Ana Sayfa Kategoriler Geleceğin Mimarları / Ramazan Kayan

Geleceğin Mimarları / Ramazan Kayan

0
Geleceğin Mimarları / Ramazan Kayan

Verdikleri mücadelenin güdük, sinik ve silik kalmaması için sürekli bir arayış ve daimi bir adanış ruhu ile hareket ederler. Çünkü onlar bu mücadelenin dönemsel, sezonluk bir uğraş olmadığının çok iyi farkındadırlar. Bu günden yarına nasıl bir mücadele geleneğini taşıyacaklarının kaygısını taşırlar.

11 – 16 Temmuz 2011 tarihleri arasında Adapazarı Kuzuluk tesislerinde Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu’nun 6. Kuzuluk Buluşması sempozyumu gerçekleşti. Sempozyumun ana konusu “ Gençlik ve Gelecek,, idi. Bu vesile ile Anadolu’nun değişik yerlerinden gelen onlarca dernek, vakıf temsilcisi, kanaat önderi, aydın ve akademisyen birikimlerini o ortama taşıdılar, güzel paylaşımlar oldu. Özellikle bu yıl İslam dünyasından değerli katılımcıların bulunması ve İslam coğrafyasında yaşanan sıcak gelişmelerin birinci ağızdan aktarılması ayrı bir önem arz ediyordu. Gençlik gerçeği ve gelecek perspektifi ciddi anlamda masaya yatırıldı. Tahliller, tespitler, teşhisler, geleceğin inşası açısından oldukça önem arz ediyordu…

 

Programın son günü pratiklerimizden harekette bir gelecek perspektifi sunmaya çalıştım. O sunumdan bazı tespitleri özetle aktarmak istiyorum.

 

Davaları ve derdi olan insanlar günübirlik yaşamazlar.

 

Bir gelecek kaygıları, bir istikbal arayışları mutlaka vardır.

 

Verdikleri mücadelenin güdük, sinik ve silik kalmaması için sürekli bir arayış ve daimi bir adanış ruhu ile hareket ederler. Çünkü onlar bu mücadelenin dönemsel, sezonluk bir uğraş olmadığının çok iyi farkındadırlar. Bu günden yarına nasıl bir mücadele geleneğini taşıyacaklarının kaygısını taşırlar.

 

Evet, maalesef Türkiye’de ki İslami mücadele sürecinde hareket var ama oturmuş bir mektep henüz oluşmadı… Geleneği, mektebi, mirası, kültürü nesilden nesile intikal etmeyen hareketler güdük ve günübirliktir…

 

Gerçekten bizden sonraki kuşaklara nasıl bir gelecek, gelenek ve mektep bırakmayı düşünüyoruz?

 

Acaba onlar miras bıraktığımız güçlü bir hareket geleneği üzerinden mi geleceğe yürüyebilecekler? Yoksa sil baştan yeni arayışlara mı girecekler?

 

Sonraki kuşakların ihtiyaçlarına uygun güçlü bir altyapıyı sunamadığın takdirde, genç nesiller “geleceğimizle neden oynadınız?,, demezler mi?

 

Evet, ne gençlerin geleceği ile oynama ne de oyalanma hakkımız var…

 

Geleceğimizi basit çıkarlar, anlamsız arzular için satamayız… Hatta geleceğimiz üzerindeki ipoteği kaldırıp, geleceğimizi çalanlardan hesap sormalıyız. Geleceğimizi karartan karanlık güçlere şer odaklara daha fazla tahammül edemeyiz…

 

Geleceğimizi riske atamayız. Hatta geleceğe o kadar güçlü girmeliyiz ki, geçmişteki israf ve ihmallerimizin de kefareti olsun. Mazinin telafisi, yapının toparlanması başka türlü nasıl olacak?

 

Artık geleceğe doğru yaşamak durumundayız…

 

Gün ve güncele takılıp kalamayız, rutin ile yetinemeyiz…

 

“Şimdi,, ile kendimizi sınırlayamayız. Yarınlara yatırımlar için yoğunlaşmalıyız…

 

Ama bilelim ki müsait zamanların Müslümanlığı ile yarınlara yürüyemeyiz. Boş vakitlerin uğraşısı ile hedefe vuramayız. Mücadeleyi tüm zamanlara yaymak, zamanı ve mekânı komple Allah’a tahsis etmek durumundayız…

 

Sorumlulukları ertelemeden, statükoya eklemlenmeden, boş emellere kapılmadan, yersiz elemlere düşmeden, emeklilik hayalleri kurmadan daha çok emek daha fazla eylem demeliyiz…

 

Evet, güzel bir gelecek için,

İddia, ideal ve irade lazım…

İman, istikamet ve ihlas olmazsa olmazımızdır…

Sahih bir idrak, selim bir yürek, sağlam bir bilek, sürekli bir emek şarttır…

 

İştiyakımız düşük, iştirakimiz zayıf, ihtimamımız yetersizse yine olmaz…

 

Aslında bizi geleceğe taşıyacak olan Salih amellerimizdir. Salih ameller geleceğimizin ışığıdır…

 

“Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Edebi kalacak iyi işler ise Rabbinin katında sevapça daha hayırlıdır ve ümitçe de hayırlıdır…,, (Kehf – 46)

 

İmani, ameli, ahlaki kalbi hayatlarında kıvamı bulamayanlar geleceğe katkı sağlayamazlar.

 

Seherlerinde secde ve tevbe olmayanların geleceği mecruhtur.

 

Hayatlarında sabır ve sadakat olmayanların geleceği meçhuldür.

 

Duruşlarında kararlılık ve tutarlılık olmayanların geleceği muğlâktır.

 

Hakikate odaklanmış, Cenab-ı Hakk’a adanmışların geleceği mutlaktır.

 

İslam’ın geleceğini, kendi geleceğini önceleyenlerin geleceği muhkemdir.

 

Evet, tevhid ve takva ile karılmayan gelecek tasavvuru ham hayalden başka bir şey değildir.

 

Unutmayalım ki, geçmişte, gelecekte Allah’ın elindedir.

 

İyi bir gelecek ancak Allah ile iyi olmakla mümkündür.

 

O halde, Allah ile aramızı açacak, geleceğimizi karartacak günahlarımıza “dur,, diyelim. Ve Allah’ın “dur,, dediği yerde duralım. “Yasak ağaçlar,,a meyletmeyelim…

 

Geleceğin mimarı olması gereken bizler, şimdi hangi kulvarda geziniyoruz?

 

Geleceği doğru okumak, denklemi doğru kurmak durumundayız. Geleceği kurmanın temel dinamiklerini bilmeli ve bilenmeliyiz…

 

Bunlar; aklıselim, kalbi selim ve zevki selimdir…

 

Geleceği kara, pembe ve flu görenlerin aksine net ve berrak görecek bir basiret ve hikmet üzere olmalıyız…

 

Tabii ki her geleceğin bir bedeli vardır. Her gelecek bir “hak ediş,, tir.

 

Belki de ateşten gömleklerle geleceğe yürümemiz gerekiyor.

 

Ama önce bize zorla giydirilen deli gömleklerini yırtıp atarak…

 

Bir de geleceğe yürümek, gömleği arkadan yırtılanların işidir…

 

Daha doğrusu takva gömleği giyenlerin işidir…

 

“Akıbet muttakilerindir.,, (Hud – 49)

 

Özgün Duruş