Erdoğan’ın ayağında üç pranga! – (Abdurrahman Dilipak)

0
166

Erdoğan daha önce “gücünüz yetiyorsa, gelin beni alın” demişti, hatırlarsanız.. Bu iş bugün bu noktaya geldi ise, bu üstü örtülü hesaplaşmanın bunda payı hesaba katılmalı..

Evet, olay sadece ağaçları koruma işi değil. “Mesele sadece gezi parkı değil arkadaş. Sen hâlâ anlamadın mı, hadi gel?”

Olay bir isyan denemesi. Bir ayaklanma, Ergenekonvari bir olay..

Bir süredir Erdoğan’ı diktatörlükle suçlayan ve başkanlık tartışmasından yola çıkarak ipe sapa gelmez iddialarla kafaları karıştırmaya çalışanların kulakları çınlasın.

Sen misin Erdoğan, birileri ile iktidarı paylaşmayan, onların siyasi rant taleplerine olumlu cevap vermeyen?

Erdoğan daha önce “gücünüz yetiyorsa, gelin beni alın” demişti, hatırlarsanız.. Bu iş bugün bu noktaya geldi ise, bu üstü örtülü hesaplaşmanın bunda payı hesaba katılmalı..

Polisin orantısız güç kullanma iddiaları ve servis edilen bazı görüntülerdeki ayrıntılara da dikkat etmek gerek.. Bana kalırsa Reyhanlı ve Taksim olayı aynı merkezlerin, aynı senaryonun farklı uygulamaları. Ve bu iş bu kadarla da kalmayacak.

Dökme su ile değirmen dönmez.. Öfkesi aklından büyük kalabalıklarla uzun bir yolculuğa da çıkamazsınız. Bunlar sonuç alıcı şeyler değil. Ama birilerinin moralini bozarken, birilerinin cür’et ve cesaretini artırır, o kadar..

Bu gösterilere katılanlar, geri dönüp baktıklarında çoğu bu işin içinde bir yanlışlık, bir terslik olduğunu görecektir.. Sonuçtan bağımsız olarak, ha, bu olay, İstanbul’u yönetenler için ders olsun.. Bundan partinin, tarikatların, cemaatın, belediyelerin ders almaları gerek..

Ben bu olayın sadece ötekilerin karanlık planları ile sınırlı bir olay olduğunu düşünmüyorum.. AK Parti sadece ötekileri suçlamak yerine, kendi içine ve çevresine de bakmalı.. Her şeyi Ankara’ya havale etmek ve Ankara’dan beklemek de Ankara’dakilere karşı bir haksızlık..

Öte yandan AK Parti’ye karşı acımasız eleştiriler yapan eski dostlar da, Erdoğan giderse kimin eline düşebileceklerinin hesabı yapmalılar öte yandan.. Birileri bindiği dalı kesiyor sanki. Erdoğan’ı köşeye sıkıştıralım derken, kendi cellatlarının ekmeğine yağ sürüyor olmasınlar sakın..

Hemen söyleyeyim, 3 prangadan en can alıcısı, en yakınındaki çevreden geliyor sanki.. Eleştirileri ciddiye almak gerek. Şikayetleri dinlemek gerek. Eğer düşmanca söylenmiş ya da dedikodu türü şeylerse söylenenler kulak vermeyebilirsiniz ama, dostların, acı da olsa eleştirilerini dinlemek gerek.. Dost acı söyler bazan.. Bazan da, ne söylediğimiz kadar, bunun nasıl anlaşıldığına, nasıl saptırılabileceğine de dikkat etmek gerek.. Onun için ifadelerimizin efradına cami, ağyarına mani şekilde olması gerekir..

Kendi içindeki sıkıntıları aşabilirsek, ötekileri Allah’ın yardımı ile aşmak o kadar da zor değil.. Bunu siyaset, cemaat, vakıf, oda, herkes için söylüyorum.. Zaten biz bize benziyoruz.. Kendi içimizdeki zaaflarımız görüp ondan sakınmamız gerek. Biz bize benziyoruz.. hatta “U borusu” gibiyiz.. Eleştirirken sevgi ve saygımızı kaybetmememiz gerek. Bir de bize doğru gibi gelen şeyler de pek ala yanlış olabilir. Kafamızı başkasına kiraya vermeyelim ama kendi zannımıza da iman etmeyelim. Başkasını eleştirirken kendimizi de hesaba katalım.. Eskiler boşuna, “bizi bize bırakma Rabbim” dememişler. Nefsimiz en büyük düşmanımızdır..

Birilerinin öfkeleri ağızlarından taşıyor, yürekleri bir cehennem gibi. Fırsat bulsalar, Erdoğan’ı bir kaşık suda boğacaklarından hiç kuşku yok.. Bunca suikast planları, komplolar boşuna değil.

Ama bizden birileri, ne yazık ki, onun ayağındaki en ağır prangalardan birini oluşturuyor..

İlki olarak, herkes kendi teşkilatı içindeki, her şeyi tepedeki adamdan bekleyen, onun gölgesine sığınmış, korkak, tembel, lümpen birtakım adamlara karşı daha ihtiyadlı olmaları gerek..

Onu övmek, alkışlamak, aynı karede fotoğraf çektirmek hiçbir şey ifade etmiyor.. Onun gölgesine saklanıp, servet, kariyer ya da makam elde etmek, ona yapılacak en büyük kötülüklerin başında geliyor.. Hele rüşvet ve torpil. Daha önce de yazdım: Hani işi ehline verecektiniz.. Hani rüşvetle iş yapan mel’undu!

Sivil ya da siyasal teşkilat yöneticileri, bazı şeylerin para vererek yapılamayacağını ne zaman öğrenecekler. Kadınlar nisbeten daha iyi ama, gençlik neredee? Üniversiteler de ne kadar zayıf ve etkisizler..

Lüks salonlarda pahalı organizasyonlar ve popüler isimlerle yapılan etkinlikler pamuk şekerine benziyor.. Bu işleri yapanlar, hep yöneticileri, hem de kendilerini kandırıyorlar.

Güzel şeyler oluyor ama, birçok kültür etkinlikleri de ruhsuz. Katılım çok düşük.. Moda gündemler, popüler isimlerle vakit geçiriliyor sanki.. Hayır bizim boşa harcayacak bi
r kuruş paramız, boşa geçirecek bir saniye zamanımız yok.. Kesinlikle daha derinlemesine bilgiye, hikmete ve tefekküre ihtiyacımız var.. “Derin yapılar”a değil!

Sivil ve siyasi yönetici kadrolarının yönetim ahlakı, yönetim felsefesi, yönetim estetiği açısından daha fazla çaba göstermesi gerekiyor.. Servet ve yönetimi elinde bulundurmak sadece caka ve sefa değil, onun çilesine talip değilseniz kaybedersiniz..

Tekrar, başbakanla ilgili birkaç şey söylemek gerekirse, eğer Erdoğan’ı seviyorsanız, sevginizi göstermek için alkış ve görkemli şovlar yetmez..

Bu konu da burada bitmeyecek. Biz en iyisi yarın kaldığımız yerden devam edelim. Selâm ve dua ile.

Kaldığımız yerden

Dün kaldığımız yerden devam edelim..

Birileri, Erdoğan’ın başkan olmasını istemiyor, sanki “sen orada vitrinde dur, arkada biz bu işi yönetelim, bu işi bize bırak” der gibi.. Yani aynı inanç ve toplumsal temelde buluşanlar, siyaset ve menfaat sözkonusu olunca, artık süt dişleri gerçek dişlere dönüştüğü için farklı davranabiliyorlar..

Bakın, kol kırılır yen içinde kalırsa, kangren olur.. Çolak askerlerle savaşamazsınız! Gerçekleri görmek ve çözüm üretmek zorundayız.. Artık internet var ve hiçbir şey gizli kalmaz.. Söylenti, en dehşetli gerçekten daha tahripkar olabilir..

Erbakan’ın başına siyasi komiser olarak Çiller’i dikmişlerdi, Erdoğan’ın başına Baykal’ı dikeceklerdi, olmadı! Erdoğan kontrolsüz kaldı.. Onu sandıkla durduramayacaklarını anladılar.. Birileri Türkiye’nin daha fazla büyümesini istemiyor.

Ergenekoncular köşeye sıkıştı. Davalar kritik bir eşiğe girdi. Erdoğan bir de terörü durdurur ve anayasa değişikliğini de gerçekleştirebilirse, Erdoğan’ı da, AK Parti’yi de Türkiye’yi de durdurmak mümkün değil.

Onun için birileri “genel seferberlik” başlattı.. Cumhuriyet mitinglerinden sonra ilk kez bu kadar moral buldular. Bu işin arkasını getirmeye çalışacaklar. Ellerinden geleni arkalarını koymayacaklar, ama çabuk deşifre oldular. Bu işin arkasında MOSSAD, MUHABERAT, Amerikan Neoconlar, Localar herkes var.. Derin örgütlerle bağlantılı, laik-İslamcı bütün unsurlar göreve çağrılıyor. Biliyorsunuz, bunların kadrosunda şeyh de var fahişe de. Bu uluslararası boyutu olan bir iş. İktidara yakın ve iktidarın içine kadar uzanan unsurlar da var bu planın içinde.. Eğer iktidar, bu olayları doğru okur ve tedbirini alırsa, bu iş hayra vesile olmuş olabilir.

Yaz tatilinde gençlik örgütlenmesini masaya yatırması gerek.

Bir de Muhsin Yazıcıoğlu suikastının gerçekleştiren çeteyi deşifre etmezseniz, bu tür tezgahları hazırlayıp uygulamaya koyan birileri görevleri başında olduğu sürece her an her şey olabilir.. Yazıcıoğlu’nun infaz emrini verenlerle, Taksim Gezi parkındaki olayları planlayanlar, aynı çevreler olabilir!

Erdoğan’ın gösterdiği çabayı, disiplini çevresindekiler de göstermeli.. Hiçbir şey ne tek başına ekonomi, ne tek başına diplomasi, ne de tek başına istihbarattan ibaret.. Çok yönlü, entegre, senkronize, optimum faydayı gösteren bir politik oryantasyona gerek var..

Erdoğan 2023 projesini açıkladı. Peki hangi belediye ya da kurum kendi gelecek perspektifini koydu ortaya! Siyaset billboard yönetimi ya da PR ve loby şirketlerine ihale edilecek bir iş olmamalı bizim için! AK Parti’ye asıl zarar verecek olan Taksim gösterileri değil, kendi içindeki birtakım kişilerin bu zaaflarıdır..

Para, kadın, koltuk zaafiyeti ve güç merakı, en kırılgan noktasıdır politikacıların.. Bu konuda kapılar çalınıyor ve kapıyı çalanlar birçok seferlerinde elleri boş dönmüyorlar..

Şu ayeti hiç aklımızdan çıkarmayalım: “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allahım.”

1 gram safran, 100.000 gram suya renk verir.. Bazı hadiseler de böyle. Bir yanlış bütün bir hareketi şaibe altında bırakabilir.. Bazı şeylerin şuyuu ise vukuundan beterdir..

CHP’liler yer; yapmaz, ANAP’la başlayan bir dönem var, yapar ve yer! Bizim istediğimiz ise, yemez yapar! İşi ehline vereceğiz.. Adaletle muamele edeceğiz.. Şeffaf olacağız..

Bakın bir gram safran nasıl kendinin 100.000 katı suyu boyuyorsa, içimizdeki birtakım yanlış adamlar da işin bütün çehresini değiştirebiliyor..

Başbakan, belediyeleri ve bürokratlarını, bakanlıklar, başbakanlık, Sayıştay, MİT ve Emniyet İstihbarat kanalı ile sıkı bir takibe alması gerek.. Caydırıcı bir denetim zorunlu.

Bu hastalık, sadece AK Partililer için değil, bütün siyasetçiler ve politikacılar her zaman bu riskle karşı karşıyadırlar!

2. Pranga Ergenekon, derin devlet, Mafia, sermaye, muhalefet, media, finans dünyası, kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı siyaset güçleri.. Media, Mafia, sermaye, siyaset, bürokrasi ve STK-Odalar arasındaki derin güçler hâlâ tasfiye edilemedi.. Bu konuda kontrolü kaybetmeden güvenli bir şekilde işin üzerine gitmek gerek. Ama bu konuda yeteri kadar mesafe kaydedilemedi.. Arınç suikastı ve Kozmik Oda dâvâsı hâlâ açılmadı. Yazıcıoğlu dâvâsı da öyle. 28 Şubat ve 12 Eylül dâvâlarında henüz bir noktaya gelinemedi. Faili meçhuller konusunda bir ilerleme sağlanamıyor. Bu durum, birilerinin cür’etini artırıp, elini çabuk tutmaları için uygun bir zemin oluştururken, öte taraftan bu güçlerin farkında olan çevreler için baskı ortamı oluşturuyor.. Birilerin iktidara ve topluma karşı meydan okuma cür’et ve cesaretinin arkasında bu derin gerçek yatıyor..

Bunu biliyorsunuz zaten. 3. Pranga ise, İsrail, Suriye, AB ve ABD’deki Yahudi lobisi, Fransa’daki laikçi lobi, Alman derin devleti, İngiliz Locası gibi unsurlar sözkonusu.. Almanya kendinden ibaret bir ülke değil biliyorsunuz, Amerikan, İngiliz ve Fransız koalisyonunun vesayeti altındaki bir ülke! Türkiye’yi kendileri için ucuz asker deposu, sıçrama tahtası gibi, kendilerine bağlı, el altında tutacakları bir ülke olarak görmek, kullanmak istiyorlar..

Her topluluk layık olduğu gibi idare olunur. Biz kendimizi değiştirmedikçe Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir.. Ötekilerin değişmesinden önce bizim değişmemiz gerekiyor.. Ya bu kadar büyümeyecektiniz ya da sahip olduğumuz servet ve iktidarı yönetecek akıl, iman ve cesarete sahip olacaksınız.. Yoksa sahip olduğunuz servet ve iktidar, sizi teslim alır ya da üstünden atar! Sonuçta herkes kendi mecrasında ilerliyor. Bütün bu olanlar bizim için bir imtihan vesilesidir. Eğer biz layık olursak, Allah bizi yeryüzünün varisi kılmak istiyor.. Yeryüzünü bize mescid kılmak istiyor.. Mekke, Medine, Kudüs ya da Taksim, Kahire, Şam hepsi bizim için bir imtihan vesilesi.. Allah bizi büyük bir göreve hazırlıyor ve bütün bunlar biçim için bir mektep! Şimdi dua zamanıdır.. “Dualarınız olmasaydı, ne işe yarardınız ki!”

Hayır da, şer de Allah’ın iradesi içindedir. O, mutlak iktidar sahibidir. O, her şeyi görmekte, duymakta ve bilmektedir.. Biz O’nun rızasına talibiz ve O, “bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir.” Bize hayır gibi gelen şeylerde şer; şer gibi gelen şeylerde hayır murat etmiş olabilir.. Biz bilmeyiz Allah bilir!

Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler, sen sanma ki gayreyler, görelim mevlam neyler!

Selâm ve dua ile..

Akit

———————————-
Abdurrahman Dilipak
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI