‘Felaket senaryosunu önlemeye çalışıyoruz…’ – (Ardan Zentürk)

0
103

İngiltere ve Fransa’nın aceleciliğinde, NATO kuvvetleri Libya’ya müdahale kararı aldıklarında, ülkedeki iç çatışmalarda 1.500 kişi ölmüştü.

İngiltere ve Fransa’nın aceleciliğinde, NATO kuvvetleri Libya’ya müdahale kararı aldıklarında, ülkedeki iç çatışmalarda 1.500 kişi ölmüştü. Karar, diktatörlük rejiminin tehdidi altındaki masum sivilleri korumak maksadıyla alındı. Bir anda alevlenen savaş sona erdiğinde ölü sayısı 20 bin olmuştu!.. Bazı kaynaklar, bu rakamın 40 bini aşmış olabileceğini savunuyor. Yaşanılan bu örnek, Türkiye’ye çok özel bir görev yüklemiş durumda. Nerede? Tabii ki Suriye’de…

Türkiye’nin, üzerindeki baskılara direnerek Suriye sınırında tek taraflı “güvenlik bölgesi” oluşturmayacağının anlaşılması üzerine yine Fransa devreye girmiş durumda. Ankara’daki diplomatik kaynağımız bakın ne diyor:”Amerika ile Fransa Suriye içinde insani güvenlik koridoru denilen bir kavram gündeme getirdiler ama yaptıkları açıklamadan kimse bir şey anlamadı. İstedikleri Türk sınırından içeri doğru insani yardımın akışını sağlamaksa bu konuda karar makamı Birleşmiş Milletler… Oradan, Suriye’nin içişlerine müdahale anlamına gelebilecek bir kararı çıkarmaları ise, Rusya unsuru nedeniyle çok zor. O zaman hedef ne?”

Ama anlaşılan, Türkiye ile Fransa’nın Libya olayında olduğu gibi bir kez daha, “aynı cephede görünseler bile aralarında ciddi siyasi farklar taşıyan iki ülke olacakları…” Pekiyi Rusya? “Kaynak” şunları söylüyor:”Ruslar, Suriye’yi Ortadoğu’daki son kaleleri olarak görüyor bu nedenle kayıtsız-şartsız destekliyorlar. Kendilerine yaşanılan trajediyi aktardık, bize sadece Suriye ile konuşuyoruz diyorlar o kadar. Konuşmakla hiçbir şey olmaz, onlar da biliyor…”

Belli ki, Türkiye, Suriye konusunda zorlu bir döneme giriyor. Rusya ve İran ile yakın geçmişte yaşanılan sıcak havanın dağıldığı, “stratejik işbirliği” gibi yüksek kavramların yerini karşılıklı güvensizliğe bıraktığı görülüyor. Pekiyi, Türkiye, Suriye konusunda bu ölçüde riski neden alıyor?

“Yalnız biz değil, Arap Birliği de Suriye konusunda risk alıyor. Biliyorsunuz, Birlik Suriye’nin üyeliğini askıya aldı, şimdi de yürürlüğe konulacak ekonomik önlemleri değerlendiriyor. 18 Arap ülkesiyle Türkiye birlikte hareket ediyor. Irak, İran’ın etkisi ve Yemen benzer sorunları yaşadığından, Lübnan da Şam ile geleneksel ilişkiler nedeniyle Cezayir ile birlikte bu işin ters cephesindeler. Arap Birliği’nin ana hedefi Türkiye ile aynı: Suriye’de Libya tarzı silahlı bir iç çatışma yaşanmaması, meselenin dış müdahalesiz ve savaşsız çözümlenmesi. Çünkü Libya’daki büyük kayıp herkesi kendine getirdi. Irak’ta olduğu gibi, bölünme korkusu yaşayan bir Suriye de istemiyoruz. Bütün aldığımız risk, Suriye yönetiminin ekonomik baskılar sonucunda geri adım atması, çözümün barışçı yollar ile sağlanması için. Her şeyin kontrolden çıktığı Suriye’ye askeri müdahale gelir ve İran’ı da hesaba katarsak, Türkiye açısından bu tür bir gelişme siyasi ve ekonomik açıdan büyük bir tehlike oluşturur… Derdimiz felaket senaryosuna dur demek…” Diplomatik kaynak böyle söylüyor.

Türkiye’nin işi hayli zor…

DİPNOTLAR

1. Tunus’tan sonra Fas’ta da “ılımlı İslam siyasetin temsilcisi” olarak değerlendirilen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en çok oyu alması dikkat çekici. Kuzey Afrika’da “İslam-demokrat” hareketlerin belirgin bir yükselişi var ve Başbakan Erdoğan’ın, bölgeye gerçekleştirdiği gezide yapmış olduğu “laiklik” vurgulamasının önemi her geçen gün biraz daha küresel anlam kazanıyor.

Mısır’daki durum biraz karışık. Mübarek Amerika’nın adamıydı, son kullanma tarihi geçmişti, gitti. Yerine gelen askeri yönetim ise pek gitmeye niyetli değil gibi ve sokaktaki insan tarafından yine Amerika’nın cuntası olarak değerlendiriliyor. Askerler direndikçe, Mısır devrimi giderek radikal bir anti-batı çizgiye kayacak ve bu gelişme Ortadoğu’daki bütün dengeleri kökünden sarsacak.

Dünya stratejisi açısından vahim gelişme ise, NATO kuvvetlerinin dost ateşiyle 26 Pakistan askerini şehit etmesi. Pakistan-Amerikan ilişkisi zaten zoraki gidiyordu, kopma noktasına geldi. Tıpkı Mısır gibi, Pakistan da yakın gelecekte “anti-Batı” cepheye katılırsa, bütün stratejik değerlendirmelerin yeniden yazılması gerekecek.

 Star


———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI