Emek ve Uyum

0
144

Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir, Mozaik Kadın ve Aile Derneği (Mozaikder) tarafından Gaziantep’te düzenlenen yeni dönemin ilk hizmetiçi eğitim programında “Emek ve Uyum” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Mozaik Kadın ve Aile Derneği yeni dönemin ilk hizmetiçi eğitim programını 14-15 Eylül Cuma-Cumartesi günü Bülbülzade Vakfı Davut Özgül Konferans Salonunda gerçekleştirdi. “Gece Yolculuğu” isimli hizmetiçi eğitim programına Mozaikder Başkanı Rabia Aldemir, yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda dernek üyesi katıldı.

14 Eylül akşamı Bülbülzade Vakfı Davut Özgül Konferans Salonunda gerçekleştirilen açılış oturumunda Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir “Emek ve Uyum” üst başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Aldemir sunumunda şu ifadelere yer verdi;

“Her birinizin ruhuna iyilik tohumları serpilmiş insanlar olarak bir aradayız. Sorunları birlikte konuşmak, birlikte ele almak, birlikte çözmek için.

Enformasyonun bu kadar yaygın olduğu bir çağda sıkı sıkıya değerleriyle bağ kuramayanları bir nesneye, bir akışın parçasına dönüştürüyor.

Allah’ın tüm âlemler için rahmet olarak yaratığı biz insanlar varlığımızla yerin altındaki, üstündeki tüm canlıların hayat bulması gereken bir düsturla var olduk.

Varlığımızla güvenin, umudun artması, birliğimizle de zulmedenlerin, insanlığın yürüyüşüne engel olanları aşmak ve ileri taşımak için bir aradayız.

Sezai Karakoç’un dediği gibi; ‘Geceye yenilmeyen her kişiye ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.’

Uyurken dahi zikir halinde olmak… Nasıl uyursak öyle uyanır ve mahşere de öyle yürürüz.

Bir şeyi elde etmek kadar onun bizden alınışına da hazır olmalıyız.

Modern bir süreç yaşıyoruz. Hıristiyanlık ve pozitivizm tartışması sonucunda din adına her şey boşluğa düşürüldü. Bu tartışma sonucunda kutsal olan her şey yorumlanmaya, tartışılmaya başlandı. Bir kenara bırakıldı. Örf, adet, kültür geride bırakıldı.

Batının bu sürüklenmesi bin yıllık bir zulmün, kilisenin insanları giyotine göndermesinin bir sonucuydu ama İslam bir merhamet olarak gönderildi.

Toplumdaki duyarsızlık, bencillik belli bir noktaya geldi. Benim bir çıkarım yoksa burada durmamın ne anlamı var sorusu açıkça sorulmaya başlandı. Diğerinin mutluluğundan mutluluk çıkaran, acısına acı duyan insanlar altında yer alacak çınar oldu. İnsanlar birbirinden kopunca kimseye güvenemez hale geldi ve kolay yönetilebilir oldu.

Bizim verimliliğimizden ortaya çıkan sonuç, insanlığa kattığımız değerdir. Varlığımız etrafımıza umut, değer, güven oluşturmuyorsa tehdittir.

İnsanların referans değerleri, sembolleri vardır. Ailelerin, toplumların önemli günleri, anıları, bayramları vardır. Bizim için Kurban Bayramı’nın insanlık tarihinden kopup gelen bir anlamı vardır. Hz. İsmail ile Hz. İbrahim ile buluşturur günümüzü.

Toplumların sembol değerleri vardır. Bu referans metinleri, sembolleri değersizleştirdiğimiz zaman boşluğa düşeriz.

Biz bu değerlere sahip çıkanlara gölge olmalıyız. Bunları tartışmaya açıp tutunacak bir şey kalmayınca değerlerimiz kayboluyor.

Bundan dolayı biz de referans metinlerimizi, insanlarımızı, günlerimizi kaybetmeyeceğiz.

Öyle bir hal aldı ki namaz da tartışılıyor. Sahur vakti üzerinden başlayıp orucu tartışır hale geldik. Bu hak-batıl üzerinden yapılan tartışmalar insanların değerlerine zarar veriyor.

Ben hiçbir şey tartışmayalım demiyorum. Ama sınırlarımızı bilelim. Referans metinlerimizi koyalım. Üzerine tartışalım. Referans metinleri tartışmaya başlayınca değerleri özü zayıflıyor.

Rabbimizle arayı iyi tutmadığımız zaman kifayetsizlikler çıkar. Bu konulardaki sınırlarımız nerde başlar, nerde durur? Neyi nerde konuşacağızı teşkilat olarak bilmeliyiz. Fikri tartışalım, tartışmanın içi dolu olsun. Gıybet, boş konuşma olunca birbirimizi yıpratıyoruz. Her şeyi tartışmak özgürlük değildir.

Bizim sınırlarımız var, değerlerimiz var bunları korumalıyız. Tartışmada nerde duracağımıza herkesten önce biz dikkat etmeliyiz. Neyi büyütmek, neyi geliştirmek istiyorsak onu konuşmalıyız.

Anlam arayışında kendimizi kurmalıyız. Hızlı bilgi akışında değeri ortaya koymazsak şekilci oluruz. Şekil açısından çok güzel dindarlık var ama bir değer üretmiyor.

Burada yaptığımız toplantıdan bir karar alıp çıkmazsak ajandamızda güzel not olarak kalır. Vakıf çalışmaları fedakârlık istiyor, kolay bir iş değil. Bu çağda bir şeyleri değiştirmeye talip olmak bir şeylerden fedakârlık etmeyi gerektiriyor.

Hayatlarımızda yer açmazsak yeni bir şeyler alamayız. Aldığımız bilgiyi, birikimi hikmete dönüştürmeliyiz. Niçin buradayız sorusunu tekrar sormalıyız. Anlam kaymasına uğrarsak boşluğa düşer birbirimizden şüphe duymaya başlarız.

Batıdaki sivil toplum önümüze kavram olarak konuldu ama batıdaki sivil toplumun dayandığı şey çıkardır, ama bizim için ötekinin ihtiyaçlarıdır, onun için çalışmaktır. Bir taraftan sorunu engellemek için çalışırken bir taraftan o sorunun olduğu yeri onarıyoruz. Bunu yaparken diğerinden daha çok menfaatleniyorsak burada bir bozulma vardır. Bunu yaparken bir şeyler vermek gerekir. Bunu yaparken yeni insanlara ulaşmak bu çalışmayı daha da anlamlı kılar.

Birçok çalışmanın birbiriyle irtibatı, eşleşmesi, sinerjisi toplumun her alanında iyileşmeye, kötülüğün azalmasına iyiliğin çoğalmasına sebep olur. Huzurun, güvenin itminan olmamız için konuşmalıyız. Hangimizin hangi sorunu varsa konuşmak gerekiyor.

İşi yürütenin kafasındaki karışıklık alttakilerin de karışmasına yol açar. Kafamızdaki her soruna çözüm bulamayabiliriz. Bu çağın en önemli özelliklerinden biri her şeyin her konunun aynı anda konuşulabilmesidir. Bunu yaparken bazı şeyleri kaybetmememiz gerekir. Sorun nerden başlıyorsa oradan konuşmaya başlamalıyız.

Kış hazırlığını ne kadar özene bezene yaparsak bahara güzel çıkarız. Özenmezsek veya doğru yerde hazırlık yapamazsak o kuruluklar böceklenir bozulur.

İnsanların aklının alabileceği kadar konuşun yoksa fitneye düşürürsünüz. Amacımız bizden sonrakilere bir şeyler hazırlamaksa özene bezene bir şeyler hazırlayıp doğru yerde tutmalıyız.

Emeksiz iş olmaz. Emek de çaba gerektirir. Tarlada izi olmayanın harmanda yeri olmaz. Bir konu bir mecliste konuşulacaksa o işe en çok emek veren kişinin konuşmasına izin verilmesi gerekir. Arkadaşlarımızı bu emeğin içine katmamız gerekir. Bir işin paydaşı olmak o emeğin ucundan tutmakla başlar.

Zerre kadar hayrın ve şerrin kayıt altına alındığı güne hazırlanıyorsak canı gönülden daha fazla emek vermek gerekiyor.

Bizim çabamız budur. Birileri eleştirir, birileri fikir üretir. Bizde, ‘bu kavmin efendisi kim?’ denildiğinde, ‘o kavme hizmet edendir’ denilir. Saygı, ilgi, hürmet görmek istiyorsak emek vermek, hürmet etmek gerek. Böyle olursak Allah bize kendi gözünde ve insanların gönlünde yer açar.

Mümin yaptığı işi en iyi yapandır. Uyumumuzla, işi iyi yapmamızla insanlığı iyi bir yere getirebiliriz.

Emek verenlerin de konuşmasına dikkat etmesi gerekir. Biz güzel bir şekilde konuşacağız. Muhatap bulacağı yerde gündem edeceğiz. Uğruna mücadele edilmiş insanların sözü bir şeyleri değiştiriyor. Onun için sözü pişireceğiz. Zaten o zaman söze gerek yok, davranışımız konuşur.

Birbirine nasihati geçmeyen toplumlar ıslah olmaz. Biz birbirimize nasihat edeceğiz. Nasihati tutacağız ki toplum da bizim nasihatimizi tutsun.

Kötülüğü iyilikten daha fazla konuşuyoruz. Negatif düşünceler insanın enerjisini alır, mutsuz ve güçsüz olan bir insan insanlara nasıl ümit olabilir. Kafalardaki dağınıklıkları gidermemiz lazım.

Sınırları ve mezhepleri aşan Müslüman olmazsak 80 günde devri alem yapsak da ufkumuz genişlemez. Cılız bir millet ve devlet olarak tekrar tekrar doğarız.

Zaman yönetimi konusunda daha hassas olup önceliklerimizi belirlemeliyiz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.