Filistin devletini tanımak – (Joseph Massad)

0
129

Barack Obama`nın Filistin’i biçimsiz bir coğrafya ve egemenliği olmayan mini bir devlet olarak tanımayı hararetle reddetmesinde ve Filistinlileri cezalandırmayla tehdit ederken

Barack Obama`nın Filistin’i biçimsiz bir coğrafya ve egemenliği olmayan mini bir devlet olarak tanımayı hararetle reddetmesinde ve Filistinlileri cezalandırmayla tehdit ederken bunu tanımaması için dünya toplumuna da baskı yapmasında tehlikede olan nedir? Obama`nın Filistin’in tanınmasını reddiyle onun İsrail’i “Yahudi devleti” olarak tanımaktaki ısrarı ve Filistinliler ve Arap ülkelerin de öyle yapmasını istemesi arasındaki ilişki nedir?

BM’nin, ister Filistin Otoritesi’ne (FO) işgal altındaki devlet hükümeti ve gözlemci statüsünde devlet durumu bahşetsin ya da bunu yapmayı reddetsin, çıkan her sonucun İsrail’in menfaatine olacağını vurgulamak önemlidir. Şehirdeki en önemli oyun hep İsrail’in menfaatine olmuştur ve açıktır ki, ABD ve İsrail’in onayı olsun ya da olmasın, hangi strateji uluslararası destek elde etmişse İsrail’in menfaatlerini bir öncelik olarak teminat altına alması gerekir. BM oylaması da buna iyi bir örnektir.

Muhtemel sonuçlar

Şimdi, oylamanın muhtemel iki sonucunu ve bunların nasıl İsrail menfaatlerine yarayacağını ele alalım.

Halen sürmekte olan Arap ayaklanmaları, Filistinlilerin işgale son verilmesi gerektiğine dair beklentilerini arttırdı ve FO’nun İsrail’le olan geçici anlaşmalarını zora soktu. Ayrıca, Filistinlilerin tabanında İsrail işgaline karşı direniş hususundaki faaliyetlerin artmasıyla FO, Filistin mücadelesini, kontrol edemediği ve kendisini devirebileceğinden korktuğu halk seferberliğinden uluslararası hukuki arenaya çevirmeye karar verdi. FO, halktan yargıya doğru olacak bu yön değişikliğinin Filistinlilerin siyasi enerjilerini hareketsiz hale getireceğini ve bunu FO’nun varlığı için daha az tehdit teşkil eden bir arenaya yerleştireceğini ümit ediyor.

FO kendisini, İsrail işgalinin iş birlikçisi rolünde gördüğü ABD tarafından terk edilmiş hissediyor ve kendisini nihai bir hedef arayışı içinde olmayan “barış süreci”nde donmuş hissediyor. FO siyasetçileri, olumlu sonuçlanacak bir oylamanın FO’ya daha fazla siyasi güç sağlayacağı ve Batı Şeria’da (ama Doğu Kudüs ya da Gazze’de değil. Çünkü ne İsrail ne de Hamas FO’ya boyun eğmek istiyor) hakimiyetlerini maksimize edecekleri ümidiyle, Amerikalılar ve İsraillileri zor duruma düşürmek için BM oylamasını seçtiler. BM, FO’nun arzusunu yerine getirir ve onu gözlemci statüsünde bir üye devlet olarak kabul ederse, FO bu kez BM sözleşmesi, Cenevre Sözleşmeleri ve sayısız uluslararası anlaşma ihlallerini durdurmak için İsrail’i uluslararası arenada zor duruma düşürebileceğini savunuyor. FO sonra sadece üye devletler için hazır olan hukuki araçları kullanarak, kendisini “bağımsızlık” vermeye zorlamak için İsrail’e uluslararası bir şekilde meydan okuyabilir. İsraillileri en çok endişelendiren, BM üyesi bir devlet olması halinde Filistin’in İsrail’e hukuki açıdan meydan okuyabilecek olmasıdır.

Buna rağmen bu mantık yanlıştır. Çünkü Filistinliler tarih boyunca hep İsrail’e meydan okumak için hukuki araçlardan mahrumdular. Bunun aksine, 1948’den bu yana hem Genel Kurul hem de Güvenlik Konseyi’nde olmak üzere BM’nin sayısız kararıyla İsrail’e karşı uluslararası araçlar faal hale getirilmiştir. Son olarak Uluslararası Adalet Divanı’nın Ayrılıkçı Duvar vakasında kullanılmasından bahsetmeye ise gerek yok. Problem hiçbir zaman Filistinlilerin uluslararası hukuk ya da hukuki araçları kendi taraflarına çekmeye yetenekli ya da yetersiz olmaları olmadı. Buna karşılık problem, ABD’nin uluslararası hukukun yargılama yetkisinin İsrail’e uygulanmasını, veto yetkisini kullanarak bloke etmesidir. ABD, söz dinlemeyen bu dışlanmış ülkeyi adaletin önüne çıkarılmaktan korumak için tehdit ya da koruyucu tedbirlere başvuruyor. ABD İsrail’i savunan ve Filistinlilerin haklarına karşı olarak BM Güvenlik Konseyi’nde 41 kere veto yetkisini kullanmıştır. Bu durumun, Filistin gözlemci statüsünde BM’ye üye olursa nasıl değişeceği belli değil.

Doğru, FO İsrail’e karşı daha fazla uluslararası hukuki baskı ve müeyyide getirebilir, İsrail’in Filistin devletinin haklarını ihlal etmesine karşı uluslararası kurumların hüküm vermesine yol açabilir. FO, İsrailli politikacıların “savaş suçluları” olarak uluslararası hareketlerini daha tehlikeli de yapabilir. Bu da İsrail’in uluslararası ilişkilerini daha da zorlaştırır. Ama bu nihayette ABD tarafından bu tür etkilere karşı hep korunduğu gibi yine tamamen korunacak olan İsrail’i nasıl zayıflatabilir?

BM oylamasının anlamı

Filistinlilerin İsrail`i yargı önüne çıkararak kazanacakları bu farazi güç artışı, gerçekte Filistin halkına muazzam bir maliyetle olacaktır. BM, FO`ya devlet statüsü verilmesi kararını alırsa bunun hemen birkaç anlamı olacaktır:

(1) FKÖ BM`de Filistin halkını temsil etmeyi kesecek, farz edilen devletlerini temsil etmek üzere FKÖ`nün yerini FO alacak.

(2) Tüm Filistinlileri (tarihi Filistin ve diasporada 12 milyon civarında) temsil eden ve 1974`te BM`de Filistinlilerin “tek” temsilcisi olarak tanınan FKÖ, kırpılarak sadece Batı Şeria`daki Filistinlileri (2 milyon civarında) temsil eden FO`ya dönüşecek. Bu, hiçbir işe yaramayan menfur “Cenevre Anlaşmaları”nın ortaya koyduğu bir vizyondu.

(3) Bu, BM kararlarıyla belirtildiği üzere Filistinli mültecilerin evlerine dönüş hakları ve tazmin edilmelerini siyasi olarak zayıflatacaktır. FO, mültecilerin Filistin devletini kurma “ümitlerini” onlar pahasına temsil ettiğini iddia etse de mültecileri temsil etmiyor. Gerçekten bazı uluslararası hukuk uzmanları, bu durumun Filistinlilerin birlikte geri dönüş hakkını yürürlükten kaldırmaya bile yol açabileceğinden korkuyorlar. Keza bu, İsrail vatandaşı Filistinlileri de haklarından yoksun bırakacak. Bunlar, emrivaki bir Filistin devletinin mevcudiyetiyle İsrail`de kurumsal ve hukuki açıdan ırkçılıkla karşı karşıyalar. Bu sadece İsrail`in, Yahudilerin bir devletlerinin olduğu, şimdi Filistinlilerin de bir devletlerinin olacağı, eğer İsrail`deki Filistinli vatandaşlar mutsuzlarsa, ya da İsrail`de üçüncü sınıf olmaktan mutlu da olsalar, Filistin devletine gitmeleri ya da ne şekilde olursa olsun gitmeye zorlanmaları gerektiği iddialarına itibar kazandırır.

(4) İsrail, BM`de Filistin devleti lehinde bir karardan kısa bir süre sonra ortaya çıkıp, İsrail`in verebileceği ve FO devleti için temel olacak tüm toprakların, halen FO`nun kontrolünde olan (Batı Şeria`da küçük bir alan) toprak olduğunu bildirebilir. İsrailliler Filistinlilerin egemenliğe, orduya, sınırlarını kontrol imkanına, su kaynaklarını kontrol etmeye, dönmelerine izin vereceği mültecilerin kontrolüne, hatta Yahudi yerleşimci kolonilerinin yargılanması imkanına sahip olamayacaklarını hatırlatmaktan hiç yorulmayacaklardır. Gerçekten İsrailliler zaten BM`de kendilerini “savunma” hakları ve güvenliklerini koruma hedeflerini başarmada gerekli olduğunu düşündükleri her yola başvurma konularında garantiler elde ettiler. Kısacası FO, aynı İsrail ve ABD`nin 20 senedir vermeyi taahhüt ettiği Bantustan devleti gibi olacak.

(5) ABD ve İsrail ayrıca, çok sayıdaki müttefikleri vasıtasıyla, böyle bir devletin İsrail`deki “Yahudi Devleti”yle yan yana barış içinde yaşaması gerektiğini belirterek FO devletinin BM`de tanınması projesinde bir “uzlaşma” dili enjekte edebilir. Bu da İsrail`in Yahudi devleti olma “hakkını”n BM`de tanınması şeklinde önemli bir sonuç doğurur. Şimdiye kadar, ABD hariç BM ve uluslararası toplum bunu tanımayı reddetmişti. Bu, var olmayan, hayali Filistin devletinin BM tarafından tanınmasıyla, gerçekte var olan ama hukuki ve kurumsal açıdan Yahudi olmayanlara ayrımcılık yapan İsrail devletinin BM tarafından “Yahudi devleti” olarak tanınması arasında doğrudan bir bağ kuracaktır.

(6) ABD ve İsrail olumlu yöndeki bir oylamadan sonra, üye devlet olarak belli siyasi taleplerde bulunurken FO`nun Hamas`la son uzlaşma anlaşmasını feshetmesi gerektiğinde ısrar edecektir. Buna ilaveten, ABD ve İsrail`in terörist grup olarak kabul ettiği Hamas`la ortaklık yaptığı için FO`nun başına müeyyideler de gelebilir. ABD Kongresi zaten FO`yu cezalandırma tehdidinde bulundu ve Filistin`i Küba, İran, Sudan ve Suriye`nin de dahil olduğu “Terörizmi Destekleyen Devletler” listesine eklemesi için Obama yönetimine baskı yapmakta hiç tereddüt etmeyecektir.

Tüm bu altı sonuç, İsrail menfaatlerini hudutsuz derecede geliştirecektir. İsrail`e sıkıntı verecek tek şey FO`nun uluslararası hukuk ve kanuni yargılamanın İsrail`e de uygulanmasını talep edebilecek olmasıdır. Bununla beraber, ABD her dönemeçte bu teşebbüsleri önleyecek ve bunun etkilerinden İsrail`i koruyacaktır. Kısaca, bazı ciddi ama pek de zarar verici olmayan sıkıntılar pahasına İsrail`in menfaatleri azami derecede artacaktır.

Muhtemel ikinci sonuç, yani ABD vetosu ve/veya ABD`nin baskı yaparak ya da kollarını bükerek onlarca ülkenin FO teşebbüsünü Genel Kurul`da reddetmesini sağlaması, bunun sonucunda da FO devletinin tanınmasının başarısızlıkla neticelenmesi de yine İsrail`in menfaatine olacaktır. Sonu gelmeyen “barış süreci” çok daha sert şartlar ve FO`nun meydan okumasıyla canı sıkılan öfkeli bir ABD`yle devam eder ve FO, daha kötü olmayacaksa bile bugünkü noktasına geri döner. Başkan Obama ve gelecek ABD yönetimleri Filistin Bantustanı`nın “iktisaden yaşayabilir” Filistin devleti olarak şimdiye kadar hep ertelenen tanınması karşılığında İsrail`i Yahudi olmayanlara kanunen ayrımcılık yapmaya hakkı olan bir “Yahudi devleti” olarak kabul etmeleri için FO ve Araplara baskı yapmaya devam eder. Böyle bir Filistin devletinde neoliberal Filistinli iş adamları uluslararası yardımlar ve yatırımlarla kâr elde edebilirler.

Her iki sonuç da Filistin halkının sömürge durumu, ayrımcılığa maruz kalması, baskı görmesi ve sürgün edilmesinin devamına yol açar. BM oylamasıyla ilgili olarak koparılan tüm bu gürültüler, nihayette bu iki senaryodan hangisinin İsrail menfaatleri için daha iyi olduğu hakkındadır. Filistin halkı ve onların menfaatleri bu denklemin bir parçası bile değildir.

Şu halde BM nezdinde masadaki soru, BM`nin Filistin halkının, 1947`de BM Taksim Planı ya da 5 Haziran 1967 Yeşil Hat sınırları içinde bir Filistin devleti olarak hakkını tanıyıp tanımaması gerektiği değildir. Taksim Planı, tarihi Filistin`in yüzde 45`inin, diğeri tarihi Filistin`in yüzde 22`sinin Filistinlilere verilmesini öngörüyordu. BM tanınması nihayette, İsrail`deki, diasporadaki, Doğu Kudüs`teki ve hatta Gazze`deki Filistinlilerin büyük çoğunluğunun haklarının reddi, sadece Batı Şeria`daki bazı Filistinlilerin haklarının, tarihi Filistin`in topraklarının yüzde 10`undan az bir kısmındaki Bantustan’da tanınması anlamına geliyor. İsrail her iki sonucu da kutlayacaktır.

Kaynak: El Cezire

Dünya Bülteni için çeviren: Emin Arvas

———————————-
Joseph Massad
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Joseph Massad”]