GELECEK TASAVVURU – (Erdal Bayraktar)

0
132

Bugün bizler, “nasıl bu hale geldik” diye soruyorsak, yarın da bizden sonrakiler aynı acı soruyu sormamaları için bugünü adam gibi, Müslümanca yaşamalıyız.

İnsan umutlarıyla, hayalleriyle, idealleriyle hayata tutunur, hayatını anlamlı kılar. Umutları, hayalleri, idealleri yaralanan insanlar, yaşam heyecanını, dinamizmini kaybeder. Bu azalma hali süreç içerisinde geleceğe dair ümitlerin de kaybolmasına sebep olur. Bu patolojik bir haldir. Zaman ilerledikçe, bu patoloji durumu ağırlaşır, kontrol edilemez boyutlara ulaşır. İslam coğrafyasında yaşananlara baktığımızda Müslüman halkların yaşadığı böyle bir halin dışavurumudur. Bu şiddet sarmalı, dış güçlerin amaçları için bir suç aparatına dönüşme durumu normal bir hal değildir. Bu hal üzerinde düşünmek ve bu halle yüzleşmek zorundayız.

İslam coğrafyalarında yaşananlar bir sonuçtur. Bu marazi hal birden olmadı. Bir süreç içerisinde vukuu buldu. Bu süreci derinlemesine analiz etmek, yaşananların iç ve dış sebeplerini açık yüreklilikle konuşmak zorundayız. Bu konuşma, suçlu aramak için değil, bugünü ve geleceği yeniden nasıl inşa ederiz, yaşananlar bir daha yaşanmasın üzerine olmalıdır. Zaman, haklı- haksız arama zamanı değil, sonu ölümle sonuçlanacak bu patolojik hale çare bulma zamanıdır. Ümmet’ in evlatlarının kanının, canının telef olmasını durdurmayı düşünmeyen hiçbir konuşma ciddiye alınamaz. Hiçbir dünyevi amaç, Müslüman kanından ve canından daha değerli değildir. Kavim, mezhep, meşrep, ulus-devlet menfaati adına Müslüman Ümmet’ in maddi ve manevi varlığı heder edilemez.

Bugünü konuşmak, tarihi ve geleceği de hesaba katarak konuşmaktır. Bugün, tarihin/ dünün devamıdır. Gelecek te, dünden devraldıklarımızın ve bugün yapıp-etmelerimizin sonucunda oluşacaktır. Bir gelecek umudumuz, heyecanımız varsa tarihimiz de var demektir. Tarihi olanlar, bugünü, geçmişe hasret, geleceğe umut bilinci ve dinamizmiyle yaşarlar. Hasretini çektiğimiz güzel miras bize yaşama umudu verecektir. Aynı şekilde tarihte yaşanan ‘keşke!’lerimiz de, aklımızı başımıza devşirirsek, bir daha yanlış yapmamıza engel olacaktır.

Medya bombardımanı altında kalan insan yığınları İslam coğrafyasında yaşananlara bakınca, bu coğrafyalarda hiçbir insanlık durumu, medeniyet yaşanmamış zannediyor. Bu bilinçli bir işgalci, talancı stratejisidir. Yoksa bu kadar katliam nasıl izah edilebilir? Bu coğrafyalar böyledir; barbardır, ilkeldir, vahşidir, bu sebepten, bu yapılanlar az biledir. Bunlar ancak böyle terbiye edilebilir’ e ikna ediliyor, medyaya maruz kalan insan yığınları. Hâlbuki bu topraklar İslam’ la şereflendikten sonra, Müslümanlar, insanlığa örnek yaşamlar, medeniyetler oluşturdular. İslam, rahmetiyle, adaletiyle insanların fevç fevç ona yöneldiği bir dindir. Müslümanlar, tarih içerisinde farklı inanç, kavim, mezhep, meşrep, kültür, düşünce ve geleneği bir arada yaşama erdemi ve becerisi gösterdiler. Biraz tarihe yolculuk yapanlar buna şahit olacaklardır. Bugünde bütün travmalara, katliamlara rağmen masum Müslüman insanlar, erdemin, ahlakın timsali olarak yaşamaya devam ediyorlar. Kibirli, sömürgeci Batılılar, insani erdemlerde, Müslümanlığı içine sindirmiş irfan sahibi mustazaf Müslüman halkın eline su dökemez. Medyaya bakarak kendimizden utanmayalım, aşağılık kompleksine düşmeyelim. İzzet, şeref İslam’ dadır, Müslüman izzete ve şerefe en layık insandır.

100 yıl önce, önemi keşfedilen petrol bölgelerini ele geçirmek için Dar’ül- İslam’ın geleceğini planlayanlar, petrol bölgelerine hükmeden, Müslümanları temsil eden Osmanlı İmparatorluğunu yıktılar ve tasfiye ettiler. Bu hain planın sonucunda Müslüman coğrafya, 100 yıldır kendi olmaktan çıkarak siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel alanlarda sancılar içinde kıvrandı. Yüzyıl sonra coğrafyaya yeniden üşüştüler. Yeni planlarını uygulamak için bütün güçleriyle, dün olduğu gibi yerel satılık ruhları da yanlarına alarak saldırıyorlar. İslam, bizim ve insanlığın dünya ve ahiret saadeti/felahı için bir umuttur. Küresel emperyalistler ve yerli işbirlikçileri umudumuza barbarca, haince, vahşice saldırıyorlar. İslam, insanlık için umut olmasın diye; dar’ ül İslam’a, coğrafyamıza, yurtlarımıza, şehirlerimize saldırıyor, bir daha ayağa kalkmayalım diye her yeri yerle bir ediyorlar. Batılı barbarlar; Roma, Haçlı Seferleri, 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı üzerinden insanlığa yaşattıkları acıları 21. Yy’ da da yineliyorlar. Ahlak, değer, erdem, hukuk sahibi olamayanlar, hayvanlardan da aşağı suçları irtikâp edebiliyorlar. Kendilerinden başkasını insan tanımayan yamyam sürüleridir bunlar. Bunları iyi tanımalıyız. Dün başımıza açtıkları, bugün başımıza musallat edecekleri belalar üzerinde düşünmeliyiz. Tek tek hepimiz bu günümüz ve geleceğimiz için sorumluluklar almak zorundayız. Düşmanımız, şeytanın uşağı bu yamyamlardır. Dar’ ül- İslam’ da bunlardan başkasına düşmanlık yoktur. Coğrafyamızda “selam” ı hâkim kıldıktan sonra, kendi zalimlerimizin icabına kendimiz bakarız. Kendi zalimlerimizin hesabını görürken başka zalimlerden yardım dilenmek, Müslüman’ın şanına, şerefine yakışmaz.

Medine’ si/ İslami Hükümet’i/ Devlet’i olmayan hiçbir topluluk örgütlü şirk, küfür, zulüm güçlerine karşı direnemez. Bu bir Sünnetullah’ tır. Bugün başımıza gelenler bu evrensel ilkeye riayet etmediğimizden dolayı olmaktadır. İslam’ın ilk günlerinde de Müslümanların bir yurdu/Medine’ si olmadığı için neler yaşadıklarını, Mekke yıllarından hatırlıyoruz. Ne zaman ki Medine’ ye kavuştular, o zaman şirk ve ehl-i kitap saldırılarına karşı koyabildiler. Yeni bir gelecek umudunu diri tutacaksak, bu ilkeyi ve amacı aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. Sömürücü güçler bize, örgütlü, donanımlı bir şekilde saldırıyorlar, ama bizim birlik olmamızı, birlikte hareket etmemizi istemiyorlar ve bunun için her türlü fitne kazanını kaynatmaya devam ediyorlar. Dar’ ül- İslam’ın kadim Müslim ve gayr-i Müslim tebaası bu topraklardaki kaderlerinin birlikte yazıldığını akıldan çıkarmamaları gerekiyor. Geçmişte yaşadıkları güzel günler, gelecekte yaşayacakları güzel günlerin referansıdır. Batılı barbarlar her zaman bu topraklara sömürme niyetiyle gelmişlerdir. Müslümanlar, “birbirlerinden başka velilerinin olmadığına” imanlarını tazelemeleri gerekiyor. Allah’ tan, Müslüman’ dan başka veli edinenlerin hali, hem bu dünya da hem de ahiret te hüsran olacaktır. Dünyada hüsranı an be an yaşıyorlar. Geleceğimizi kavmimizde, mezhebimizde, meşrebimizde, ulus- devletimizde aramak bir şeytan aldatmacasıdır. Bu aldatmacayla şeytan, bizi, ins kardeşlerinin hizmetine sunuyor ve bizler şeytanın tuzağında/sunağında can veriyoruz.

İslam, insana, ahsen-i takvim üzere yaratıldığını hatırlatarak, esfel-i safilin, belhum adal seviyelerine düşmemek için iman ve salih amel üzere yaşama, mümin insan ve Müslüman ümmet’ e ise, insanlık için örnek ve şahit olma, bunun sonucunda ise Rıza-i Bari ve Cennet hedefini gösterir. Bu hedeften şaşmadan, insan ve İslam kardeşlerimizle fıtrat, ahlak, hukuk, iman kardeşliği üzerine muaşeret gerçekleştirmeliyiz. Geleceği yeniden inşa edebilmek için bugünü doğru yaşamalıyız. Bugünü ihya edemeyenler, geleceği de kaybederler. Bugün kardeşçe, ahlaklı, adil bir yaşam üzere olursak ancak gelecek üzerine konuşabilir, hayaller kurabiliriz. Geleceğimizi bugün yaptığımız ameller/fiiller belirleyecektir. Bu durum ahiretimiz için de geçerlidir. Bu nedenle birbirimize karşı söylediğimiz sözlere, yaptığımız davranışlara dikkat etmeliyiz. Yarın eyvah/ keşke dememek, gelecek nesiller tarafından hayırla yâd edilmek, yüz akıyla Rabb’imizin makamına çıkabilmemiz için dikkatli ve özenli olmak zorundayız. İslam coğrafyasındaki bu kargaşa ortamında, düşmanlarımızın tuzaklarını fark edemeyerek, içimizdeki beyinsizlerin akılsızlıklarına dikkat etmeyerek, kifayetsiz muhterislerin gazına gelerek dünya da gelecek nesillere, ahirette Rabbimize hesabını veremeyeceğimiz sözler söylüyor, filler işliyoruz, kişi, örgüt, cemaat, devlet olarak.  Bugün bizler, “nasıl bu hale geldik” diye soruyorsak, yarın da, bizden sonrakiler aynı acı soruyu sormamaları için bugünü adam gibi, Müslümanca yaşamalıyız.

Kana bulanmış, yakıp- yıkılmış, birbirine düşman edilmiş bu toprakların dirilişi, ayağa kalkışı ve eskiden olduğu gibi Dar’ üs Selam, Dar’ ül Adalet yurdu olması, geçmişte olduğu gibi Allah’ a kul, İslam’ a ram olunmasından geçmektedir. İslam’ dan neşet etmeyen, İslam coğrafyasını içinde yaşayanlarla birlikte bir bütün olarak gör/e/meyen hiçbir proje, teklif, ideoloji Müslüman ümmeti ortak payda da buluşturamaz. İslam’ dan onay almayan, Müslümanların gönül huzuruyla evet demediği projelerle oyalanmak, boşa vakit geçirmektir. Kâfirlerle kol kola İslam’ın ve Müslüman’ların maslahatını savunduğunu iddia etmek, akla ziyan, İslam’ a bühtandır. Kavim, mezhep, meşrep, seküler ulus-devlet taassubu gibi cahiliye kirlerinden arınarak, İslam’ın evrensel değerleri ve amaçları üzerinden bir gelecek tasavvuru üzerinde çalışmalıyız. Birileri hayal peşindesiniz diyebilir, desinler, hesabını veremeyeceğimiz gerçeklerdense hesabını vereceğimiz hayaller peşinde olmak daha insancadır, daha Müslümanca’dır. Biz olmayanı olduran Kadir-i Mutlak’ a inanıyoruz.

İslam geleceğimizdir, geleceğimize sahip çıkalım.

———————————-

Erdal Bayraktar

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI