Gazze’de Dram Ağırlaşırken

0
208

İsrail’in bu yaz Filistinlilere karşı dehşet verici saldırılarından sonra Gazze Şeridi’nde intihar teşebbüsü vakalarında alarm verici seviyede artış meydana geldi.

Korkunç travma ve kahredici kayıplar her kadın, çocuk ve erkeği yoğun çaresizlik ve ümitsizlik hisleri içinde bıraktı.

Çoğu kişinin caddelerde diğerleriyle göz göze gelmekten kaçınarak ya da kendi kendilerine mırıldanarak, dünyadan kopmuş vaziyette yürüdükleri görülüyor. Fakirlikten kaynaklanan şikayetler havayı kaplamış durumda ve soykırım hatıraları herkesin beynine saplanmış vaziyette.

 

Hastane ve polis kayıtları Gazze’de her ay 30-40 intihar teşebbüsü olduğunu gösteriyor. 1,8 milyon nüfuslu bir bölge için bu alarm verici bir rakamdır ve giderek de bu rakamın artması bekleniyor.

 

Şifa Hastanesi’nde hasta kabul bölümünün başkanı Dr. Eymen Sahbani, yüksek dozda ilaç alanlar, fare ve böcek ilacı gibi zehirler içenler, kendilerini kesenler, yüksek yerden atlayanlar, kendilerine silahla ateş açanlar, kendilerini yakanlar ya da asanlar gibi vakalar gördüğünü söyledi. Bunların çoğu son anda kurtarılmış ama kurtarılamayanlar da var. İntihara teşebbüs etmelerine rağmen hayatta kalanlar ise Gazze Toplum Ruh Sağlığı Programı’ndan psikologlara götürülüyor.

 

Dr. Sahbani’nin basın açıklamasında ifade ettiklerinden bazıları ise daha da rahatsız edici: “İntihara teşebbüs edenler genç gruplar. Tüm vakalar ya küçükler ya da 30 yaş altındaki insanlar tarafından gerçekleştiriliyor.”

 

Genç bir kız, üzerine benzin döküp kendisini ateşe verdi. O, ciddi yanıklar aldıktan sonra Deyr El Belh’te El Aksa Hastanesi’ne kaldırıldı, daha sonra da Gazze Şehri’ndeki Dar El Şifa’ya nakledilip orada öldü.

 

Başarısız intihar teşebbüsleri önemli sağlık tehlikeleri doğuruyor. Gazze’de Internal Medicine kurumunun başkanı İmad Fayumi, “Yüksek dozda ilaç ve zehir alınan tüm vakalarda, hastaneye geç gelinmiş olması halinde, zehrin kalp, beyin ve böbrekleri etkilemesi dolayısıyla hastalarda gelecekte önemli sağlık problemleri ortaya çıkıyor” dedi.

 

Dr. Fayumi, anne ve babalara çocuklarını yakından takip etmeleri ve özellikle kronik hastaların kullandıkları olmak üzere tüm ilaçlarla zehirleri çocukların ulaşamayacakları yerlere koymaları tavsiyesinde bulundu.

 

“Savunmasızlık hissine” en duyarlı kişiler gençlerdir. Gazze’de psikolojik desteğe muazzam bir ihtiyaç var. Gençler bu desteği alamıyor.

 

UNICEF eylül ayında 430.000 çocuğun acilen psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu bildirdi.

 

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ya da kompleks travma sonrası stres bozukluğu (KTSSB) çeken çocukları tedavi etmemenin maliyeti oldukça yüksektir. Biz kırılan bir kemiği yeniden birleştirebiliriz ama iş kişinin psikolojik sağlığını yeniden tesis etmeye geldiğinde bu Batı’daki insanlarla İsraillilerin idrak edemediği bir şeydir. Bu durum çocuklarda ömür boyu taşıyacakları ve sonraki nesillere aktaracakları psikolojik bir tahribat meydana getiriyor.

 

Travma uzmanı ve Filistin Travma Merkezi üyesi psikolog Dr. Lena Geha, geçenlerde yaptığı basın açıklamasında, “Hızla travmaya kapılan Gazze’de giderek artan talebi karşılamak üzere yeterli sayıda ruh sağlığı hastanesi yoktur. Yine de bu hastaneler ruh sağlığı problemiyle cesaretle mücadele ediyorlar” dedi. O, ayrıca, “Filistinli çocuklar sürekli travma içindeler. Bunun sebebi de İsrail’in Filistinlilere yönelik vahşi politikalarıdır” diye konuştu.

 

Dr. Geha, açıklamalarına şu sözlerle devam etti: “Filistinli çocuklar hayatları boyunca dünyanın diğer yerlerindeki çocuklardan çok daha fazla şiddete maruz kalıyorlar.

 

2000 senesinde dünyaya gelen Filistinli bir çocuk, İkinci İntifada sırasında yaşadı, 2006’daki savaşı, Gazze’nin 2008, 2012 ve şimdi 2014’te bombardımana tutulmasını gördü. Bu, 14 sene İsrail hava saldırıları altında yaşamak, bazen birer birer bazen de 25’i birden olmak üzere 14 sene aile ve arkadaşlarının öldürülmesine şahit olmak ve Gazze’ye uygulanan abluka ve işgalin getirdiği günlük realitelerden her iki yılda bir patlak verdiği görülen katliamlara kadar 14 sene sürekli travmaya yol açan dehşetin içinde yaşamak demek.”

 

Gazze Toplum Ruh Sağlığı Programı’ndan Dr. Abdul Aziz Tabet ve arkadaşları tarafından 2009’da yapılan bir araştırmada, Gazze’deki çocuklardan yüzde 98,3’ünün TSSB emareleri gösterdiği tespit edildi. Bugün bu rakamın yüzde 100 olduğunu söylemek mantıklı olur. İsrail’in bu yaz Gazze’de işlediği büyük savaş suçlarından travmaya kapılmayan tek bir Filistinli yoktur.

 

Gazze Toplum Ruh Sağlığı Programı (GTRSP), Gazze’deki toplumda görülen travma dalgalarına karşı tedavi hizmeti sunuyor. Kuruluş, sadece son 6 sene içinde 3 savaşa maruz kaldı. Bu kurum, kuruluşundan beri Gazze’de müstakbel ruh sağlığı pratisyenlerine eğitim veriyor. Bu yaz yapılan saldırıda GTRSP yöneticisi Yaser Ebu Camey, İsrail hükümeti tarafından kasten hedef alındı, 3 katlı evine yapılan kahredici bir hava saldırısında yakın ailesinden 29 kişiyi kaybetti.

 

Gazze gençliğinin hayatla ilgili genel şikayetleri ailevi meseleler, işsizlik ve akademik meselelerdir. İşsizlik Gazze’de şimdiye kadarki en üst seviyede. Aşırı yoksulluk, dışarıdan gelecek gıda yardımına muhtaç olmanın verdiği utanç ve geleceğe dair plan yapabilmek için hiçbir imkanın olmamasıyla da birleşince gençlerin taşıyamayacağı bir yüktür.

 

Bu yaz yapılan saldırıdan önce Gazze’nin yüzde 75’i hayatta kalabilmek için insani yardımlara muhtaçtı. BM, saldırıdan sonra Gazze’de hemen hemen herkesin dış yardıma muhtaç olduğunu bildirdi. Yardımlar, İsrail ve Mısır tarafından Refah sınır kapısında kontrol ediliyor.

 

GTRSP’de psikolog olan Dr. Sami Uveyda, TSSB ve iktisadi durumun kötüleşmesiyle işsizliğin yol açtığı psikolojik stresin, öfkenin dışa vurumu olarak bazı insanları şiddete ya da bir realiteden kaçış yolu olarak intihar teşebbüsüne sevk ettiğini söyledi.

