Fıtrat Derneği Ticaret Ahlakı Programı

0
121

05 Mart 2013-22 Nisan 2013 tarihleri arasında alanında uzman eğitimci ve ilahiyatçı konuşmacıların sunacağı haftalık seminerler şeklinde yapılacak.

Fıtrat Derneği’nden esnaf ve ticaret adamlarına yönelik yepyeni bir program “Ticaret Ahlakı Programı” (TİCAP)

05 Mart 2013-22 Nisan 2013 tarihleri arasında alanında uzman eğitimci ve ilahiyatçı konuşmacıların sunacağı haftalık seminerler şeklinde yapılacak olan program sekiz seminerden oluşuyor. Program sonunda katılımcılara sertifika verilecek olan programın ilk konuğu Ramazan KAYAN hoca idi. Ticaret Ahlakı konulu seminere katılım yoğundu.

Programa Hikmet KAPLAN hocanın Kur’an tilavetiyle başlandı. Sonrasında Bilal AKVERDİ yapılacak olan programın içeriği hakkında katılımcılara bilgi verdi. Daha sonra da Ramazan Kayan Hoca sunumunu yapmak üzere konuşmasına başladı.

Seminerden önemli bazı başlıklar:

Sözlerine Al-i İmran 26 ve 27 ayeti kerimelerle başlayan Kayan konuşacağımız konuyu en net bir şekilde bu ayetler ortaya koyuyor. Teshir yasasını nasıl anlayacağız Allah her şeyi bizim emrimize verdi biz, mülke emanet olarak göreceğiz.

İnsanlar iki sınıftır yüzünü mala dönenler ve Malik el mülk’e dönenler.

Sahip olmak için çırpınanlar ve şahit olmak için mücadele edenler.

Olmakla sahip olmak, sahip olmadan önce olmak lazım kul olmak insan olmak.

Efendimiz hicret etinde yaptığı ilk birkaç şey dikkatimizi çekiyor.

1. Mescid 2. Kardeşleştirme 3. Medine pazarını kurmak. Yahudilerin elinde olan pazardaki hileleri görünce alternatif bir Pazar oluşturdu. 4. Medine vesikasını ortay koymuştur.

Eğer İslam’ı konuşacaksak İslam pazarsız mabetsiz olmuyor. Bir bütünlük içermektedir.

İslam mala mülke düşmanlıkla ortay çıkmıyor. Onu yönlendirir. Mallarınızla canlarınızla cihat ederler ayeti bunun göstergesidir.

Dikkat etmemiz gereken iki nokta:

1. Ticari hayattaki kazanımlarınızı kendinizden bilmeyeceksiniz
2. Bu konuda Allahın çizdiği sınırların dışına çıkmayacaksınız.

Müslüman’ın mal ile ilişkisini en güzel ortaya koyan örnek Hz. Süleyman örneğidir. “Benim sahip olduğum bu mülk bu ihtişam rabbimin bana bir Lütfu’dur.” diyor.
Zülkarneyn’de bu rabbimin bana bir rahmetidir diyordu. Kehf suresinde.

Karun ise benim bilgimin becerimin sayesindendir. Karunlaşmak serveti kendinden bilmektir.

Kalem suresinde bahçe sahiplerinden bahseden bir kıssa vardır. Bahçeleriyle büyüklenen servetiyle Allaha şirk koşan mülk üzerinden ahlaksızlaşan insanlar üzerinden nasıl bir musibetle bahçelerini kupkuru hale getiriyor.

Kuranı kerim ticareti gündemimize taşırken iki noktaya dikkatlerimizi çekiyor.

İki ayet, ticareten lentebur 2. Saf suresinde acıklı azaptan kurtaran bir ticaretin haberini vereyim mi der. Ticaretin uhrevi boyutuna dikkatlerimizi çeker.

İslam ticareti olumsuzlamaz. Ama bugün para din haline gelmiştir.

Paralı olmanın avantajı paracı olmanın marazı vardır.

Paranızı cebinizde, kasanızda, cüzdanınızda taşıyınız ama kafa ve kalbinizde taşımayacaksınız. Parayı koyacak yer bellidir.

Ticaretteki gelişim çocuktaki gelişim gibidir.

Dünyaya gelen çocuk önce eşya ile ilgilenir tek derdi oyuncaklardır, biraz büyünce şahıslarla kişilerle zatlarla ilgilenir annesiyle babasıyla dayısıyla teyzesiyle halasıyla vs. biraz olgunlaştıktan sonra fikirlerle düşüncelerle davasıyla ilgilenir.

Ticaret hayatı da…

Ticarette çocuklaşanlar eşya ile para ile mal ile ilgilenir biraz kıvam alınca şahıslarla kişilerle ilgilenirler olgunlaşınca fikirlerle davalarla ilgilenirler.

Buna göre biz ticaret hayatının hangi evresindeyiz? Emekleme evresinde mi? Doğrulma evresinde mi? Yürüme evresinde miyiz?

İnsan muhtaçtır Allah Samed’dir. İnsan ihtiyaç sahibi olduğu için çalışmak zorundadır. Peki, ihtiyaç nedir ihtiyaç listemizi kim belirliyor. Kapitalist düzen ihtiyaç listesini bizim için hazırlıyor.

Önce ihtiyaçlarımızı doğru belirlememiz lazım.

Türkiye de kitap ihtiyaç listesinde 124. Sırada yer alırken Avrupa da ilk 5arasında yer almaktadır.

Şuan kredi kartlı taksit ve borca özendirilme hızla yaygınlaştırılıyor.

Borçlanmak teslim olmaktır.

Din kelimesin karşılığı borç tur. Dinden uzaklaştırmak için deyn bataklığına bizleri sürüklendiriyorlar. Öyle ki dünyaya gelecek olan çocuklarımız borçlu olarak dünyaya geliyor. Bir an için Allah Resulü’nün şu örneği gözlerimin önüne geliyor. Efendimiz bir cenaze namazında borcu olup olmadığını soruyor birkaç kişinin alacağının olduğunu görünce geri çekiliyor ve ben bu namazı kıldırmam diyor sonrasında varisleri borcu üstlenince namazı kıldırıyor.

Birde mülk edinme de ve kazanmada özgürlüğün ünü git gide açılıyor. Sınırsız özgürlük sınırsız günah demektir. Sınır sız arzular sınırsız azgınlık demektir. Allahın verdiği her imkân aynı zamanda yeni bir imtihan demektir.

Ekonomiye yeni bir ayar vermektir. Sorun ayarsızlık ilkesizlik istikametsizlik değersizlik

İmkânlarımız bizi daha fazla insanlaştırması lazım kullukta daha da aktifleşmesi lazım ama değerlerimizden ödün vererek zenginleşiyorsak çamurlaşma başlamıştır.

Ebubekir ile Ebuleheb’in mal edinmelerindeki zihniyet bir birine zıttır.

Ebuleheb’e malı hiçbir fayda sağlamadı. Hem de eşiyle birlikte daha fazla daha fazla kazan diyen eşiyle birlikte. Eşlerimiz bizi frenlemeli kesinlikle bu evden zehir girer ama haram lokma asla girmeyecek diyen eşlerimizin olası bizi frenleyecektir.

Bir insan eğer takva ihlâs ile donanmadan para kazanmaya başlayınca zenginleştikçe önce arabasını sonra evini sonrada eşini değiştirirmiş derler.

İştahlarımız ve ihtiyacı ayırmak lazım, iştah şehvetten gelir, Al-i İmran 14 ayette insan gerçeğini ortaya koyuyor; araba şehveti ev şehveti para, altın, gümüş, arazi, kadın, makam şehveti vs. şehvet insanı cezbeden her şeydir.

Bunların hepsi bir nimettir şükrünü eda etmek lazım. Nimeti şükür ile temizlemek. Buna en güzel örnek Hz. Ebubekir’dir. Ölümden ötesine yatırımda bulunuyordu leyl suresi bundan dolayı onun ticaretini methediyordu.

Yaptığımız ticaretimizin amel defterine nasıl yansıyacağını iyi hesap etmemiz lazım. Paramıza para katmanın yolarını aradığımız gibi sevabımıza nasıl sevap kazanacağımızı da hesap etmemiz lazım.

Öteyi öncelemek, önemsemek maveraya müşteri olmak.

Bu noktada nerde durduğumuzu tespit etme noktasında şu kavramları bir daha gözden geçirelim:

Eğer Mead’ın yerini Meta almışsa kaygan zemindeyiz demektir.

Değerlerin yerine yararlar konuşuluyorsa zeminimiz çüktür.

Ukba’dan çok dünya bizi ilgilendiriyorsa, bereketin yerini gelir artışı almış ise, hele kazancın yerini karlı yatım almışsa, adaletin yerini kalkınma almışsa, kanaatin yerini rekabet almışsa, ecr’in yerini ücret almışsa zeminimiz kaygan demektir

İş hayatında piyasa kurallarımı belirleyici kulluğun gereklilikleri mi?

Takva örtüsünü mü başarı formasını mı önceliyoruz?

Ahlaklı olmak mı önemli iş bitiricilik mi?

Birtakım değerlere adanmak mı yoksa uyanıklık mı, hasbiliklimi hesabilik mi kalbi miyiz yoksa gözü açık olanlardan mıyız?

Gözümüz alış verişte mi alıp vermede mi?

Kardeşlik mi, kardaşlık mı?

Ma’bed merkezli bir hayat mı market merkezli bir hayat mı?

Refik olmak mı rakip olmak mı?

Tasadduk mu tasarruf mu? Ya istifçiyiz ya israfçıyız. Ama bizden istenen infakçı olmamız isteniyor.

Hazlarımız mı huşumuz mu?

Ve sonuç kazandıkça insan şikâyetçi olur. Duacı olamaz, çünkü hep kendisinden daha ileri olanlar vardır.

İslam âlimleri Müslüman’ın eşya ile ilişkisini üç başlıkta özetlemişlerdir.

1.Zaruriyyat  2.Haciyyat 3.Tahsiniyyat bu üçünde serbestsiniz fazlası ayakları kaydırır.

Zaruriyyat Zorunlu olan ihtiyaç, Haciyyat normal olan Tahsiniyyat ise bu ihtiyaçları giderirken estetiği gözetmek demektir.