Eğitimci Kampında Ev Sahibi Yankı-Der

0
189

Birincisine Hanımeli Derneğinin 2012 yılında ev sahipliği yaptığı Bölge Eğitim Kampının ikincisini Anadolu Platformu çatısı altında faaliyet yürüten Erzurum Yankı-Der organize etti.

Dört gün süren, “İslami Şahsiyetin Oluşumu” başlıklı programa Malatya’dan Hanımeli Derneği, Han-Der, Tecdeliler Derneği ve Taşem-Der’den bir grup temsilci katıldı. Doğu Anadolu bölgesini kapsayan çalışmada Adıyaman Çelikhan-Der, Elazığ Ab-ı Hayat, Erzincan ve Ağrı’ dan da temsilciler yer aldı.

6-9 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleşen programın konuşmacı ve konu başlıkları:

Prof. Dr. Yaşar Düzenli; Modern Dünya- İslam ve Müslümanlar

Arş. Yazar Ramazan Kayan; Vahiy ve İnsan

Prof. Dr. Mustafa Ağırman; İslam Tarihinin Örnek Şahsiyetlerinden Hz. Aişe (r.a.)

Kişisel Gelişim Uzm. Kadir Demirbüken; Kur’an ve Sünnet Işığında İletişim

İlk seminer Prof.Dr. Yaşar Düzenli’nin Modern Dünya- İslam ve Müslümanlar başlığı ile başladı. “Modern Cahiliye” kavramını açıklayarak girişini yaptığı sunumunda şunları söyledi; “Fıkıh müslümanın leh ve aleyhte olanı bilmesi anlamındadır. O halde modernite bizleri ilgilendirir.  Lehimizde ve aleyhimizde olanları bileceğiz ki bu dini güzel yaşayabilelim. Hz.Ömer “Müslümanlar içinde cahiliyyeyi bilmeyen insanlar artmaya başladığı zaman bu din iplik iplik çözülür” diyor. Kur’an-ı Kerim geçmişte küfrün bayraktarlığını yapmış kişilerin söylemlerini bizlere anlatır. Bizlerde bir bakış açısı oluşturmaya çalışır. Bir duruş belirlememizi zorunlu kılar. Bugün modernite ilahi kelamda anlatılan o kimselerden farksızdır. Modernite bir zihniyettir. Bu nedenle modernitenin temel ilkelerini bilmemiz gerekiyor. Bir zihniyet olarak Modernite ve Modernitenin Amentusu başlığı altında konuyu ele alalım.

Kavramlar düşünce dünyamızı, tasavvurumuzu, en nihayetinde dünya görüşümüzü belirleyen en önemli imkanlardır ve kendilerine ait dünyalarında gelişim ve oluşumlarını tamamlarlar. Kavramlar vasıtasıyla zihniyetler oluşur ve aynı zihniyetler kavramlarını oluştururlar. Öğrenilenlerin izdüşümü zihinde yerleşmiştir. Küçük davranış örnekleri sizin hangi dünyaya ait olduğunuzu gösterir. Zihniyet olayları görme biçimidir. Bir düşünce halini davranışlarda gözlemlenen, örf ve adetlerde otomatik olarak birleştirilmiş olayları görme biçimidir. Modernizm insanları anlattığım alt yapıyla bir kalıba koyar. Modernizm Allah’tan bağımsızdır, sahiplik algısı hakimdir. Modernitenin yarını ölüm ötesi değil ölüm öncesidir. Kutsal kavramlardan yoksundur. Düne meydan okuyuştur… İlahi olana kafa tutuştur… Kadim kültürün mahremiyet algısına karşı deşifre, gösteriş, şov modernitenin en belirgin özelliğidir…

Modernitenin amentüsü şu başlıklar ile verilebilir. Evrim, evrensel değişim dönüşüm yani sürekli ilerleme. Başarılı olma putçuluğu. ‘Hala aynı işte misin, hala aynı müdürlükte misin’ gibi söylemlerle gündemimizde yer almakta. İlerleme ve yenileşme kavramın da ise her yeni şey iyidir. Her eski şey kötüdür algısı vardır. Vefa kavramı yoktur. Yerleşik kültür yoktur. Bireycilik kavramında parçalama vardır. İslam sufiliğin de vahdet içinde kesret vardır. Kesrette ise vahdet vardır. Hepimiz parçayız ama bir olan Rabbimizde kullukta birleşiriz. Ortak bir imanda birleşiriz. Modernite de parçacılık vardır. Bizim dünyamızda insan insanın ufku iken, Batı, insanı insanın kurdu haline getirdi. Batı da benim mutluluğum için seni yok etmem gerekir mantığı vardır. “

Birinci bölümü tamamlanan programın ikinci kısmı soru-cevap ile gerçekleştirildi. Bu bölümde İslam dünyasında ki ana tartışma konularına değinildi.

İkinci gün seminerinde konuşmacı olarak Araştırmacı yazar Ramazan Kayan yer aldı. Vahiy ve İnsan başlığını sundu. Selamlamanın ardından sağlıklı bir yapılanmanın sağlıklı bir şahsiyet inşasını gerektirdiğini söyledi. İç dinamiklerimizi canlı tutmak için neler yapabiliriz diyen araştırmacı yazar 6-A formülü ile açıkladı.

“İçten eğer kan kaybediyorsak sosyal kültürel çalışmalarla, ilmi çalışmalarla toparlanmamız mümkün değil. Şimdi bizi biz yapan değerleri nasıl yaşatacağız.

1. Aşkınlık: Fiziki dünya bizi çok yoruyor. Bildiklerimizin ötesinde bilmediklerimiz, gördüklerimizin ötesinde görmediklerimiz var, tecrübelerimizin ötesinde tecrübe etmediklerimiz var. Ticarette, sanatta, etkinliklerde ahiretin belirleyici olması noktasında sıkıntı var. Müslümanlarda bugün en temel sorun ahirete imandır. Aşkınlığımız zayıfladı. Tek boyutlu değerlendirmemizde uhreviyattan uzak işin bereketi gider. Aşkınlığın azaldığı yerde gösteriş vitrine çalışmak devreye girer. Hangi işe girerseniz girin o işte aşkınlığı giydireceksiniz.

2. Arınmışlık (İç boyut): Allah’ın temiz davasını kirli yürekler, kirli zihinler, kirli eller ne tebliğ edebilirler ne de temsil edebilirler. Tebliğ vazifesinde ileriye gidemeyişimiz vahiyle terbiye ve tezkiye olmayışımızdır. Topluma eder etkimiz, çekim gücümüz nedir. Neden harekete geçemiyoruz. Çünkü arınmış kelimelere, temizlenmiş yaşayışlara ihtiyacımız var. Kusur İslamda değil kusur bizim Müslümanlığımızdadır. Bir kişinin Müslüman olmasının sevabı da bizedir, soğumasının vebali de bizedir. Sözün çekim gücü değil yüce ahlakın çekim gücü vardır. Bizim en büyük gücümüz ahlaki gücümüzdür.

3.Adanmışlık: Pozitif adanmışlık ve negatif adanmışlık. Her insanın bilinçli veya bilinçsiz bir adanmışlığı vardır. İnsan birinci dereceden ne ile ilgili ise o kişinin adanmışlığıdır. Allah’a adanmak. Allah için olmak, Allaha göre olmak. Hangi davanın adanmışı varsa o dava başarılı olacaktır. Müsait zamanların müslümanı olmamak gerekir.  Her şeye emanet bilinci ile bakarsak Allah’a adanmamız kolay olur. Fedakarlarınız varsa, fedaileriniz varsa yolunuz cennete ulaşır.

4.Aidiyet: Aidiyetimiz zayıfladı. Bencillik ferdiyetçilik bizi zeminimizden koparıyor. Bireyselleşme alttan alta cemaatlerimizi tahriş ediyor. Bu sebeple güçlü bir yapılanmayı oluşturamıyoruz. Bireyci, çıkarcı, fırsatçı bir zihin ortaya çıkıyor.

5.Aksiyon: Aksiyonda zayıfız, azmimiz yok. Müslümanların vagon değil lokomotif olması lazım. İmandan neşet eden bir enerji ve güç lazım…

6.Aşk: Bugün müslümanların her şeyi var ancak aşkları bitmiş, şevkleri bitmiştir. Beheşti biz akıl ehli değil aşk ehliyiz. Akıl ehli tedbirler peşinde koşar aşk ehli kendini feda eder.” Bu dava fedakarlık gerektirir. Hesapsız yürümeyi gerektirir.

Müslümanların ortak hareket etmedeki gerekli olan dış dinamikleri ise  “7-İ formülüyle açıkladı;

1. İnsicam: Farklılıklarımızı değil ittifaklarımızı öne çıkarmalıyız. Birlikte hareket etme bilinci…

2. İtidal: İslam fıtrat dinidir. Fıtrat dengeli olmayı gerektirir…

3. İntizam: Bir cemaatte hiyerarşi yoksa anarşi doğar. Eğitimde, disiplin kazandırmamız lazım…

4. İstişare: Ötekine değer vermektir. Kalplerde ki uhuvveti ve muhabbeti arttırır. İstişarede bereket vardır…

5. İstikamet: Namazda, ticarette, okulda, pazarda kıblemiz bir olmalı…

6. İstikrar: Devamlılık…

7. İhlas: İmandan sonra takva yüreklere yerleşmeli. Tek amaç Rıza-i Bari olmalı.”

Üçüncü gün seminerini İslam Tarihinin Örnek Şahsiyetlerinden Hz. Aişe(r.a.) başlığı ile Prof. Dr. Mustafa Ağırman sundu. Seminerine Kur’anda adı geçen kadın şahsiyetleri ve onların örnekliğine vurgu yaparak başladı.  Konuşmasını şöyle sürdürdü; “Kitap hakikatin bilgisidir. Kur’an-ı Kerim de ana konular vardır. Bunlardan birisi de Peygamberlerdir. Peygamberlerin hayatları anlatılırken övgüyle bahsedilen kadın şahsiyetler Kur’an’a konu olmuştur. Hz. Hacer, Hz. Sare Peygamberlerin anneleridir. Birçok peygamber onların soylarından gelmiştir. Kendilerini adı anılır hale getiren sadece Peygamber annesi olmaları değildir. Onların imanları ve şahsiyetleridir. Peygamber efendimizin hayatına baktığımızda O’nun değer verdiği beş kadın vardır. Onlar Peygamberimize annelik yapmıştır. 1)Hz. Amine Hatun 2)Sütanne Hz. Süveybe 3) Süt anne Hz. Halime 4) Dadısı Ümmü Eymen 5) Fatıma Binti Esed”

Adı geçen kadınların Peygamberimizin hayatındaki hatıralarını anlatan konuşmacı Hz. Aişe’nin örnekliğini anlatırken eğitimin öncelikle evde başladığını, aileden terbiye olmayan çocukların terbiye olamayacağını vurguladı. Şunları söyledi;”Evdeki eğitim nisan yağmuru gibidir. Eğitimcilerin verdiği terbiye ise Temmuz Ağustos güneşidir. Babasının evinde iyi bir aile terbiyesi alan Hz. Âişe gelişmesini, yetişmesini ve şahsiyetini, olgunlaşmasını Hz. Peygamber’in evinde tamamlama imkânı buldu. Hz. Âişe kuvvetli bir zekâ ve hafızaya sahipti; üstün bir anlayış ve kavrayış kabiliyeti vardı. Güzel konuşması, Kur’ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber’i en iyi şekilde anlamaya çalışması gibi özellikleri sayesinde Hz. Peygamber’in yanında ayrı bir yeri vardı. Hz. Peygamber onun bu kabiliyetlerinin gelişmesine yardım edince, baba evindeki eğitim, vahyin aydınlattığı peygamber evinde daha da gelişti, olgunlaştı ve derinleşti. Bilmediklerini, anlayamadıklarını, eksiklerini ve yanlışlarını, hatta Kur’ân ile Hz. Peygamber’in hadisleri arasındaki farklılık arz eden hususları Hz. Peygamber’e sormak ve onunla müzâkere etmek gibi güzel bir alışkanlığı vardı. Hz. Âişe, fesahat ve belağatıyla da ünlü bir hatîb ve ayrıca Arap tarihi, ensâb ilmi, câhiliye çağının sosyal durumu, örf ve âdetleri hakkında geniş bilgi sahibiydi. Hz. Âişe küçük yaşından itibaren Kur’ân-ı Kerim’i ezberlemeye başlamış ve ayetlerin kıraat tarzını iyice öğrenmişti. Bilhassa Medine’de nazil olan ayetlerin nüzûl sebeplerini, delaletlerini, tahlilini ve her ayetle nasıl istidlâl edilip ahkâm çıkarılacağını çok iyi bilirdi. Sünneti de çok iyi anlamış olan Hz. Âişe, hadislerden istinbat ve kıyas suretiyle yeni hükümler çıkarırdı. Onun içtihat ve fetvaları kendisinin bir fakih ve müçtehid olarak kabul edilmesini sağladı.”

Dördüncü gün Kadir Demirbüken Kuran ve Sünnet ışığında iletişim konusu ile programda yer aldı. Bir Eğitimci Olarak Hz.Muhammed, Bir Tebliğci Olarak Hz. Muhammed, Bir İletişimci Olarak Hz. Muhammed, başlıkları ile konuya değineceğini söyledi, seminerini şöyle sürdürdü. ” Hz. Peygamber tek başına çıktığı davasında on binlere ulaştı. Bedevilerden dünyaya medeniyet öğretti. Hz. Muhammed gittiği her ortamda kendisini öncelikle tanıtmış ve ardından onlarla tanışmıştır. O insanlarla iletişiminde bireyin özelliklerini önemseyerek, tebliğde bulunacağı her toplumun özelliklerini dikkate almıştır. Her fırsatta insanlarla iletişim kurması en önemli özelliğiydi. Sahabesi ile açık ve canlı bir iletişim içinde olmuş, yanına gelene iyi davranmış, gelmeyenleri ziyaret ederek mesajını ulaştırmaya gayret etmiştir. O’nun panayırları dolaşması ve Taife gidişi iletişim amaçlı olmuştur. Sahabesiyle her şeyi konuşurdu. Vahyi insanlara tebliğ ederken şu hususlara dikkat ederdi.

1) Sevgi:   “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki, zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” Ayeti Kerimesi vb. birçok ayet bunun delilidir.

2) İnandırdı, ümit ve müjde verdi: İslam iman ve ümit dinidir. İnsan yapmayı düşündüğü şeyi iyi, güzel yapılabilir olduğuna inanmazsa teşebbüse geçmez. İnsanı harekete götüren güç inançtır. Üzülmeyin gevşemeyin eğer inanıyorsanız üstün gelecek olan sizlersiniz.”

3) Olumlu davranışları ödüllendirdi ve takdir etti: Sosyal bir varlık olan insan, başkalarına kendini beğendirmek, saygın olmak ve saygı görmek ister. Bu duygu, çocuklarda daha önemlidir. Özellikle çocuklar neyi doğru, neyi yanlış yaptıklarını büyüklerin beğenisine bakarak tayin ederler.”

İnsanlar ile iletişimdelütfen, rica etsem, teşekkür ederim, harika olmuş, iyiki varsın, benim için çok değerlisin, sana güveniyorum, ellerine sağlık, harikasın’ gibi sihirli kelimeler kullanılması gerektiğinin altını çizen konuşmacı tebliğ yaparken başvurulması gereken yöntemlerle ilgili bilgilendirmede bulundu.

Organizasyonda her gün bir konuşmacı yer aldı. Gün içerisinde her konuşmacı ile yapılan üç oturum, bilgilendirici, eğitici ve katılımcılar tarafından beğeni ile karşılandı.

Eğitim kampının son gününde Erzurum Aziziye Tabyası ve Nene Hatun’un kabir ziyareti oldukça duygulu anlar yaşattı. Lala Paşa Camii yanında ki külliyede Anadolu Selçuklu döneminden kalma tarihi eşyalar ve giysilerin sergilendiği müze, Taşhan Çarşısı tarihimizin ve yüzyıllardır gelişen eşsiz kültürümüzün birer işaretiydi.

Kamp, kardeşliğin, paylaşımın ön planda olduğu bir birliktelikle sona erdi. Seminerlerde bilgiler içselleştirilirken ortak bir hedef ile ayrı bölgelerden gelen eğitimcilerin kaynaşması vahyin ışığında birlik içerisinde bir yürüyüşü temsil ediyordu.

Ne Mutlu Kulluk vasfı ile donananlara… Ne mutlu İhlas ile yol alanlara… Ve örnek olanlara…