Françoise Hollande`dan Jules Ferry`ye saygılarla! – (Kürşat Bumin)

0
132

Sosyalist Parti`nin adayı olarak seçime giren Hollande`ın da bu anlayış çerçevesinde saygılarını sunmak için seçeceği ilk isim herhalde Mitterrand olurdu diye düşünebiliriz. Çünkü Mitterrand, ülkesinde cumhurbaşkanlığı makamını sağın

Fransa`da cumhurbaşkanlarının göreve başlamalarının hemen ardından seçtikleri bir tarihsel kişinin kabri ya da anıtının önüne giderek “saygılarını sunmak” gibi bir âdetleri var. Söz konusu kişi tabii olarak cumhurbaşkanının dahil olduğu siyasi cenahtan birisi oluyor. Hollande`dan önceki iki cumhurbaşkanının General de Gaulle`e saygılarını sunmaları gibi…

Sosyalist Parti`nin adayı olarak seçime giren Hollande`ın da bu anlayış çerçevesinde saygılarını sunmak için seçeceği ilk isim herhalde Mitterrand olurdu diye düşünebiliriz. Çünkü Mitterrand, ülkesinde cumhurbaşkanlığı makamını sağın tekelinden çıkarmasının yanı sıra Hollande`ın siyaset sahnesinde rol alması yolunda kendisine ilk önemli desteği veren kişiydi.

Ama nasıl oldu ise “göçmenler” konusunun-sorununun merkeze yerleştiği bir seçim süreci sonucu Saray`a yerleşen Hollande, sözünü ettiğimiz seremoni için Marie Curie`nin yanında ülkesindeki “parasız, zorunlu, laik” Okul`un kurucusu olan III. Cumhuriyet`in eğitim bakanı Jules Ferry`yi seçti.

Buraya kadar –yeni cumhurbaşkanının Jules Ferry`ye karşı “Katolik okulu” savunan (eğer kalmışsa tabii ki) seçmenlerin antipatisini çekmek dışında- söz konusu seçimde bir problem yok diyelim… Ama bu seçim “parasız, zorunlu, laik” okulun kurucusunu selamlamakla bitmiyor ki… Hollande, aynı zamanda sömürgeciliği en ırkçı sözcüklerle savunmuş bir Jules Ferry`yi selamlamış oluyor aynı zamanda.

Bu çerçevede Hollande`a yöneltilecek soru şu olsa gerek: Bugün bizi Jules Ferry`nin “parasız, zorunlu, laik” okulun kurucu olması mı doğrudan ilgilendiriyor, yoksa III. Cumhuriyet`in bu önemli isminin Meclis`te yaptığı konuşmada “Açıkça belirtmek gerekir ki üstün ırkların aşağı ırklar karşısında bir hakkı vardır. Bu hak üstün ırkların aşağı ırklar için bir ödevi olmasından kaynaklanır. Üstün ırkların aşağı ırkları medenileştirmek ödevi vardır” diyebilmiş olması mı?

Selamlamaya koşarken hangisini esas alacağız?

Fransa cumhurbaşkanına Fransız siyasi tarihini hatırlatmak gibi gülünç bir hareket gibi değerlendirilmez ise şayet, Jules Ferry`nin küçük bir bölümünü aktardığım konuşmasına aynı oturumda eski bir cumhuriyetçi milletvekilinin (Jules Maigne) gecikmeden verdiği şu tepkiyi de hatırlayalım: “Bu sözleri insan haklarının ilan edildiği bir ülkede söylemeye cüret ediyorsunuz!”

İsterseniz, Clemenceau`nun tepkisini de hatırlayalım: “Bu sözlerinizi şiddetle protesto etmek için hep birlikte ayağa kalkmamış olmamızı anlamıyorum!”

Demek istediğim, önceki gün Hollande`ın önünde saygı ile eğildiği “cumhuriyetçi sömürgecilik”in en iyi temsilcisinin sömürgecilik teorisini o devirde de gecikmeden protesto edenler yok değildi. Cumhuriyet`in Demokrasi ile buluşması da onlar sayesinde olmadı mı zaten…

Hollande`ın başkanlık koltuğuna oturduğu gün Jules Ferry`e yönelmesi tabii ki çok tepki çekti. Sarkozy döneminin milli eğitim bakanlarından filozof Luc Ferry, Jules Ferry`nin sadece önde gelen bir sömürgeci değil aynı zamanda sömürgeciliği ırkçılık teorisi üzerine inşa eden birisi olduğunu söylüyordu. Martinik`ten bir seçilmiş, Hollande`ı desteklemiş de olan seçmenlerinin sömürgeciliğe ve asimilasyoncu laik okula karşı çıkan şair Aime Cesaire`ın her zaman anneleri, kardeşleri, kızları ve oğulları kalacağını hatırlatıyordu.

“Emperyalist ufuk dönemin entelektüel ufkuydu” diyerek Hollande`a yönelik kınamaları “anakronizm” olarak niteleyenler çıksa da, özellikle siyahlar ve eski sömürgelerden güçlü bir protesto yükseldi.

Jules Ferry`nin adı geçince yayınlanmış bir gençlik çalışmamın (“Batı`da Devlet ve Çocuk”) içinde yer alan “Fransız Devrimi ve Çocuk” başlıklı bölümüne tekrar göz attım. Tabii olarak Ferry`den de epeyce söz etmişim. “Okul`un sahibi kim olmalı?” çerçevesinde Cumhuriyetçiler ve Katolikler arasında Devrim`den hemen sonra başlayan mücadele bizim gibi Fransa`yı model alan ülkeler açısından özellikle ilgiye değer.

Yazıyı sözünü ettiğim bölümün son satırlarını alıntılayarak bitireyim:

“Kilise ve Devlet, her ikisi de okula büyük umutlar bağlamakta, ideolojilerinin en kolay ve etkili biçimde yeşereceği yer olarak küçük öğrencilerin kafalarını ve bedenlerini hedef almaktadır. Özledikleri toplumun küçük bir modelini önce özellikle ilkokullarda kurmak istemektedir. Bir ideolojik aygıt olarak Kilise`nin karşı-Reform`la keşfettiği okul, özellikle Fransız Devrimi ve sonrasında devletin de büyük umutlar bağladığı sihirli bir kurum haline dönüşüyor. Okulları Kilise adamları kurarken, devlet adamları kurmaya başlıyor. Çocukların Kilise`nin çocukları olmaktan kurtulup Devletin çocukları olmaları, onların özgür kılınmaları değildir. Nasıl toplumda yeni bir ideolojiyi bir diğerinin yerine iktidar yapmak tophlumu özgür kılmıyorsa, okuldaki ideoloji tazelemeleri de çocukları özgür kılmıyor.”

Bakıyorum da, “gençlik çalışması” olsa da, hiç de fena yazmamışım!..

Son söz: Görevi devralır almaz Jules Ferry`ye koşmak Hollande`a yakıştı mı?

Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI