Emanet bilinci – (Turgay Aldemir)

0
188

İnsanın bedeni ile ruhu arasındaki insicamın ilahi vahyin ve özelde merhamet ayının idraki ile yeniden inşaa edilmesi gerekiyor.
 Hayatı hırs ve arzularımızın isteğine boyun eğerek yaşayamayız. Emanetleri mülk edinemeyiz. Allah bedenimizi, aklımızı, bilgimizi, ailemizi, malımızı, makamımızı bizlere birer emanet olarak lütfetti. Bunun için insanın yaratılışı ile dünyadaki kazanımlarının serüvenini ve uhrevi hayata doğru bu yolculuğunu yeniden ele almamız gerekiyor.

Rabbimiz bizleri balçıktan (çamurdan) yarattı ve bizim şahsiyet bulmamız için bizatihi ruhundan üfledi. Biz insanların çamur tarafını temsil eden arzu, istek, hırs, şehvet, vb. duygularımızı kontrol edebildiğimiz oranda özgürleşiriz. Yine aynı şekilde bizi insan yapan Rabbimizin bize üflediği o ilahi ruhu; hayatın içerisinde sorumluluk sahibi, emanet bilincine vakıf, davranışlarıyla adalet ve merhameti temsil eden, hayatın içinde bir insana dönüştürdüğümüzde bir anlam ifade edebiliriz.

İnsanın bedeni ile ruhu arasındaki insicamın ilahi vahyin ve özelde merhamet ayının idraki ile yeniden inşaa edilmesi gerekiyor.

Bu dünyada var oluş nedenlerimizi ve niçinlerimizi doğru belirleyebildiğimiz oranda iç huzuru yakalarız. Bizim dünyamızda, canımız, malımız, ailemiz, makamımız, statümüz, top yekûn bir emanet bilinciyle ele alındığı zaman bir anlam ifade eder.

Bizler biliriz ki sıhhatimizde hastaların payı olduğunu, bilgimizde ona ihtiyaç hissedenlerin hakkı olduğunu, malımızda ihtiyaç içinde olanların hakikatte sahip olduklarımızın onların emaneti olduğunu, taşıdığımız makam ve mevkiimizin sorumluluğumuz altındakilerin topyekûn emanetini taşıdığımızı, onların sorumluluğunu yüklendiğimizi, bu bilinci kuşanarak hayata bakarız.

Yine biliriz ki bizler bu emanetleri paylaştıkça daralan dünyamızı genişletir, ufkumuzu açar, sosyal sermayemizi genişletip ölümlü olan fani bedeni ölümsüz, kalıcı, sadaka-i câriyelere dönüştürürüz.

Yüklendiğimiz tüm sorumluluklar emanet bilinciyle ele alındığı zaman hırsa dönüşmez. Tüm makamlar ve mevkiler fanidir, baki olan ise buralarda ortaya koyduğumuz çaba, gayret ve adaletli yönetimimizdir.

Makamı ve mevkii mülk edinenlerin etraflarında, her an onun hakikatle yüzleşmesini önleyen yandaşları olur. Biz biliriz ki mahkeme kadıya mülk olmaz, kalıcı mülk olan verilmiş adaletli kararlardır.

Onun için vakıflarımızda, derneklerimizde, şirketlerimizde, yerel ve genel yönetimlerimizde ciddi bir yönetimsel tıkanıklık yaşanmakta ve bu tıkanıklık bizim insan zenginliğimizi zedelemektedir. Bu işlerin aslında bir nöbet değişimi olduğu bilinciyle hareket etmemiz gerekir. Kendini içinde bulunduğu topluluk ve milleti için lütuf sayanlar, zamanla muhafazakârlaşıp kendine tapınmaya başladığını, tarihin her döneminde ibretle görmüşüzdür. Şu anda İslam dünyasındaki en büyük sıkıntı da yöneticilerin halklarını mülk olarak görüp onlara teba muamelesi yapmasıdır. Ancak bilinmelidir ki, İslam dünyasının ve ülkemizin yüz yılı aşkındır devam eden, halkına rağmen var olan merhametsiz yöneticilere karşı başkaldırısı coşkuyla ve umutla devam etmektedir. Toplumsal sosyoloji, toplumsal bilinç, uzunca bir zamandır sessizliğe bürünmüş insanlık onuru hak, adalet, özgürlük, merhamet ve tevhid ekseninde yeninden emanetleri mülk edinenlere karşı örgütlü iyilik hareketleri olarak karşı durmaktadır.

Emaneti mülk edinmenin bir diğer boyutu da Allah`ın bize verdiği dünyalık malları kendimizin diye sahiplenmemizdir. Oysa biz biliriz ki; her gün Somali`de açlıktan ölen binlerce Hasanların, Alilerin, Ömerlerin, Haticelerin, Fatımaların emanetidir bizde olan. Ve yine bilmeliyiz ki Afrika`nın, Asya`nın, Ortadoğu`nun her noktasındaki yetim ve yoksulların, dul ve öksüzlerin emanetidir bizde olan. Ve bilmeliyiz ki ülkemizde, semtimizde ve aile çevremizde eğer bir yetim açlık ve ihtiyaç içerisinde ise, bir dul çocuklarına akşam ne yedireyim diye düşünüyorsa, mağdur bir baba, sofrasına yüz akıyla çocuklarının önüne yiyecek bir şeyler koyamıyorsa işte bunlara sahip olan o ailede, o semtte, o şehirde, o ülkede, o dünyada yaşayan her insan ve her Müslüman Ramazan`ı, Kur`an`ı ve emanet bilincini idrak etmemiş demektir.

Bilmeliyiz ki içinde yaşadığımız toplumun sorunlarıyla ilgilendiğimiz oranda Allah’ta bize Kuran’ın Ramazanın Kapılarını açacak üzerimize rahmet ve merhametini indirecektir. 

İnsanımız şaşalı iftar sofralarını, fakirden fukaradan uzak yaşam alanlarını kendisine ait olmayan emanetleri mülkü zannetme gafletine düşmüş, Allah`ın ona üflediği ruhundan uzaklaşarak arzu, istek ve hırslarına doğru evrildiğini görmekteyiz.

Oysa Ramazan topyekûn bizi yeniden inşa eder ve bizim arzularımıza karşı irademizi tutma bilincini kazandırır, kendimizi kontrol etmeyi bize öğretir ve bu vesileyle bizi özgürleştirir. Arzularını kontrol edemeyen insanlar tutsaktır, köledir. Fani olan hayatın köleliğinden baki olan hayatın özgürlüğüne kanat çırpmak için Allah`ın bize rızasını kazanmak için verdiği emanetleri, emanet bilinciyle tekrar sahi
plerine ulaştırmamız gerekir.

Kendimizin ve her insanın malı, canı, aklı, namusu ve dini kutsaldır. Kendimiz açısından ve diğer muhataplarımız açısından bunlar birer emanettir. Bu vesileyle orucun, namazın, Kur`an`ın, zekâtın, sadakanın, imsakın, iftarın ve sahurun hakkını verme fırsatını doğru değerlendirip insanlık rezervimizi artırmalıyız.

Özgün Duruş

———————————-
Turgay Aldemir
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI