Furkan günleri – (Ramazan Kayan)

0
131

Niyetim gemiyi fetişleştirmek değil… Mesele kutsamak değil… Kutlamak da değil… Üzerinden bir asır geçmesine rağmen hala Titanik konuşuluyorsa Mavi Marmara’da konuşulmalı ve anlaşılmalıdır…

Tam üzerinden iki yıl geçti…

Gündemden düşmediği gibi günbegün önemi daha da arttı… Gerçekten bir milat oldu…

Neydi o gün?

Bir fecr vaktin de… Kutlu bir direnişin tarihe not düştüğü an…

Masumiyetin müstevlilere ve mütegallibeye karşı duruşu idi…

İnsaniyetin vahşete direnişi idi…

Mazlumiyetin direnişe dönüşümü idi…

Hatırlayacağınız üzere Mavi Marmara’nın seneyi devriyesindeyiz…

Niyetim gemiyi fetişleştirmek değil… Mesele kutsamak değil… Kutlamak da değil… Üzerinden bir asır geçmesine rağmen hala Titanik konuşuluyorsa Mavi Marmara’da konuşulmalı ve anlaşılmalıdır…

Bu gemi Allah’ın işaretlerinden bir işarettir…

Bu yazıda esas amacım genç neslin Furkan Doğan’ı fark etmesidir. Gençliğin onu niçin fark etmesi gerektiğini anlatmak isterim, çünkü Furkan gerçekten farklı idi…

İsrail cani yüzünü ortaya koyup gemidekileri esir alınca, ellerimiz kelepçeli Aşyot limanına getirdiler… Gemiden tek tek indirip sorgu çadırlarına götürdüklerinde en çok dikkatimi çeken şu kare olmuştu… Çevredeki liselerden limana getirilen Yahudi liseli öğrencilerin bilinçlenmesi için bir güç ve gövde gösterisine dönüştürülmüştü, esaretimiz…

Düşündüm mazlumların akıtılan kanı üzerinden bile kendi gençliğini bilinçlendirme ve bileme yoluna gidiyorken bizim kendi gençliğimize Mavi Marmara üzerinden mesaj vermemiz gerekmiyor mu ?

İşte bu sorumluluk duygusu ile Furkan’ı anlatma ihtiyacı duydum.

Furkan geminin en genç şehidi idi… Yaşı:19… Lise son sınıf öğrencisi iken gemiye binmişti… Kendisi ile ilk tanışmam Antalya Kepez kapalı spor salonunda oldu. Bu salon gemiye binecek olanların buluşma ve toplanma mekanı idi… Kayseri’den daha önce tanıştığımız bir grup dostla buluştuk…

-Hocam bizimle birlikte gemiye gelen genç bir öğrencimiz var, sizinle tanışmak istiyor…

Furkan’ı kucakladım bağrıma bastım. O sıra yüzüne takdir ve tebrik duygularıyla baktım fakat o yüzünü benden kaçırıyordu, benimle göz göze gelmek istemiyordu. Önce anlam veremedim. Sonra anladım ki bu çocuk haya, iffet ve edebinden yüzüme bakmıyordu, utanıyordu. Şaşırdım. Hayret ve hasretle seyrettim.

-‘’Yarabbi gençlikten ümidimizi kesmeye yüz tuttuğumuz bir zamanda, demek ki böylesi iffet ve ismet abidesi gençlerimiz de
varmış,’’ dedim.

Kalbinin nuru simasına yansımıştı adeta… Yüzündeki aydınlık bende şu ayete çağrışım yapmıştı.

‘’Onların nişanları alınlarındaki secde izindendir.’’

Secde ile süslü bir sima… Masum bir yüz…Selim bir yürekle karşı karşıya olduğumu o an hissettim…

Sonra gemiye bindik. O yolcu yoğunluğu içinde gözlerim hep Furkan’ı arardı. Her gördüğümde dalgın, durgun ve mahsun bir hali vardı. Yaşından büyük bir olgunluk üzereydi… Sanki bu dünya ile ilgili değildi… Nihayet Siyonist güçlerin gemiye saldırı saati geldi…Biz sabah namazı üzerinde iken o menfur ve melun baskın gerçekleşti. İşte tam o sıra Furkan elindeki kamera ile İsrail vahşetini görüntüleyip dünya Kamuoyuna taşımak için geminin güvertesine çıkıyor, çıkması ile birlikte alnından aldığı dört kurşun ile şehadet şerbetini oracıkta içi veriyor… Mutlu son…

Alnından tam dört kurşun…

Öncesinde secde izi, şimdi de şehadet izi… İki izi buluşturdu ve en güzele, sonsuz esenliğe yürüdü…

Furkan’ın şehadetinden sonra cebinden çıkan günlüklerini yazdığı blok nottaki şu cümleler, onun şehadet öncesi duygu dünyasını ne güzel yansıyordu;

-Şehadet şerbetine son saatler… Var mı daha güzel şey? Varsa o da sadece annemdir. Ama ondan bende emin değilim. İkisinin kıyası benim için çok zor. Şehadet mi, annem mi? Salon boşaldı şu ana kadar olmayan ciddiyet herkesi kapladı.

Önceleri bu cümlelerdeki ince ve derin duyguyu ve mesajı yeterince anlayamamıştım. Ne zaman ki Türkiye’ye döndük, şehitlerimizin taziyesi için yola çıktığımda Kayseri’ye de gittim. Furkan’ı babasından dinledim :

-Furkan nasıl bir çocuktu? Sorusuna babasının cevabı:

-Furkan 19 yaşında lise son sınıfta okuyan çok başarılı bir çocuktu. İki ay sonra üniversite sınavına girecekti, kendisinden Türkiye derecesi bekliyorduk. İslami hassasiyeti çok güçlü idi… Her sabah benimle birlikte sabah namazına kalkardı. Ben evde namaz kılıp yatağa geçerken o her sabah camiye gider cemaatle namazını kılardı. Bir gün Mavi Marmara gemisine katılmak için bizden izin istedi. Annesiyle oturup değerlendirdik. Doğrusu gitmesinden yana gönlümüz razı değildi. Üniversite sınavı bu kadar yaklaşmışken zamanlama uygun değildi… Ancak Furkan’a ‘’hayır ‘’ diyemedik… Çünkü 19 yıllık ömründe ne beni, ne de annesini hiç üzmemişti, kırmamıştı… Hiçbir isteğimize ‘’hayır’’ dememişti. Şimdi biz onun bu talebini nasıl reddedebilirdik? İçimize sinemese de kabul ettik, gönderdik gidiş o gidiş… Rabbine yürüdü…

Furkan’ın babasını dinlerken Furkan’ın zihnimdeki ve yüreğimdeki yeri daha bir mükemmelleşiyordu… Alnındaki secde izinin menşeine ulaşmıştım.

‘’Şehadet mi, annem mi?’’ sorusunun sırrını çözmüştüm. Anladım ki o güne kadar annesini hiç üzmeyen Furkan şehadeti ile annesini üzme endişesini yaşıyordu… Şehadetimle annemin sınavını zorlamış olur muyum, tedirginliğini taşıyordu…

Çünkü Furkan cennetin kılıçların gölgesi altında olduğunu bildiği gibi… Cennetin anaların ayakları altında olduğu bilincine de sahipti…

Mavi Marmara
olayından sekiz ay kadar sonra gemide birlikte olduğumuz İrlandalı aktivist Caoimhe Butterly isimli kız ülkesinden kalkıp Türkiye’ye geldi. Kayseri’ye gitti. Furkan Doğan’ın mezarını ziyaret etti. Mezarının başında kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu. Ayşe adını aldı. Tesettüre büründü. Basın mensupları duygularını sordular ve özellikle niçin Furkan’ın mezarı başında Müslüman olmayı tercih edişini…

-Furkan iyi bir insandı. İyi bir Müslümandı. Çok gençti. İnsanlık için hayatını feda etti. Bende Furkan gibi onurlu ve örnek bir Müslüman olarak hayatımı devam ettirmek istiyorum. Daha önce Filistin, Irak ve Lübnan’da birçok kişinin şehadetini gördüm, bunlar içerisinde beni en çok etkileyen Furkan oldu. 2003’de Rachael Corie ile birlikte Gazze’de bulundum. Rachael ile Furkan birbirine çok benziyordu.

Furkan, duruşu ile yüreklere yürüyen davetçi…

Ölümü ile ölü kalpleri harekete geçiren diriliş eri…

Furkan’ın mezarını ziyaret ettiğimde şehitlerin diri oluşunun ne anlama geldiğini o zaman daha iyi anladım… Furkan’ın kabrine gidip de mesaj almadan dönen var mı, bilmiyorum…

Gemide birlikte olduğumuz Vatikan’dan katılan başpiskopos Hillary Cabbucy o ilerlemiş yaşına rağmen Türkiye’ye geldi, Kayseri’ye Furkan’ın mezarını ziyarete gitti… O ziyarette basın mensuplarına şu açıklamayı yaptı.

-Furkan sadece sizin değil, bizim de şehidimizdir. Furkan’ın mücadelesini bizde sürdüreceğiz.

Gençliğin yüz akı bu gencin çekim gücüne ve güzelliğine bakın, kimleri etkilemiyor ki…

Furkan’ın izini sürdükçe onunla ilgili daha nice güzellikler gördüm ve duydum…

Furkan, Kayseri Fen Lisesi 1.sınıfta okurken bir gün babasından okulunu değiştirmesini istiyor ve isteğini yerine getiriliyor. Hisarcıklıoğlu Lisesine geçiyor, nedeni sonradan anlaşılıyor…

Okuduğu sınıfta kız öğrenciler Furkan’ı rahatsız edince , iffet ve haya timsali Furkan, çözümü okul değiştirmekle buluyor…Kirliliğe kapalı bir selim kalp…

İHL öğrencilerine yönelik bir konferansımda Furkan’la ilgili bu anımı anlatınca bir öğrenci heyecanla şöyle demişti:

-Aaa! Yusuf yaşıyor!

Elhak doğru Yusuflar aramızda…

Diğer bir öğrenci ise duygularını nemli gözlerle şöyle dile getirmişti:

-Hocam daha önceleri bize Mus’ab B.Umeyr’i anlatırdınız, ona ulaşamayacağımız bir uzaklıkta görürdük ama şimdi Furkan’ı anlattığınızda o bize yakın… O içimizden biri…

O şimdi gençlik için bir model… Bir merkez şahsiyet…Öncü ve örnek bir kimlik…


Babası Ahmet Doğan Bey’in şu cümlesi zaten her şeyi ortaya koyuyor:

-Furkan’a layık bir baba olmaya çalışacağım.

Bakalım bizlerde Furkan’ın yolunu sürdürebilecek miyiz?

Şehitlerimizden sonra şahitliğimize dönecek miyiz?

Milat

———————————-
Ramazan Kayan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI