da bunun üzerine değil insanlığa katkıda bulunmuş, medeniyetlere büyük katkıları olmuş dâhileriyle, abitleriyle, arifleriyle, âlimleriyle var olur ancak. Ancak bu insanlarımızla ayakta durabilir, birbirimize dayanarak zor günlerimiz aşabiliriz.

Şurada bulunanlar olarak başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmeliyiz. Dünyada geride ne bırakıyoruz? İşte ne bırakacağımızı bu günlerde düşünmemiz gerekir. Şehirler inşa ediyoruz, içimizde bu alanlarda çalışan kardeşlerimiz var. Ama şehri imar ederken nesli ıslah etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğimiz nesil inşa ettiğimiz şehirleri harabeye çevirir. Hangi uygarlığa ait olduğunu tanımaz hale getirir.

Bizler Bağdat Moğollar tarafından işgal edildiğinde bitmedik. Endülüs bir grup kâfir tarafından yakılıp yok edildiğinde sonumuz gelmedi. Halep katil sürüleri tarafından yerle bir edildiği şu günlerde yok olmayacağız. Birbirimize yaslanarak bir millet olarak yeniden insanlığımızı ve insanlığı ayağa kaldıracağız.

Ama bizler Erdemli şehrin müellifi Farabimizi, Hayatımızı ve dinimizi fıkıhla, anlayışla sürdürmemizin mimarlarından Ebu Hanifemizi, Dini ve felsefi ilimlerde benzersiz bir yeri olan Gazzalimizi, Aklın sultanı İbn Rüşdümüzü, Cesaretin timsali Selahattin-i Eyyübimizi, Filistin direnişinin tekerlekli sandalyede dahi durmayan Şeyh Yasinimizi, Antep’in kurtuluş mücadelesinin sembol ismi Bülbülzade Abdullah Edip Efendimizi, Bosna’da emperyalist tüm batı başkentlerine haykıran adaletin ve direnişin sembolü Aliya İzzetbegoviç’imizi unutturursak bittiğimiz, yıkıldığımız gün olacaktır. Onun için bir millet şehirleri yıkıldığında kaybolmaz, medeniyete karşı sunacağı değerler yok olduğunda yok olur. Her biri bir yoldaki işaret olan uygarlığımızın bu isimlerini bu vakıflarda gençlerimizle buluşacak ve yeni nesillere umut ve ufuk aşılayacaktır.

Dünyanın dört bir tarafında Müslümanlar olarak acı çekiyoruz. Ama asıl acımız acımızın neden kaynakladığını dahi doğru dürüst anlamamız. İnsan yetiştirmemiz gerekiyor. Her şeyimizi yok etseler bile fikirlerini bir türlü yok edemeyecekleri insanlar yetiştirmek gerekiyor. İşte ramazan bir bütün olarak ihtiyaçlarımıza, özlemlerimize ve hayallerimize ulaşabilmemiz için bize fırsatlar sunuyor. Parçalanmış dimağımızı, aklımızı, fikriyatımızı, ameli hayatımızı, toplumsal ve siyasi hayatımızı birleştirerek kesrette vahdeti yaşama vaktidir.

Piyasada bir Antep modelidir konuşuluyor. Antep modeli şudur; dertliyi derman olanla buluşturmaktır. Sorunu çözenle beraber ele almaktır. Fakirin ihtiyacı ile kendi ihtiyacını ayırmamaktır. Bir yetim annesinin, bir yetim çocuğun ihtiyacı neyse benim çocuğumun da ihtiyacı odur diyebilmektir. İşte bizim hikâyemiz bu. Erdemli toplumları ve erdemli şehirleri bu şekilde inşa edeceğiz” dedi.

Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Gür ise; “Dostlar önemli günlerde bir araya gelir hasbihal eder, konuşur, dertleşir, problemlerini birlikte çözerler. İşte bu ramazan ayında arınma ve nefis tezkiyesi zamanlarında insanların gönüllerini biraz daha açtığını düşünüyoruz. Ve açık olan bu zihinlerde ve kadirşinas gönüllerde birlik beraberlik ruhunun daha fazla yeşerdiğini biliyoruz. Burada dostlarımızla bir araya gelmekten şeref duyuyoruz. İzzet dediğimiz şey gurura dönüşürse aynı zamanda iktisat dediğimiz şey cimriliğe dönüşürse işte asıl bunu sorgulamamız gerekiyor. İzzeti nefsimiz kırıldı diyerek problemlerin çözüm odağı değil de sorun odağı olursak milletini, devletini kaybetmiş insanlar oluruz. Milli birlik ve beraberlik içerisinde kalben, aklen, ruhen aynı yolun yolcusu olan bizler hedefe doğru giderken birlikte yolculuk edelim” dedi.

Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Doğan Karacoşkun da; “Bugünlerde bizi tutan orucun bütün bir yıl boyunca bizi tutmasını diliyorum. Kendimizi her türlüklerden, fesattan, zulümden, adaletsizlikten, haksızlıktan alıkoymasını, Rabbimin orucu buna vesile kılmasını niyaz ediyorum” dedi.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Sezer Cihan ise; “Ramazan ayı birlik ayı, ramazan ayı beraberlik ayı, ramazan ayı paylaşma ayı. Ramazan aynının bu ruhuna uygun şeklide bizleri bir araya getiren Bülbülzade Vakfımıza, çok teşekkür ediyorum.  Her şey birlik ve beraberlikle oluyor. Güçlü olmak ve bu güçle beraber gönlümüzü tüm İslam coğrafyasına açmalıyız” dedi.

İftar programı selamlama konuşmalarının ardından Gaziantep İl Müftüsü Ahmet Çelik’in yaptığı dua ile sona erdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.