Eski medya muhal ya yenisi? – (Akif Emre)

0
113

Postmodern darbe döneminin medya, siyaset ve sermaye ilişkisini en iyi özetleyen özeleştiriler yine Dinç Bilgin`den geldi (Burcu Bulut`un Yeni Şafak`taki röportajını bu gözle tekrar okumalı): “Banka belası aşağı yukarı o kaynakla geldi

Dinç Bilgin Sabah`ı bıraktığında “ceketini alıp çıkmış”tı. Fakat bu ceketi alıp çıkma sanki Demirel`in tekrar geri gelmek üzere şapkasını alıp çıkmasına benziyordu. Muhtemelen Bilgin gibi birçok medya patronu da benzer beklentilerle ceketini alıp çıkmıştı peşinde milyarlarca dolarlık borç, batık banka bırakarak.

Devletin tüm yapıları gibi medya düzeninin de yeniden şekillendirilmesine karar verilmeseydi muhtemelen ceketini alıp gidenler bir şekilde işlerinin başına geri döneceklerdi. Fakat 28 Şubat`ın mirası olan bu düzeni daha fazla sürdürmeye ne ülkenin kaynakları elverirdi ne de devlet çarkının bu şekilde dönme ihtimali vardı.

Postmodern darbe döneminin medya, siyaset ve sermaye ilişkisini en iyi özetleyen özeleştiriler yine Dinç Bilgin`den geldi (Burcu Bulut`un Yeni Şafak`taki röportajını bu gözle tekrar okumalı): “Banka belası aşağı yukarı o kaynakla geldi. Bu belayı başıma saranlar askerler oldu. En zayıf halka olarak beni buldular. Bana yapacaklarını yaptılar. Etibank`tan şirketlerime kredi kullandırmakla suçlandım.” Ve devam ediyor: “Askerler iktidarlarını devam ettirebilmek için önüne çıkan engelleri kaldırmak istediler. Bu kadar basit! O zamanki iktidarlar şimdiki gibi değildi! Ana konuda söz sahibi olan her zaman askerlerdi. Askerler bu tarz oyunlara hep girdi. Dönemin gazete iklimi de haberler yalan bile olsa inanmak eğilimindeydi.”

Postmodern darbe dönemi olağanüstü bir dönemdi ama bu tür ilişki biçimi sadece o günlere özgü değildi. O dönemin farkı, bu ilişkiler ağı daha kaba, daha görünür şekliyle sergilenmiş olmasıydfı. Sivil hayatın normal işlediği dönemlerde de medya ve siyaset ilişkisi benzer reflekslerle işler, taşlar yerine oturmuş göründüğü için güç mücadelesi bu denli ortaya çıkmazdı. Toplum da bu ilişki biçiminin farkında olmadığı gibi farkında olanlar da bunu kanıksamış, işin doğası gereği “bizde işler böyledir” havasındaydı.

Bu sürecin hem aktörü hem `mağduru` olarak Bilgin`in siyasal analizleri, nesnel tespitlerinden daha inandırıcı ve gerçek: “Bir tarafta asker bir tarafta yargı bir tarafta da medya vardı. Hatta medya başka demokratik ülkelerde rastlanmayacak derecede güçlü görünüyordu. Hükümetleri değiştirecek kadar etkindi. Ama sadece hükümeti değiştirecek kadar! Hâkim paradigmaya toz kondurmadan bunu yapabilme gücüne haizdi.”

Türkiye`de medya düzeni yeniden şekilleniyor. Medya düzeni siyaset ve sermaye ilişkisi demektir. Siyaset ve sermaye nasıl yeniden şekilleniyor, hatta el değiştiriyorsa medya düzeninin de bundan etkilenmemesi düşünülemezdi.

Postmodern darbe döneminde çürümüşlüğü iyice su yüzüne çıkan siyaset, medya ve sermaye düzeni yeniden şekillenirken yapılacak en büyük hata o dönemin çarpık ilişkilerini dengelemek adına başka bir savrulmaya itilmektir. Geçen haftaki yazıda bir tür uyarı niteliğinde dile getirdiğim konu tam da bu tepkinin ilkesiz savruluşudur.

Statüko adına siyaseti, medyayı dizayn edenlerin, bununla kalmayıp sermayeyi kimlerin paylaşacağına karar verme gücünü kendilerinde görerek ideolojik saplantılar adına, bir azınlık iktidarını pekiştirmeye çalışmalarının faturasını hep birlikte ödedik. Üniversite kapılarından kovulanlar, işlerinde fişlenenler, siyaseten hiçliğe mahkum edilenler bu ülkenin sessiz çoğunluğu idi. Aynı zamanda siyasi görüşü ne olursa olsun bir avuç ayrıcalıklının dışındaki halkın tümünün aleyhine memleketin kaynakları adeta harcandı. Bir anda bu ülkede insanlar geleceğinden umutsuz, çaresiz bir şekilde fakirleşirken yolsuzluğun siyasi destekle ödüllendirildiği bir yönetim ve ahlaken çökmüş bir toplum görüntüsü verir olduk.

Bir daha bu düzene dönülmemeli. Nitekim bu düzenin yürütülemeyecek olduğu kısa sürede ortaya çıktı. Ve toplumsal sağduyu, ülkenin refleksleri bu dönemin defterini kapatmayı bildi.

Ancak bu duruma tepki sermayenin her türlüsüne karşı, liberalizmin anavatanında bile görülmeyecek türden, bir serbest piyasacılığın kutsanması olmasa gerek. Yerli yolsuzluklarla baş edenlerin küresel ölçekte yolsuzluğa bulaşan sermaye ve medya ilişkisini çözebileceklerinden emin olmamız için bir gerekçemiz yok.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI