Filistin’in devlet olması – (Beril Dedeoğlu)

0
87

Devlet olma hali, uluslararası ilişkilerin en sorunlu alanlarından birisidir. Kimi yerde ilan edilmiş bir devlet vardır, kimse tanımaz; kimi yerde herkesin tanıdığı bir devlet vardır, kendi vatandaşları tanımaz

Devlet olma hali, uluslararası ilişkilerin en sorunlu alanlarından birisidir. Kimi yerde ilan edilmiş bir devlet vardır, kimse tanımaz; kimi yerde herkesin tanıdığı bir devlet vardır, kendi vatandaşları tanımaz. Kimi devlettir, ama ülkesi yoktur; kiminin ülkesi vardır ama devleti yoktur. Bazısı devlet olacaktır ama işgal altında olduğundan statüsünü belirleyemez, bazısı zaten devlettir ama iktidarını belirleyemez.

Devlet kurma konusu kısmen halkların tercihlerine bağlıysa da, bu devletin var olduğunun onaylanması, başka devletlerin tercihlerine bağlıdır. Başka devletler ise, dünyanın siyasi haritasına bakarak her devletin ayrı renkle gösterildiği geniş fotoğrafta etrafı kırmızı hatla çevrilmiş yeni bir rengin katılmasının avantaj ve dezavantajına bakarak karar verirler. Bu durumda da o kırmızı kalın çizgi, yani sınırlar önem kazanır; toprağın paylaşımıyla güç dengeleri hesapların temelini oluşturur. Tabi bu durumda toplumların tercihleri kim bilir kaçıncı önemde görülür.

Dünyadaki tüm toprakların bağlı olduğu birer siyasal otorite olduğuna göre, yani her toprak hemen hemen bir devlete ait olduğuna göre, yeni devlet kurmak bir devletten toprak da dahil olmak üzere ayrılmak anlamına gelir. Bazen, kendisinden ayrılmak isteyene rıza gösteren devletler olur, bazen olmaz savaş yaşanır. Sorun, bunların sadece bazılarının başkalarınca meşru bulunmasında.

Tanıma-Tanımama

Çelişkili tutumları her devletin tarihinde bulmak mümkün. Özellikle bazı öyle yerler var ki, oralar söz konusu olduğunda neredeyse çelişkili davranmayan yok. Bu yerlerden birisi Filistin.

20. yüzyılın başında Filistin bölgesinde kaç devlet kurulacağı konu olmuştu; 2. Dünya Savaşı sonrasından itibaren ise, biri kurulup tanındığından diğerinin akıbeti tartışılmaya başlamıştı. Anlaşılan o ki, hala uluslararası güçler kararlarını verememişler. ABD’nin Filistin’in devlet olarak anılmasını istememe nedenleri açık, sürdürülebilir bir tutum olmasa da en azından İsrail ya da Filistin politikalarıyla tutarlı. Önce tarafların kendi aralarında uzlaşmasını sonra devlet kurulmasını istiyor; zira ortada öyle sorunlar var ki Filistin devlet olsa da olmasa da sadece İsrail isterse çözülebilir. Öte yandan İsrail’in razı olmasını beklemek için daha kaç yüz yıl bekleneceği de belli değil. Dolayısıyla ABD, devlet kurulmaması halini İsrail’i ikna etme süreci, baskı uygulayıp razı etme süreci olarak görüyor.

Öte yandan esas çelişkiyi AB’de görmek mümkün. Filistin’e siyasi olarak en fazla sahip çıkan, davayı siyaseten benimseyen ve Gazze’ye en fazla yardım yapan AB, Filistin’in BM’ye üye devlet olmak için başvurmasına engel olmaya çalışıyor. Zira Filistin başvurduğunda AB ülkeleri karar vermek zorunda kalacaklar. Ya, barış, kendi kaderini tayin, iyi komşuluk, istikrar ve siyasal yeniden yapılanma ilkelerini savunmaktan vazgeçecekler ya da İsrail’i karşılarına alacaklar.

Kıbrıs bağı

AB’nin çekincelerinin İsrail’i karşıya almaktan çok, Kıbrıs ile ilgili olduğu düşünülebilir. Zira Filistin’i devlet olarak tanımak demek, müzakerelerden sonuç alınamadığında toplumların kendi yollarına gitmesini kabul etmek demek, ki bu durum Kıbrıs’taki koşullara son derece benziyor. AB, Kıbrıs’ın işgal altında olduğunu ve kuzeyde de bir devlet değil bir kesim olduğunu savunuyor. KKTC ise bir devlet olduğunu ve işgal durumunun bulunmadığını ileri sürüyor. AB, Filistin’in işgal altında olduğunu ve bir siyasal otorite olduğunu savunuyor; Filistin ise işgal altında olduğunu ve artık devlet olmak istediğini beyan ediyor. AB, birine onay verdiğinde diğerinde ne yapacağını bilemiyor. Oysa, bu sürece Kosova’nın bağımsızlığını ve devlet haline gelmesini onayladığında girmişti. Türkiye’nin Filistin davasına neden bu kadar arka çıktığını sormaya gerek yok herhalde.

 Star

———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI