Eşitsizlik artıyor ama İsveçliler Amerikalı değil – (Paul KRUGMAN)

0
97

Peki, makul muhafazakarlar gemiyi ne zaman terk edecekler? George W.Bush’un döneminde başkan danışmanlığı yapan David Frum ve Ronald Reagan’ın danışmanlarından Bruce Bartlett bunu yaptılar. Ama ya diğerleri?

Gelir dağılımında en tepedeki yüzde 1’lik kesim İsveç’te azıcık yükseliş gösterdi. Ancak buna bakıp da iki ülkeyi aynı görmek nasıl mümkün olabilir, aklım almıyor.

“Why Nations Fall” adlı kitabın yazarları ekonomistler Daron Acemoğlu ve James Robinson, blog’larında Allan Meltzer’in ‘en tepedeki yüzde 1 her yerde yükselişte, o yüzden de bu politik bazda tartışılacak bir mesele değil’ şeklindeki iddiasına karşı çıkmışlar.

“Eşitsizlik trendleri arasında ülkeden ülkeye belirgin farklılıklar var ve tüm bu değişimlerin global terndlerle açıklanamayacağı gayet bariz.” Meltzer’in Wall Street Journal’daki köşesine verdikleri tepki şöyle devam ediyor: “O yüzden ABD’deki artan eşitsizlikte başka faktörlerin (evet, yerel ve politik faktörler) de rol oynadığı ilk bakışta görülebilir.”

Acemoğlu ve Robinson’ın da dedikleri üzere, Meltzer’de daha pek çok tuhaflık var: Eğitimli kesim içindeki çok çok küçük bir grubun ücretlerinin kat be kat artmasını nasıl olur da genel bir trend olarak eğitimli işgücünün kazancının artmasıyla açıklayabiliriz? Ampirik veriler, Meltzer’in iddia ettiği global trendler açıklamasını desteklemiyor. Ayrıca ‘Dünyanın En Çok Kazananları Veri Tabanı’ndan haberin yoksa, uluslararası gelir dağılımından konuşmaya hakkın da yok. Bu veri tabanı bize İsveç ve Amerika’yı karşılaştırınca ne diyor? Her şey aynı gözüküyor… yoo, hiç de öyle değil. Evet, rakamlar İsveç’teki yüzde 1’in azıcık yükseldiğini göstermekte ancak buna bakıp da iki ülkeyi aynı görmek nasıl mümkün olabilir; aklım almıyor.

Avrupa’nın iki depresyonu

Ekonomik Politika Araştırma Merkezi’nden Barry Eichengreen ve Kevin O’Rourke, geçenlerde “İki Depresyonun Hikayesi” başlıklı, Büyük Bunalım ve Büyük Resesyon’un kantitatif karşılaştırmasına dair etkili makalelerinin devamını yayınladılar. Bu seferki durgunluğun o kadar kötü olmadığını (ve düzelmenin çok daha erken başladığını) belirtiyorlar ancak düzelmeye doğru adımların daha yavaş atıldığı da açık. Avrupa beni düşündürüyor. İlk makaledeki ana noktalardan biri, Amerika’ya yoğunlaştığımızda iki durgunluk arasındaki benzerliği küçümsememiz idi. Amerika’daki 1929 sonrasında çok derin bir çöküş getirdi ama bu seferki daha küçüktü. Başka yerlerde zıtlığın altı daha az çizildi. Güncel makaleye göre ise, düzelmenin kendini büyük ölçüde gelişen piyasalrda gösterdiğini görüyoruz, gelişmiş ülkelerde değil. Peki, Avrupa nasıl görünüyor? Barry ve Kevin ile temas halindeyim ve henüz tam bir karşılaştırma yapamadıysak dahi, elimde bana gönderdikleri bazı anlamlı rakamlar mevcut. Charles Feinstein, Peter Temin ve Gianni Toniolo tarafından yazılan “The World Economy Between the World Wars” (Dünya Savaşları Arasında Dünya Ekonomisi) adlı kitapta savaşlar arasındaki endüstriyel üretime dair veri var. Bu arada, Eurostat da bu sefer rakamları toparladı.

Avrupa’daki sınai üretim 1929 ve bunu takip eden yıllarda zirve noktasından en alt seviyeye yüzde 28 oranında düştü. Bu oran bu sefer yaklaşık yüzde 18 düzeyinde. Orijinal bunalımın ilk beş yılında üretim eski zirvesine kıyasla yüzde 86 düzelmişti. Şimdi, üretim eski zirvesine oranla yüzde 91 düzeyinde ve Avrupa resesyona doğru kaydıkça düşmekte. Yani, bu sefer Avrupa daha iyi durumda ama o durum çok da iyi değil; Büyük Bunalım’ın üçte ikisi kadar. Pek tabii ki çözüm daha çok kemer sıkmakta.

ARKA PLAN: AVRUPA

Küresel dengesizlik

Wall Street Journal köşe yazarı Allan Meltzer’a göre, zengin ve yoksul arasındaki uçurum sadece ABD’de değil, sosyal demokrat Avrupa ülkelerinde de büyüdü. 9 Mart günü bu konuya işaret eden ekonomist, bunun ana nedenlerini Çin ve Hindistan’dan global iş gücüne katılan işçileri ve yüzde 1’lik en çok kazananlar grubunun “özel yetenekleri” olarak gösterdi.

“En çok kazananlarımız arasında girişimciler, rock yıldızları, profesyonel sporcular, cerrahlar ve avukatlar var” diye yazan Meltzer, şöyle devam etti: “Ayrıca büyük uluslararası şirketlerin yöneticileri ve evet, bankacılar ve finansçılar da var.”

Meltzer’e göre, varlıklılara daha yüksek veriler getirmek daha eşitlikçi toplumlar yaratmayacaktır. “Solcuların hatası, yeniden dağılımın yüzde 99’un veya yüzde 90’ın en çok kazananların sırtından geçinmelerini sağlayacağını düşünmektir” diye yazmış.

“Fakirleri için kalıcı fırsatlar yatırımcıların sağlayacağı daha iyi iş olanaklarıyla gerçekleşir; bunlar da o çok kazananlar tarafından finanse edilir.

“Why Nations Fall” (Ülkeler Neden Çöker) adlı kitabın yazarları ekonomistler Daron Acemoğlu ve James Robinson ise blog’larında Meltzer’in Çin ve Hindistan’dan gelen işgücü ile %1’in “özel yeteneklerine” dair tezine karşı çıktılar. Onlara göre bu, o grubun 1979’da %8 olan gelir yüzdesiinin 2010’da yüzde 17’yi geçmiş olmasını açıklamıyor. Belirttikleri üzere, en çok kazananlar grubunun yüzdesi aslında ABD’de Avarup ülkelerinde çok daha fazla büyüdü ve düşük ücretli işçilerin payı yerinde saydı.

New York Times yorum yazarı Bruce Bartlett, 13 Mart tarihli yazısında Meltzer’in argümanındaki bir diğer çıkarımın zenginlere yüksek veriler getirmenin devlet gelirlerini artırmakta kullanılabileceği olduğuna değinmiş. “Eğer zenginler düşük verili ülkelerde de yüksek vergili ülkelerde de daha da zenginleşecekse, o zaman yüksek vergi oranları zenginler üzerinde Profesör Meltzer gibi muhafazakarların iddia ettiğinden çok daha az etkili demektir.

Ilımlı Cumhuriyetçi tarihe karışıyor

Mark Thoma geçenlerde Kevin Hassler’i Cumhuriyetçilere çalışırken yakalamış. Thoma, Economist’s View (Ekonomistin Görüşü) adlı blog’unda, Amerikan Girişim Enstitüsü ekonomistlerinden Hassett’in bir makalesinden şu alıntıyı yapmış: “Devlet teşvikleri yavaşlarken özel sektörün yükselişe geçmiş olması tesadüf değil… Obama politikalarıyla yıllardır bastırılan hareketlilik nihayet serbest kaldı. Tanrı çıkmazdan razı olsun.”

Thoma, buna bir Şubat 2001 tarihli bir meclis oturumundan bir mübadele ile karşı çıkıyor. Hasset orada demiş ki: “Bunu inceleyen ekonomistler, resesyonlarda uygulanan mali politikanın makul düzeyde etkili olduğunu görünce gayet şaşırdılar. Atılan ilk yumruk çok hafifti ve genelde resesyona iyice girinceye dek büyük önlemler almadık. Yani, son mali politikanın bizi resesyondan çıkartmamış olmasının sebebi gecikmiş olmamız.”

Hiç şaşırmadım. Ama Thoma’nın yakaladığı bu durum beni düşündürdü: makul ve ılımlı muhafazakar entelektüelle, Cumhuriyetçi Parti’de artık kendilerine yer olmadığını ne zaman anlayacaklar?

Çünkü böyle insanlar var; en azından böyle bir sıfat taşıyan insanların var olması mümkün. İşsiz insanların aslında sadece tembel olduklarına inanmadan da refah devletinin gereğinden fazla büyük olduğunu düşünmek mümkün. Karanlık çağlardan kalma makroekonomi uygulamalarına gitmeden de mali politikanın bir hata olduğunu düşünebilirsin. Ben tabii ki bu görüşlere katılmıyorum ama makul bir insanın bu görüşlerde olmasını anlayabilirim. Ama günümüzün Cumhuriyetçi Partisi’nde bunlar ön planda olmak şöyle dursun, marjinal düzeyde kabul gören fikirler dahi değiller. Bugünün partisi, sosyal konularda Rush Limbaugh ve Rick Santorum’un; ekonomik konularda ise Ron Paul ve Arthur Laffer’in partisi. Parti içinde politik hedefleri olan kimse onların görüşlerine karşı çıkmaya cesaret edemiyor. Mitt Romney’in sadece önermelere dayandığını savunmaya çalışıyorlar ya da belki de ağzından çıkan her sözün yalan olduğunu düşünüyorlardır (her ikisi de iyi bir tahmin). Hayır, karşı tarafta bununla kıyaslanacak bir durum yok. Doğru, Başkan Obama bazen laf çarpıtıyor ama söyledikleri ve yaptıklarıyla o ılımlı bir liberal; ne liberallerin ne de, doğruya doğru, ılımlı muhafazakarların yaptıklarından endişelenmesine mahal olmayan, az müdahaleci bir politikacı.

Peki, makul muhafazakarlar gemiyi ne zaman terk edecekler? George W.Bush’un döneminde başkan danışmanlığı yapan David Frum ve Ronald Reagan’ın danışmanlarından Bruce Bartlett bunu yaptılar. Ama ya diğerleri?

Tabii şu da var, makul olduklarını düşündüğümüz insanlardan bazıları aslında öyle olmayabilirler. Bazı güya liberteryan blog’cuların süngüleri düştü, o berbat Virginia soruşturma kanununu ve Rush Limbaugh’un doğum kontrolü yanlısı bir kandına “sürtük” diye saldırmasını desteklediler. Böylece anladık ki makullükleri yalanmış.

Bence kinik hırslar ön planda. Gelecekte edinilebilecek makam ve mevki şanslarını tehlikeye atmakta isteksizler çünkü bunun için mevcut partinin eski Cumhuriyetçi Parti olmadığını kabul etmeleri lazım.

 Star


———————————-
Paul KRUGMAN
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI