Fransa`ya "Sarkozy bakmak" – (Akif Emre)

0
139

Polisin ya da askerin uzun silahlarıyla meydanlarda görünmemesi, olur olmaz yerde güvenlik bariyerlerinin olmaması, kimlik sorgusuna maruz kalınmaması Avrupalı devletlerin zayıf olduğu anlamına gelmiyor. Bilakis, devlet çok

Avrupa dışı ülkelerde Avrupa imajının en belirgin unsurlarından biri toplumsal hayata devletin müdahale etmediği, sokaktaki insanın asker ve polis baskısına/denetimine maruz kalmadığı, halkıyla devletin barışık olduğu bir resimdir. Önemli ölçüde doğru olmakla birlikte eksik bir resimdir bu tablodaki.

Polisin ya da askerin uzun silahlarıyla meydanlarda görünmemesi, olur olmaz yerde güvenlik bariyerlerinin olmaması, kimlik sorgusuna maruz kalınmaması Avrupalı devletlerin zayıf olduğu anlamına gelmiyor. Bilakis, devlet çok güçlü ancak, sözgelimi Ortadoğu`da olduğu gibi, kaba güvenlik tedbirlerine ihtiyaç duymayacak kadar potansiyel suçluyu, hatta sıradan vatandaşı takip edebilecek örgütlenme biçimine sahip.

Söz gelimi İngiltere`de polis silah taşımaz. Bu sembolik durum da, devletin vatandaşına bakış açısını, vatandaş-devlet ilişkisinde güvenlik sorununa nasıl yaklaştığını gösterir. Amerika`da polis olağanüstü yetkilere sahiptir ve ateş yetkisi hayli fazladır.

Türk Batılılaşmasının ve de modernleşmesinin kıblesi sayılan Paris`te ise durum farklıdır. Eyfel Kulesi`nin çevresinde ya da uluslararası havaalanının ışıltılı bekleme salonlarında, elinde uzun namlulu otomatik tüfeklerle, kamuflaj üniforması giymiş askerleri devriye gezerken görmek pek çok kişinin Batı algısını altüst edebilir.

“Uzun namlulu asker” imgesini Fransızların güvenlik algılarının derinliğine dair gösterge olarak okuyacak olursak; bu resmin temsil ettiği korkunun Fransız tarihinde izleri pekala bulunabilir. İngiliz modernleşmesi daha uzlaşmacı bir sentezi işaret ederken Fransızlar büyük kırılmalar yaşayarak bugüne geldi. Fransız Devrimi, getirdiği siyasal ilkeler kadar bir devrim olması ile de önemlidir. Oysa İngilizler bu dönüşümü çok daha önceden, daha yumuşak bir geçişle yaşamışlardı.

Daha modern döneme gelecek olursak; Fransız sömürge yönetimlerindeki uygulamaların sertliği, diğer sömürgecilere fark atar. Cezayir bağımsızlık savaşının bu kadar kanlı olması bir Fransız klasiğidir aynı zamanda.

Geçen hafta daha Paris`e adım atar atmaz, Fransız siyaseti üstüne görüşlerini sorduğum hemen herkes, seçim öncesi sürecin nasıl kritik bir dengede gittiğini, bu nedenle her an bu dengeleri etkileyecek, Fransızların yabancı düşmanlığına dayalı güvenlik kaygılarını harekete geçirecek olayların yaşanabileceğini söylediğinde abartılı bir komplo teorisiyle karşı karşıya olduğumu düşünmeden edemedim. Ne var ki, hafta başında bir okula açılan ateş sonucunda Yahudi 3 çocuk ve 1 öğretmenin öldürülmesi adeta seçim dengelerine dair dillendirilen teoriyi pekiştirir mahiyetteydi.

Sarkozy`nin Fransızların güvenlik kaygılarını seçim sürecinde nasıl oya tahvil edeceğinin ipuçları şimdiden kendini belli etmeye başladı bile. Her ne sebeple olursa olsun, Yahudileri öldüren zanlının, henüz yakalanmadan, El-kaide üyesi olduğu, Afganistan-Pakistan sınır bölgesinde ne türden silahlı eğitim aldığı, Gazze`de ölen çocukların intikamını almak için bu eyleme giriştiği çoktan açıklanmıştı bile! İçişleri Bakanı zanlının yakalandığını resmen ilan etmeden önce, başta İsrail olmak üzere, Sarkozy ve diğerleri durumu değerlendirmek için gerekli PR çalışmalarına başladılar.

Fransızlar daha çok Avrupa medeniyeti denilen misyonla kendi değerlerini evrenselleştiren, meşrulaştıran bir ulus. Ancak medeniyet götürdükleri Avrupa dışı toplumlara karşı uygulamalarında ne kadar bu değerlere sadık olduğu tartışılır.

Klasik oryantalist bakış açısıyla ötekileştirdiği Batı dışı toplumlar, sömürgeleri, Müslümanlar vb. artık kendi evlerinin içine girmiş durumda. Paris banliyölerinde yakılan arabalar Paris`i değil ama Paris`in ayrıcalıklı sahiplerinin konforunu bozmaktadır.

Fransa`da peş peşe gelen saldırılar, Fransızların sadece yabancı düşmanlığını tetiklemekle kalmayacak, aynı zamanda onları korkularının siyasete yansıyacağı bir ortama sürükleyebilecek gibi görünüyor. Sarkozy`nin gittikçe aşırı uçlara kayan dili ve aşırı sağcılarla koalisyon görüntüsü veren stratejisi için elverişli bir ortam oluşturdu son olaylar.

Libya saldırısında başı çekmekte acele eden Sarkozy ile evinin içinde seçim kampanyasını korku stratejisine dayalı kuran Sarkozy`ye destek veren Fransızlar ortak bir kaygıdan hareket ediyorlar: O da, hayat standartlarının eskisi gibi olmayacağı endişesidir. Kaynaklar kurudukça daha dışlayıcı, daha sert uygulamalara tanıklık edeceğiz demektir. Bu tutum, aralarındaki nüanslara rağmen Almanlar ve İngilizler için de geçerli. Daha açıkcası, bu durum kapitalizmin tam da evrenselleştiğini iddia ettiği bir süreçte tıkanmışlığı hakkında da önemli ipuçları vermektedir.

Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Akif Emre”]