 

O, İsrail’in farklı yol ve yöntemler kullanarak kaçmaktan başka çare bulamayacak biçare bir nesil oluşturmaya çalıştığını ifade etti ve bölgede olanlardan İsrail işgalini sorumlu tuttu.

 

GTRSP’deki bir başka psikolog Samir Zakut da intihara teşebbüs edenlerin çoğunun kadın olduğunu söyledi. Kadınların Filistin toplumunda anne ve babalarından gelen baskılarla birlikte daha büyük baskı altında olduğunu dile getiren Zakut, kadınların toplumsal kısıtlamalara da katlanmak zorunda olduklarını ifade etti. Dr. Zakut, bölgedeki trajik realite göz önüne alındığında bu istatistiğin şaşırtıcı olmadığını söyledi. Hayat, kıymetini kaybeder, çok sayıda insan da yiyecek bir şeyler alacak para bulamazken fahişelikte de artış görülüyor. O, “Kültürel şuurda değişim için hissedilen büyük ihtiyaç gereği aile birimi içinde de yabancılaşma var” dedi.

 

İslami Davet Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Şeyh Abdul Bari, intiharın sosyal, iktisadi ya da diğer gerekçelerle olsun hiçbir şekilde kabul edilebilir bir şey olmadığını söyledi, “Allah kişinin kendisini öldürmesini yasaklamıştır” dedi.

 

Harvard Üniversitesi’nde FXB Sağlık ve İnsan Hakları Merkezi yöneticisi Dr. Jennifer Leaning, “Tüm araştırmalar, felaketler ve savaş gibi kriz durumlarında çocukları ciddi psikolojik gerginliklerden koruyacak asıl şeyin, onların ebeveynleri ya da büyükanne-büyükbabaları tarafından korunacaklarından emin olmaları ve bu hususta hissettikleri kesinlik olduğunu gösteriyor. Eğer onlar ebeveynlerinin durumunun iyi olduğu hissine kapılırlarsa kendileri de uzun dönemde iyi oluyorlar. Ama Gazze’de ebeveynlerin psikolojik durumlarını bozmak için yapılar kasten ve tümden tahrip ediliyor. Büyükanne ve büyükbabalar da büyük acılar çekiyorlar. İsrail’in devam etmekte olan şiddeti ve bitmek bilmeyen işgal Gazze için normal bir geleceği belirsiz kılıyor. Gazze’de kronik stres başta olmak üzere olağanüstü bir akut stres dizisi var” dedi.

 

Gazeteci Muhammed Matter de İsrail’in Gazze’deki saldırıları sırasında yaşadığı tecrübeleri şu sözlerle anlattı:

 

“İnsanların gece yatmadan önce hayırlı geceler demek yerine nasıl vedalaşarak yatağa gittikleri halen aklımdan çıkmıyor. Kız kardeşimin tek başına kalmaktan çok korktuğu için gizlice odama geldiğini hatırlıyorum. Kuzenimin öldüğünü duyuran haberi, sonra ikinci kuzenimin öldüğü, sonra üçüncü kuzenimin öldüğü, akabinde komşumun öldüğü, en iyi arkadaşımın öldüğü, ilk ve tek kız arkadaşımın öldüğü, sonra bir başka arkadaşımın öldüğü ve bir diğer komşumun öldüğünü duyuran haberleri hatırlıyorum. Hiç bitmeyen bir döngüydü. Her kayıp için ben ağladım, ailem ağladı, arkadaşlarım ağladı, Gazze ağladı.”

 

Batı Şeria ve Gazze’de Filistinlilerin çektiği insanlık dışı acılar için ben de ağlıyorum. Filistinliler kafesteki hayvanlar değiller, kafese tıkılmış insanlardır.

 

Kaynak: Middle East Rising / Çeviren: Mehmet Şeyhoğlu