En az 3 çocuk ama nasıl? – (Sedat Laçiner)

0
185

Nüfusun azalması geçmişte geri kalmışlığın bir sonucuydu. Kıtlıklar, savaş ve salgın hastalıklar ülke nüfuslarını azaltırdı. Osmanlı da yıkılırken en çok nüfus azlığından muzdaripti.

Nüfusun azalması geçmişte geri kalmışlığın bir sonucuydu. Kıtlıklar, savaş ve salgın hastalıklar ülke nüfuslarını azaltırdı. Osmanlı da yıkılırken en çok nüfus azlığından muzdaripti. Buna karşın sanayi devrimi ve diğer teknolojik buluşlar sayesinde 19. yüzyılda İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde adeta nüfus patlamaları yaşandı. Bugün ise, ironik bir şekilde, nüfusun azalması gelişmenin bedeli gibi karşımıza çıkıyor. Japonya, Almanya, İtalya, Rusya, İspanya, Yunanistan ve Danimarka gibi pek çok sanayileşmiş ve nispeten gelişmiş ülke nüfus azalması ile boğuşuyor. Hatta bazı ülkelerde nüfus azalmasının bu hızda devam etmesi halinde o milletin sonunun gelebileceği dahi konuşuluyor.

Türkiye istisna değil

Türkiye de bu hususta bir istisna değil. Eğitim, şehirleşme ve zenginleşme arttıkça Türkiye’nin nüfus artış hızı da azalıyor. Bu azalma özellikle nüfusun eğitim ve refah açısından daha ‘nitelikli’ kesimlerinde yaşanıyor. Başka bir deyişle kalkınmaya daha çok katkı verenlerin nüfus içindeki payları düşüyor. Eğer Türkiye şimdiden önlem almaz ise hem nüfus artış hızı tehlikeli bir şekilde eksiye dönecektir, hem de nüfus dağılımı sağlıksız bir şekilde bozulacaktır.

Bu tabloya bakıldığında Başbakan Erdoğan’ın her aileden en az 3 çocuk beklemesini anlayışla karşılayabiliriz. Elbette siyasilerin aileleri daha çok çocuk konusunda teşvik edici konuşmalar yapmasının belli kesimler üzerinde etkisi oluyor. Bu tür konuşmaların hiçbir etkisinin olmadığı söylenemez. Nitekim geçmişte 12 Eylül generalleri “gelişmek için daha az çocuk yapın” dediğinde bunun belli bir etkisi olmuştu. Bugün pek çoklarımızın zihnine kazınan “çok çocuk eşittir ilkellik” algısında Darbeci General Kenan Evren’in katkısı hiç de yabana atılamaz. Ancak bir de hayatın gerçekleri var. İnsanlar “az çocuk yapın” veya “çok çocuk yapın” diyen liderlerden ne kadar etkilenseler de asıl belirleyici olan sosyal ve iktisadi gerçeklerdir. Bu gerçekler yabana atıldığı sürece liderlerin ateşli konuşmaları toplumda beklenen karşılığı bulamaz.

Çocuk işi pahalı iş

Meseleye böyle bakıldığında, özellikle şehirli ailelerde çok çocuk yapmanın önündeki en önemli engelin çocuk bakmanın getirdiği ekonomik maliyetler olduğunu görüyoruz. Artık kadınlar da çalışmak zorunda ve çocuk doğduğu zaman pek çok kadın işi bırakmak veya çalışma sürelerini azaltmak zorunda kalıyor. Bu da eve giren gelirin azalması demek. Gelir azalırken doğan çocukla birlikte masraflar artıyor. Araştırmalara göre bir çocuğun aile bütçesine maliyeti bütçenin % 12’si ile % 30’u arasında değişiyor. Böylece aile bütçesi her çocukla birlikte birkaç darbe birden yiyor. Diyeceğimiz o ki çocuk sayısındaki nispi azalma çocuk istememekten çok, mecburiyetten kaynaklanıyor.

OECD ülkelerinde yapılan araştırmalar gösteriyor ki eğer çocuk bakımı konusunda anneye yardımcı olunabilirse çocuk sayısında artışlar yaşanıyor. Bu yardımlar vergiden düşme, bakıcı parasının devlet tarafından karşılanması, daha çok kreş veya aile yardımlarının arttırılması şeklinde olabiliyor. Hatta pek çok ülke çocuğa babaanne, anneanne veya baba baktığında dahi saat başı belli bir ücret ödüyor. Çünkü artık dede ve nineler de eskisi gibi değil. Anne ve babalar gibi herkes konfora alıştı ve karşılıksız torunlara bakanların sayısı çok azaldı.

Hükümet, özellikle de Maliye bu önerilerimizi çok pahalı, hatta uygulanamaz bulabilir. Oysa ki bakıcı ücretini karşılamak sanıldığı kadar maliyetli değil. Ayrıca yüzbinlerce kişi iş bulacağı için işsizlik de hızla azalacaktır. İkinci olarak çocuğu olunca işi bırakan veya fazla izin alan annelerin iş ve verim kaybı en aza ineceği için ekonomiye maddi katkı da sağlanmış olacaktır. Eğer bunlar da sizi tatmin etmiyorsa, her işin devlet için bir bedeli vardır, çocuk yapmanın bile.

 Star


———————————-
Sedat Laçiner
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Sedat Laçiner”]