Filistin nerede? – (Tony KARON)

0
128

Filistinliler’le ihtilafı çözmek, İsrail’in ulusal gündemindeki öncelikler listesinden tamamen çıkmış durumda. Sağ partiler son on yıldır iktidarda ve yakın gelecekte de orada olacak gibi görünüyorlar. Bu sebeple toprak tavizlerine gerek yok

Evet, İsrail hükümeti Amerikan kamuoyunun yararı için bazı basmakalıp PR cümlelerini yeniden yayınlamış olabilir: “Başkan Abbas, İsrail ile barış ve Hamas ile barış arasında seçim yapmalı” ve bunun gibi şeyler. Fakat gerçekte onları endişelendiren, Doha’da kısa süre önce ilan edilen El Fetih-Hamas birlik anlaşması değil. Başbakan Benjamin Netanyahu’nın Filistinliler’e inandırıcı şartlar teklif edeceği yok. Sadece dış müttefiklerini mutlu etmek için, zaman zaman üstünkörü görüşmeler yapacak.

Amman’da gerçekleşen anlamsız son tur görüşmelerde çoğunlukla “barış” fikrinin esasen statüko olduğunu açıkça ifade etti: Neticede Filistin Otoritesi İsrail’le savaşmıyor ve buna tehdit oluşturan Filistinliler’i bastırarak güvenliğini koruyor. Netanyahu Filistinliler için, İsrail’in genişleyen “güvenlik duvarı”nın çizdiği sınırlara dayanan bir “devlet”i kabul etmekten mutluluk duyacaktır; fakat bu da kısa süre içinde olmayacak. Bu esnada radikal milliyetçi İsrail yerleşimcilerinin, hem işgal altındaki Filistin topraklarında hem de İsrail hükümeti üzerindeki pençesi durmadan daralıyor. Öyle bir noktaya geldi ki yakın gelecekte İsrail’in kayda değer herhangi bir yerleşimi tahliye etme olasılığı gittikçe azaldı. Uluslararası hukuka göre yasadışı olmalarına rağmen.

İsrail’in üstünde, ABD’nin aracılık ettiği görüşmelerde hiçbir avantaj sağlamayan Filistinliler’e toprak vermesi için hiçbir baskı yok. Ve uluslararası toplum ya İsrail’in uluslararası hukuku ve ABD ve AB ile vardığı mutabakatı ihlalleri ile yüzleşmeyi reddederek paralize oldu, ya da Arap ülkelerinin durumunda, Arap İsyanı’nın yarattığı daha acil problemler sebebiyle dikkati dağıldı. Kısaca Filistinliler radardan kaçtılar.

“Barış Görüşmeleri” Abbas ve İsrailliler arasındaki görüşmeler için tabii ki yanlış bir isim; Abbas son 20 yıldır İsrailliler ile savaşmıyor. Bunun yerine tarihin cilveleri, onu statükoyu idare etme rolüne hapsetmiş. 1967 sınırlarına dayanan bir devlete yolu hazırlayacak geçici bir yönetim olması düşünülen Filistin Otoritesi bunun yerine, İsrail kontrolü altındaki otoriter bir Filistin özerkliği şeklini aldı ve Filistinliler’in kendi yönetimlerini ele almasını sağlayarak işgalin yarattığı sürtüşmeyi azalttı.

Abbas güvenilir bir anlaşma sonunda, ABD’nin İsrail ile işbirliği yapmayı bırakacağını ummuş olabilir, fakat geç de olsa öğrendi ki iç politika Beyaz Saray’ı İsrail ile “uygun adım” yürümeye zorluyor. Artık Obama İsrail hakkında konuşurken Filistinliler’den bahsetmiyor bile. Onun yerine o da Netanyahu gibi İran’dan bahsediyor.

Filistinliler’le ihtilafı çözmek, İsrail’in ulusal gündemindeki öncelikler listesinden tamamen çıkmış durumda. Sağ partiler son on yıldır iktidarda ve yakın gelecekte de orada olacak gibi görünüyorlar. Bu sebeple toprak tavizlerine gerek yok. Şu anda mevcut durumun İsrail için hiçbir olumsuz tarafı yok. Araziler sakin, uluslararası toplum ise hareketsiz. İsrail büyük olasılıkla bu sene içinde Netanyahu’yu tekrar seçecek fakat ona karşı yarışan başlıca partiler bile Filistinliler’den bahsetmiyor.

Bu yüzden önerilen Hamas-El Fetih anlaşmasının içeriği ya gerçekleştirilecek ya gerçekleştirilmeyecek. Fakat her iki tarafın politik liderleri, gücü yeniden düzenleyip bölüştürmek için ağız dalaşı yaparken, büyük tehlike altındaki halka politik liderlik açısından pek fazla şey sunmuyorlar. Silahlı mücadele stratejisinin çok daha iyi silahlı bir düşmana karşı bir felaket olduğu ortaya çıktı; mevcut güç eşitsizliği temelinde İsrail ile sürdürülen iki taraflı görüşmeler çıkmaz sokak. “Dörtlü”, Avrupalılar’ın kendilerini onların aracılığıyla “birşeyler yaptıklarına” ikna ettikleri ayinsel bir saçmalık haline geldi.

Filistinliler arasında, şiddetsiz kitle gösteri eylemleri biçimindeki “halk” mücadelesi, Abbas tarafından olduğu kadar Meşşal tarafından da reklamı yapılan, sağduyu sayılır oldu ve uluslararası sivil toplumda kayda değer bir yankı yarattı. Şu anda bu seçenek genel olarak, yerel düzeyde İsrail duvarına ve yerleşimlerin genişlemesine karşı çıkan topluluklar tarafından veya İsrailliler tarafından tutuklanışını protesto eden Kadir Adnan’ın iki aydır süren ve devam etmekte olan açlık grevi gibi özel gayretlerle tatbik ediliyor. Ancak İsrailli yerleşimcilerin artan şiddeti arasında Filistinliler’in koşulları sürekli kötüleştiğinde bile, ulusal bir eylem planı mevcut değil.

Eğer Filistinliler’i tekrar konuşmanın merkezine koyacak stratejiyi sunamazlarsa, Filistin Otoritesi hükümetinde kimin hangi koltukta oturduğu veya El Fetih ve Hamas’ın iktidarı aralarında nasıl paylaşacakları ve hatta paylaşıp paylaşamayacakları önem taşımıyor olacak. Şu anda Netanyahu için onları gözardı etmek fazlasıyla kolay.

* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.


———————————-
Tony KARON
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI