Euro neden uçamıyor? – (Paul KRUGMAN)

0
155

hangi açıklar kapatıldı? Vergi Politikaları Merkezi yapabileceği en Romney dostu varsayımı yapmış: O temel genişletme mümkün

ECBBaşkanı, Euro’yu yaban arısına benzeterek, “Uçamıyor olmalıydı ancak uçuyor” demişti. Ancak o yaban arısı merkez ülkelerden çevre ülkelere devasa kapital akışları sayesinde uçmayı beceriyor.

MarIo Draghi’nin Londra’daki bir yatırım konferansında yaptığı açıklamalar ve ardından gelen piyasa hareketlenmesine dair yağmur gibi haber yağdığını düşünürsek, Avrupa Merkez Bankası (ECB) başkanının aslında ne dediğine dair bu kadar az değinilmesi aslen tuhaf. Haberlerde okuduklarınızdan daha da tuhaf konuşmuş aslında; bir de ağlamaklı bir havası var.

İşte size 26 Temmuz’daki o konuşmadan dikkatimi çeken bazı cümleler: “Euro bir yaban arısına benziyor. Bu doğanın bir mucizesi çünkü uçamıyor olmalıydı ama uçuyor. Yani Euro da yıllar boyu gayet güzel uçmuş bir yaban arısı.

Ve şimdi (bence burada insanların ‘bu nasıl oldu’ diye sorması gerekiyor-Krugman) muhtemelen atmosferde, havada bir şey vardı ve finansal krizden sonra ne olduğunu biliyoruz. Yaban arısı artık gerçek bir arı olmak zorunda. Şu anda yaptığı da bu.”

Draghi bundan epey sonra “ECB Euro’yu kurtarmak için ne gerekiyorsa yapacaktır” açıklamasında bulunuyor. Herkesin üzerine atladığı açıklama bu ama pek bir anlam ifade etmiyor olabilir.

Mevzu şu ki, o yaban arısının uçmayı nasıl becerdiğini gayet iyi biliyorduk: Merkez ülkelerden çevre ülkelere devasa kapital akışları sayesinde. Bu durum da çevre ülkelerde enflasyon patlamasına yol açtı ve (1990’lar sonunda sakin seyreden) Alman ekonomisine rekabet gücü bazında büyük bir katkıda bulundu. Acılı bir deflasyon süreci olmaksızın gerçekleşen ticaret fazlası atışına dikkat.

Bu da, dolayısıyla, Euro Bölgesi’nin tamamında mütevazı enflasyon anlamına geldi: 1999-2007 arasında yüzde 2’nin az üstünde.

Arıyı havada tutmak için aynı çizgide tersten hareket etmek de gerekir: Almanya’da bir enflasyon patlaması olur ki çevre ülkeler yıkıcı deflasyon ile yüzleşmeden rekabet güçlerini yeniden kazanabilsinler. Ayrıca, bu durum daha yüksek düzeyde bir enflasyon gerektir; hem gereken ayarlamanın daha büyük olmasından hem de çevre ülkelerin Euro Bölgesi gayrisafi hasılasındaki payının küçük olmasından dolayı. İşte bu yüzden genel enflasyon, görece düzenlemeyi sağlamak için daha yüksek olmak durumundadır.

Böyle bir şey olduğu yok. Almanya’nın tam istihdama yakın olduğu söylenebilir ama enflasyon patlamasına değil: öngörülen Euro Bölgesi enflasyonu yüzde 1’den az gözüküyor.

Gerçek bir arıya dönüşmeye gelirsek, onun için gereken zaman Avrupa’nın sahip olmadığı bir şey.

Arka plan: AVRUPA MERKEZ BANKASI

Hayal kırıklığına uğramış yatırımcılar

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi’nin 26 Temmuz günü Londra’da gerçekleşen bir konferansta yaptığı konuşma, pek çok yatırımcı tarafından bankanın yakında sıkıntıdaki ülkelere artan borçlanma bedelleriyle mücadelede yardım amaçlı olarak devlet tahvili satın alacağının sinyali olarak algılanmıştı. “ECB, Euro’yu kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdır” diyen Draghi, şöyle devam etmişti: “Ve bana inanın ki yapacaklarımız yeterli olacaktır.” Bankadan cesur bir müdahale bekleyen global piyasalar harekete geçtiler. Euro, dolar karşısında değer kazandı ve İspanyol ile İtalyan tahvil getirilerinde keskin düşüşler oldu.

Ancak bir hafta sonra, pek çok yatırımcı ve yorumcu bankadan bir kurtarma planı bekliyorken Draghi bu yöndeki umutları boşa çıkardı. ECB yönetim konseyinin 2 Ağustos’taki 23 üyeli toplantısının ardından bir basın toplantısında konuşan Draghi, devlet tahvili satın almalarının ihtimal dışı olmadığını ancak bunu sadece hükümetler yardım talep ettikten sonra ve Avrupa Kurtarma Fonu zaten devreye girmişse yapacaklarını söyledi. Draghi ayrıca, Alman Bundesbank Başkanı Jens Weidmann’ın konseyde ECB müdahalesine karşı tek üye olduğu bilgisini de verdi.

Hayal kırıklığına uğrayan yatırımcılar İspanyol ve
İtalyan tahvil getirilerini kısa sürede tekrar yükselttiler.

“Piyasaları yanlış yönlendirdi.” Bu yorum Alman Commerzbank Baş Ekonomisti Jorg Kramer tarafından International Herald Tribune muhabiri Jack Ewing’e yapıldı. “Cevap veremeyeceği düzeyde yüksek beklentiler oluşturdu.”

Ewing, yazdığı analizde şu satırlara yer verdi: “Yatırımcılar gerçeklerle yüzleşiyor da olabilir. Bankanın İspanya ve İtalya’nın borçlanma bedellerini düşürme çabalarına karşı Almanlar’ın tahvil satın almaya muhalefete devam etmeleri sürpriz olmaz.”

Mitt Romney’den Polonya’ya hatalı övgü

MItt Romney, yurt dışı gezisinin üçüncü ayağında Polonya ekonomisine övgüde bulundu: “Ekonomistler bugünün Polonya’sından bahsederken acı verici kronik sorunlardan değil, bu ülkenin nasıl bireyi güçlendirdiğini, devletin baskısını azalttığını ve tüm Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu söylüyorlar.” 31 Temmuz günü Romney, Varşova’da yaptığı konuşmada böyle dedi.

İsrail’in sağlık hizmetlerinden bahsederken yaptığı gaf kadar büyük değil aslında ama bu da yanlış.

Öncelikle, Polonya’da özünde Birleşik Devletler’dekinden daha büyük bir devlet yapısı var. 2007 yılında (yani kriz öncesinde) Polonya devleti gayrisafi milli hasılanın yüzde 42’sini harcamış ki bu oran ABD için yüzde 37. Ayrıca, Romney ne derse desin, devletin küçülmesine yönelik bir görünür bir eğilim de mevcut değil. Polonya’nın gayrisafi milli hasıla bazındaki 2007 harcamaları ile 2000 harcamaları arasında da pek bir fark yok. Ha, unutmadan, Polonya’da herkesi kapsayan bir sağlık sistemi de var.

Bunun da ötesinde, Polonya’nın çoğu Avrupa ülkesine kıyasla krize göreceli olarak daha dayanıklı oluşunun iyi bir açıklaması da var: Para biriminin değer kaybetmesi ya da Cumhuriyetçiler’in deyişiyle para biriminin değerini alçaltmak (sayfada gördüğünüz tablodaki yükselmenin Zloti’de düşüş demek olmasına dikkat).

Çevre ülkelere kapital akışı sürerken Polonya bunu enflasyon ile değil, para biriminde değer artışı ile karşıladı ve kapital akışı kesildiğinde ise ‘iç devalüasyon’ ile sürünmek yerine para biriminin değerini düşürdü ve rekabet gücünü çabucak geri kazandı.

Yani aslında Polonya’nın başarısı (a) büyük devlet yapısının o kadar da kötü bir şey olmamasına ve (b) para biriminin değerini düşürmenin bazen iyi bir şey olmasına dayanıyor.

Romney’ye dersine çalışması gerektiğini söyleyen kimsesi yok mu?

Dooh Nibor/Tersten Robin Hood

Vergi Politikaları Merkezi’nin yeni raporlarından biri (taxpolicycenter.org adresinde bulabilirsiniz) haklı olarak çok tartışıldı. Mevzubahis rapor, Mitt Romney’in vergi stratejisinin dağıtım çıkarımlarının ‘Dooh Nibor’ (tersten Robin Hood) sonucu vereceğini gösteriyor. Başkan Obama rapor hakkında konuşuyor, Romney ise tahmin ederin raporu ‘liberal bir grubun işi’ olarak görüyordur.

Akla gelen soru şu: Vergi Politikaları Merkezi (son derece tarafsız bir kurumdur) bu sonuca varmak için şüphe kaldırır varsayımlarda bulunmuş olabilir mi? Başka bir bakış açısıyla yapılan varsayımlar Romney stratejisini daha iyi gösterir miydi? Cevap hayır; merkez, Romney’ye adil davranmak için elinden geleni yapmış. Analistlerin izlediği sistem şu: Romney’nin gelir vergisinde gideceğim kesintileri vergi tabanını genişleterek dengeleyeceğim sözünü doğru varsaymışlar. Üzerine finansal yatırımlardan gelen gelirleri ve şirket ortaklarının aldıkları senelik karı standart gelirmiş gibi vergilendirmeyeceğini de varsaymışlar çünkü Romney çok net bir biçimde yatırı
m üzerindeki vergilerin arttırılmasına karşı çekiyor. Vurguladıkları nokta ise şu: Bu tür gelirleri denklemin dışında tuttuğumuzda kapatılacak çok fazla yasal boşluk kalmıyor, ki Romney’nin önerdiği vergi kesintilerini aslında vergi tabanını çok fazla kategoriyi dışarda bırakmadan genişletmek karşılayabilir.

Peki, hangi açıklar kapatıldı? Vergi Politikaları Merkezi yapabileceği en Romney dostu varsayımı yapmış: O temel genişletme mümkün olduğunca en yüksek gelirlere odaklanmış. Önce geliri 1 milyon doların üzerinde olanlara yarayan tüm kesintileri iptal ediyorsun, sonra 500.000-1 milyon dolar arası olanların kesintileri ve böyle gidiyor.

Kilit nokta şu ki, bunu yapsanız dahi Romney’nin yüksek gelirli Amerikalılar’a sağlayacağı vergi kesintileri giderebileceği vergi açıklarından muhtemelen daha büyük olacaktır.

Neticede Romey’ye gayet adil davranmışlar ve vergi stratejisi hâlâ orta sınıftan alıp zengine veriyor. Bu strateji uygulamaya konulursa sonuçları kesinlikle daha da kötü olacaktır.

 

star

———————————-
Paul KRUGMAN
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI