Eke Projesi Eğitimcileri Buluştu

0
101

EKE Projesi Eğitimcileri, 29 Nisan 2012 Pazar günü sabahında “EKE Projesi Çalışmalarının Değerlendirilmesi” amacı ile eşler olarak bir araya geldi.

I. Kahvaltı Buluşması ve Değerlendirme Oturumu Yapıldı

Çocuklarımızı; “İnsanlığın Evrensel, İslamın Manevi ve Anadolu’nun Kültürel Değerleri ile Buluşturma” çabalarını sürdürmekte olan BÜLBÜLZADE Vakfı, Evde Karakter Eğitimi – EKE Projesi Eğitimcileri, 29 Nisan 2012 Pazar günü sabahında “EKE Projesi Çalışmalarının Değerlendirilmesi” amacı ile eşler olarak bir araya geldi. Yapılan kahvaltının sonrası okunan Kur’an-ı Kerim’in ardından değerlendirme konuşmalarına geçildi.

Katılımcılar, yapmış oldukları konuşmalarda; “EKE Projesi çerçevesinde ortaya koyulan çabaları ve bunların daha nitelikli hale nasıl getirilebileceğini, uygulamada karşılaşılan durumları, toplumsal ve sosyal sorumluluklarımızı ve bu bağlamda hayatı nasıl okumamız gerektiği” konularına ilişkin görüşlerini paylaştılar.

M. Hıdır AKASLAN; Hayata, yaşama dair söz söylemek isteyen insanların her şeyden önce geleceğe ait bir düşüncesinin, bir planının ve bir sözünün olması lazım. Çünkü biz geleceğe ait bir şey söylemiyorsak şayet, yani geleceğe ait bir değerlendirmemiz yoksa hayatla ilgili hiç bir şey söylemiyoruz demektir. EKE çalışması bizim hayatla, yaşamla ilgili iddiamızın da bir göstergesidir. İnsanlar çocuklarının ergenlik döneminden itibaren, genelde hoşnutsuzlar ve şikâyet ediyorlar. Peki, “Çocuğumuzun mevcut halinden şikâyet ediyorsak iyileşmesi adına ne yapıyoruz?” sorusuna verilebilen hemen hemen hiç bir doğru cevap yok maalesef. İstiyoruz ki çocuklarımız kendiliklerinden, bizlerce onlara çok da müdahale edilmeksizin bizlerden çok daha ileri durumda olsunlar. Eğer söz konusu anne-baba, bu durumdan cidden rahatsız ise kalkmaları ve bir adım atmaları lazım. Maalesef toplum olarak bu ciddiyet ve cesareti yeterince göstermiyoruz. İşte bugün bu masanın etrafında, bir araya gelmiş tüm dostlarımız, karanlıktan şikâyet eden değil de, karanlıkları aydınlatmayı tercih etmiş kişilerdir. EKE Projesi bizim geleceğe ait bir iddiamızın olduğunun kanıtıdır.

Bu durum şu örnekle benzeşiyor. Hani çiftçi tarlaya buğdayı ekeceği vakit elini heybesine daldırınca bir avuç dolusu buğday alıyor. Onlar bir anlık, avuç içerisinde beraberler. Sonra şöyle bir savurduğu zaman o buğdayların her biri düştüğü yerlerde toprağın üzerinde sanki kayboluyor. Ama üzerinden bir kış ve bahar geçtikten sonra, düşen her bir buğday tanesi yeşeriyor ve tekrardan hayat buluyor. Kaybolmadığını gösteriyor. “Ben buradayım ve varım” diyor. Aslında bugünkü manzara da budur. Çocuklarımıza EKE çalışmalarında verdiğimiz bu eğitimlerle birçok çocuğun da zaman içerisinde, irtibatı kaybettiğini zannetmemize rağmen, değerlerine bağlı olarak yaşadığına şahit oluyoruz. Aslında, bizim EKE sürecine katılan öğrencilerimizi bu gözle görerek, bu yürekle karşılamamız lazım. Bir çocuk geliyor. Ben ona Allah’ın adını anlatıyorum, merhameti anlatıyorum, sevgiyi anlatıyorum, insanlarla nasıl iletişim kurması gerektiğini anlatıyorum. Allah sevgisini, ahiret inancını, onun yüreğine ilk söz olarak yerleştirmeye çalışıyorum, hepsi bu. Bunun ötesinde kaygısız olalım, bırakalım. O gideceği yeri bilir. Hani Cahit ZARİFOĞLU diyordu ya ”Sen taş al ve at, o hedefini bulur.” Yeter ki taşı alıp atma cesaretini gösterebilelim.”

Rabia ALDEMİR; “Aliya İZZETBEGOVİÇ bir kitabında ”İnsan, ne zaman insan olmuştur?” sorusunu soruyor. Hayatta kalmak, sağlıklı yaşamak, güzel bir şekilde yaşamak olgularının tek başına yeterli olmadığını vurguladıktan sonra, “Karşılıksız bir şeyler yapmaya, vermeye, yaşadığı dünya ve insanlık için bir değer üretmeye başladığında insan olmuştur.” demektedir. Ve bizler başarıyı bu şekilde değerlendiriyoruz. Bizim “İnsan olmak” olarak gördüğümüz başarı; çevresi, mahallesi, şehri, ülkesi ve yaşadığı evren için değer üretebilen, etrafındaki zulümlere, kötülüklere karşı koyabilen, bunları düzeltmeye çalışabilen, hiçbir menfaat ve çıkar gözetmeksizin, tamamen karşılıksız yardım yapabilmektir. Çocuklarımız da böyle kişiler olmalıdır.”

Durhanım ARMAĞAN; “Arkadaşlarımın samimiyetlerine, çabalarına, fedakârlıklarına olan şahitliğimi belirtmek istiyorum. Hepsi de gönüllülük üzere üstlenmiş oldukları sorumluluklarını büyük özveri ile yerine getiriyorlar. EKE gönüllüleri, grup eğitimcileri her zaman büyük bir saygı ile anılacaklar, kendileri unutulsalar bile, paylaştıkları sofra, verdikleri sevgi kalacak.”

Jale KORKMAZ; “Ahlak kitaplardan öğrenilmez, davranışlarla öğrenilir.”

Hayriye KUZUCU; “İnsan can-ı gönülden isteyince zorluklar kolaylaşıyor ve imkânsızlıklar ortadan kalkıyor.”

Bozan İNCE; “Çocuklarımız için önceliğimiz, insani ve sosyal yönlerinin, görgülerinin gelişmesi yönündedir. Kişiliklerin oluşmasıdır. Ben, durumu özetleyeceğine inandığım bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir çiftçi bir kartal yumurtasını alıyor ve kuluçkada olan bir tavuğun yumurtalarının arasına koyuyor. Gel zaman git zaman civcivler yumurtadan çıkıyorlar. Kartal yavrusu da tıpkı tavuğun civcivleri gibi yeri eşeliyor, solucan yiyor, toprağın içerisinde debeleniyor. Bu şekilde büyüyor. Bu kartal yavrusu bir gün gökyüzünün en yükseklerinde uçan bir kartal görüyor ve diyor ki “Ey Allah’ım, ne muhteşem varlıklar yaratmışın, gökyüzünde istedikleri gibi özgürce uçuyorlar.” Unutmayalım, aslında kendi de bir kartal. İşte bu kartal yavrusu tıpkı bir tavuk gibi yaşıyor ve aslında bir kartal olduğunun farkına bile varmadan bir tavuk gibi de ölüyor. Toplumumuzun durumu bugün kartalların tavuk gibi yaşadığı ortamlara benziyor. Ne yazık ki şahsiyet sorunumuz bulunuyor. Bu anlamda buradaki herkesin “Kartal yavrularına kartal olduklarına öğretmek, onlara bu gerçeği bildirmek, bir kartal olarak gökyüzünün en yükseklerinde süzülmelerini öğretmek” görevlerinin bilincinde olduğuna inanıyorum. İnşallah bu ulu amacımıza ulaşırız. Bizler hepimiz kartalız, kartal olarak kalacak ve yaşayacağız inşallah.”

Abdulvahap KARA; “Bizler çocuklarımıza iyilik ve güzelliklere yönelmelerini ve bunları yapmalarını söylerken, kötülükleri yenebileceklerine dair güvençlerini pekiştirmiş oluyoruz. Ve böylece yetişkin olduklarında da iyiliği emreden, kötülükten sakındıran bir nesli yetiştirmiş oluyoruz.”

Remzi YILMAZ; “Toplumun geleceği çocuklarımızın elindedir ve biz onları nasıl yetiştirebilir, nasıl eğitebilirsek geleceğimiz de o şekilde olacaktır. Bizim kültür ve inancımızda “Beşikten mezara kadar öğrenmek” vardır. Aileler bu tip hayır işlerinde yer aldıklarında o aileye bir rahmet iniyor. Çocuklarını değerlerine bağlı olarak yetiştirerek geleceğini inşa etme iddiasında bulunanlar olarak bizler, bugünü geleceğin kavramları ile yorumlayabilmeliyiz. Fark burada yatmaktadır.”

Nuri SİNOPLUOĞLU; “Cenab-ı Allah, insana onuru ve haysiyeti vermiş yani benliği yaratmıştır. Bizler çocuklarımızdaki o tertemiz özün ortaya çıkmasına yardımcı olmalıyız. Bizim görevimiz tam da bu bence.”

Sabri ADLIM; “EKE’nin ismini ilk duyduğumda, zihnimde yetişkin insanlar için hazırlanmış, üniversite düzeyinde bir çalışma oluşmuştu. Daha sonra bu akademik çalışmanın çocuklar için hazırlanmış olduğunu gördüm. Belirli bir plan dahilinde yürütülen çalışmaların ilerleyen süreçler için önemli bir zemin oluşturacağını düşünüyorum.”

Yılmaz ERGEN; “Çocuklarla yaptığımız EKE dersleri dahi bizleri sorumluluklarımızdan kurtarmıyor. Onları sürekli takip de etmemiz gerekiyor.”

Murat AKSU; “EKE çalışmaları insanlık adına yapabilecek en güzel hareketlerden bir tanesi hakikaten.”

Meryem YILMAZ; “Yetim komisyonunda görev alıyorum. Ucu cennete uzanacak çok hayırlı bir iş yaptığımıza inanıyorum. Şunu iyi bilelim ki, bizler dünya çocukları için bir şeyler yapmadığımız sürece kendi çocuklarımız için de bir şey yapmamışız demektir. Yanlış işler yapan gençlerin yüreklerine iyilik tohumlarını ekmeyenlerin hiç mi günahı yoktur? Onları yetiştiremeyen, eğitemeyen, iyiliği, merhameti onlara öğretemeyenlerin durumu nedir peki?”

Hayriye KARA; “Kendimi çok şanslı hissediyorum. Eşime de bunu hep söylüyorum.”

Emel KAYA; “İyi bir arkadaş sizi ayağa kaldıran değil, sizi ayakta tutandır.” Vakıf insanı olmak, birbirlerine kenetlenmiş bir duvar gibi birbirimizi ayakta tutmaktır.”

Ayşe ADLIM; “Oğlum bir EKE öğrencisi. Dün arkadaşlarıyla zili çaldı. “Anne ben camiye namaz kılmaya gidiyorum” dedi. O kadar çok sevindim ki. Gerçekten de bir tohum atıldı ve o yeşeriyor.”

Ali ÇALI; “Eğitimcilerimiz sorumluluklarını yeterince yerine getirmezlerse toplumda çok ciddi sorun ve sıkıntılar yaşanmaya başlıyor. Çocuklarımızın geleceği ile ilgilenelim. Bu çocuklar yarın iyi birer insan olurlarsa onların duası bizlere yeter. Ama bu topluma bir problem olarak katılırlarsa, yaptıkları hatalar mutlaka bizlere de dokunacaktır.”

Kahraman DİNÇ; “Herkesin EKE sürecine var gücü ile katkı sunduğunu, süreci desteklediğini görmek onur veriyor. Bu çalışmalar toplumsal yaşamda eksikliği hissedilen konuların telafisi-tamamlanması çabasıdır. Sosyal sorumluluk algılarımız gereğince ortaya koyduğumuz çalışmalardır. Sivil Toplum Kuruluşlarına düşen tam da budur.”

Program; değerlendirme oturumuna eşler olarak katılımları ile destek veren EKE Projesi eğitimcilerine teşekkür edilmesi ve yapılan hayır duaları sonrasında tamamlandı.