Ana Sayfa Kuruluşlar Anadolu Öğrenci Birliği Düşünce Akademisi'nde İkinci Hafta

Düşünce Akademisi'nde İkinci Hafta

0
Düşünce Akademisi'nde İkinci Hafta

Düşünce Akademisi’nin ikinci haftasında da dersler devam etti. 1. ve 2. kademelerde yine ikişer ders işlendi.

1. Kademe programında ilk derste Haydar Şahin Metinlerle Tiyatro dersine giriş yaptı. Antik Yunan dönemi tiyatro ve tiyatroya yön veren metinler ile düşünsel arka planı aktaran Şahin tiyatro din ilişkisi üzerinde de durdu.

Haydar Şahin Metinlerle Tiyatro dersine 5 kitap tavsiyesiyle başladı. Bu kitaplarda, tarih sürecinin başlangıcının neden Antik Yunan’a dayandırıldığı, Batının Doğuya sadece bakmak istediği yerden bakmasının nedeni ve içimizdeki oryantalist ruhlu bilim adamlarının neden bunları tekrarlayıp durdukları gibi soruların cevaplarının bulunabileceğini ayrıca tarihsel süreçte meydana gelen mücadelenin din ile dinsizliğin değil tam aksine dine karşı din mücadelesi olduğu hususunda genel bir bilgi bulunabileceğini ifade etti.

Daha sonra Şahin, Tiyatronun fasıl olarak bir din diye ifade edilebileceğini çünkü çıkış noktasının dini merasimler olduğunu belirtti. Köken olarak tiyatronun Tragedya ve Komedya olmak üzere 2 ye ayrıldığını Tragedyanın Aristokratlar elinde Komedyanın da halkın elinde oluştuğunu söyleyip, tarih sürecinin Antik Yunanla başlatılmasının bir yanılgı olduğunu bizce bu sürecin Hz. Adem’in yaratılışı ile başladığını belirtti. Son olarak Antik Yunan ve Roma Dönemi Tiyatrosuna değinip konuşmasını bitirdi.

Bu dönem için tavsiye edilen kitaplar:

Kara Atena – Martin Bernal

Oryantalizm – Edward W. Said

Avrupanın Doğu İmajı – Rana Kabbani

Dine Karşı Din – Ali Şeriati

İnsanın Dört Zindanı – Ali Şeraiti

İkinci derste ise Süleyman Orikli Etkili İletişim konulu bir sunum yaptı. Orikli etkili bir iletişim için olmazsa olmaz sayılan başlıkları değerlendirerek iletişim için gerekli yolları anlattı.

Orikli,  Etkili İletişim konulu dersine “ İletişim nedir? “ sorusu ile başladı. Düşünce ve duygu alışverişi, bireylerin birbirini anlama ve gücün gösterilmesi şekli, karşılıklı etkileşim gibi tanımları aktarıp iletişimin duygu, düşünce ve bilginin akla gelebilecek her yolla başkalarına aktarmak olduğunu ifade etti.

Bilgilendirmek, eğitmek, duyguları dile getirmek, uyarma, haberleşme ve yönlendirme vb. nedenlerden dolayı iletişim kurulduğunu söyleyen ORİKLİ, iletişimin temel özellikleri, ekolleri ve türlerinden bahsetti. Son olarak Kaynağın başarılı olması için ileteceği konu hakkında bilgi ve becerisini sunması gerektiğini söyleyip konuşmasını sonlandırdı

2. Kademe programında ilk derste Esan Gül Psikolojik Akımlar dersine giriş yaptı.

Esan Gül, psikolojinin tarihinden ve psikolojiyi felsefeden ayıran özelliklerden bahsederek bir giriş yaptı. Ardından Antik Yunan’da ruh konusundaki farklı bakış açılarına değinerek konuşmasını sürdürdü.

“Antik Yunan’da ruh noktasında 3 bakış açısı vardır:

1.   Ruh maddedir diyen materyalist bakış açısı,

2.   Sokrates, Platon ve Pythagoras’ın savunduğu,”ruh ve beden ayrı şeydir. Beden yok olur ama ruh yok olmaz, tanrısal ve ezelidir.”diyen bakış açısı,

3.   Ruh bedenden ayrıdır fakat maddeye içkindir (gözün görmesi gibi).diyen Aristo’nun görüşü.”

Aristo’dan yapılan çevirilerin Müslümanların bakış açısını etkilediğini söyleyen Gül, ruh konusunda, İslam düşüncesinde ise 6 görüş olduğuna değinerek bu görüşleri sıraladı.

Psikolojinin itiraz edebileceğimiz birçok yönünün bulunduğuna, artık bilimsel olmanın koşulunun ise yanlışlanabilirlik olduğuna işaret etti.

Modern filozofların ise bu noktada Antik Yunan’dan beslendiğine dikkat çeken Gül,”Hegel’i Hegel yapan Platon okumalarıdır. Kant’ı Kant yapan, Antik Yunan’ı bir arkeolog hassasiyetiyle inceleyip o günkü bilgilerle gününün bilgilerini birleştirmesi ve o süreci kesintisiz okumasıdır.”dedi.

Bu bağlamda bizlerin de, geriye dönüp Kur’an, Hadis ve Müslüman Düşünürlerimizi aynı hassasiyetle okumamız gerektiğini vurguladı. Bu düşünürlerden ise dört tanesinin önemle altını çizdi: İbni Sîna, İmam Gazali, İbni Rüşd ve İbni Arabî.” Onlar için Platon, Aristo ve Sokrates onlar için neyse, bu düşünürler de bizim yıldızlarımızdır.”dedi.

“Kabul ve red üzerine değil anlama ve düşünme üzerine okumalıyız, eleştirilerimizi ise sonrasında sunmalıyız.”diyerek konuşmasını sonlandırdı.

İkinci derste ise Ümit Aktaş Felsefi ve Edebi Metinler’e deva metti.

Ümit Aktaş ise, Aliya İzzet Begoviç’in “Doğu ve Batı Arasında İslam”  adlı eserindeki bazı cümlelerin altını çizerek, sözlerine, krallıktan nefret eden biri olarak Aliya’nın Bilge Kral olarak anılmasının yanlışlığını, aslında bizim halifelik dediğimiz şeyin de bir tür Bilge Krallık olduğunu belirterek başladı.

İslamcılık Paradigmasının bizi bir yere kadar getirdiğini fakat bundan sonrası için bu paradigmanın yeterli olmadığını, yeni bir paradigmaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Aktaş, Aliya’nın bir takım sözleri üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu:

Aliya’nın“Uygarlık manevi değil teknik bir şeydir” sözünden yola çıkarak medeniyetin tanımını yapıp, yine Aliya’nın “din de ihtilaller de acı ve ıstırab içinde doğup refah içinde yok olurlar” cümlesiyle sözlerine devam etti. Din ve devrimin amacının medeniyet kurmak olmadığını fakat süre içerisinde uygarlık olduklarını dile getirdi. “Medeniyet, dinin devrimci patlamasının arkasında bıraktığı taşlardır, hasıladır ve asıl kıymetli olan yaratıcı enerjidir, hasıla değildir. Medeniyet yaratıcı nesnelerin ölü nesnelere dönüştüğü anlardır.”dedi.

“Gerçek bir hürriyet ancak yaratıcılıkla mümkündür.”sözünü açıklarken hürriyeti mümkün kılan iki tür yaratıcılıktan(Allah’ın yaratıcılığı ve insanın yaratıcılığı) bahseden Aktaş,” Allah’ın yaratması olmaz ise hürriyet olamaz. Gerçek yaratıcılığın olmadığı kainatta gerçek bir özgürlük de olmaz.” dedi. İnsan açısından yaratıcılığı ise şöyle açıkladı: “Bizler bir takım şeyleri yaratamazsak gerçekten özgür değiliz. Bu yaratıcılık Allah’ın yaratması gibi değildir fakat bundan faydalanan bir yaratıcılıktır.” Kur’an’da bir çok yerde değişik olarak geçen “yarattı”(ceale, sanea, halega..)  kelimesinin hem insan hem de Allah için kullanılmasını buna örnek olarak gösterip ”Gerçek bir sorumluluk ancak insanın özgür olduğu yerde vardır.”diyerek yaratıcılık bahsini sonlandırdı.

“İslam’da trajedi var mıdır yok mudur?” sorusuyla trajedi üzerinde durarak, trajedinin Eski Yunan’dan geldiğini, Yunan Tanrılarının Yaratıcı Tanrılar olmadıklarını, insanların mutluluklarını engelleyip onları mutsuzluğa sürüklediklerini buna rağmen Kur’an kıssalarının olumlu bittiğine dikkat çekerek hayatın öngörülemez bir şey olduğunu düşündüğümüzde trajedi olduğunu ve Hz.Hüseyin’in katlinin de en büyük trajedilerden biri olduğunu sözlerine ekledi.

“Ütopya ateistlerin inancıdır.”cümlesiyle ütopya kavramını geniş bir şekilde ele alıp, ütopyanın batı dünyasında ortaya çıktığını, kilisenin “Tanrı Krallık” ve “Şeytani Krallık” şeklinde iki düşüncesinin olduğunu, ütopyanın Tanrı Krallık düşüncesinin gerçekleşmesi için ortaya çıktığını, Müslümanlarda ki Mehdi inancının da buna denk düştüğünü söyleyerek,” Ütopik toplum imtihanın askıya alındığı bir toplumdur.”dedi. İnsanın imtihan içinde olmasının ütopyaya aykırı bir durum olduğunun altını çizerek, İslamın bu anlamda ütopyacı olmadığını savundu.

“Entropi” kavramı üzerinde duran Aktaş, “insan a-entropik bir varlıktır. Kainatın kargaşaya ve ısıl ölüme doğru giden bir yönü var. Enerji azalıyor ve ısıya dönüşüyor fakat insan buna karşı bir şey, düzen oluşturan bir varlık ve insan dünyasının karmaşaya direnen bir yönü var. Bu sebeple insan entropi yasasına aykırı bir varlıktır.”dedi.

“Din de ihtilaller de acı ve ıstırab içinde doğup refah içinde yok olurlar.”sözünü açıklarken “her devrim dini bir mahiyet arzeder.. burada ilerleme ve iktidar kelimesi yerine sorumluluğu öne çıkarmalıyız. Allah da aslında bizi yeryüzünün halifesi kılarken yeryüzünün sorumlusu kılıyor. ”diyerek, ilerleme ve kalkınmanın bir anlamda arzın sorumluluğundan uzak kalmayı gerektirdiğine işaret etti.

“Dinde teoloji olmaz.”cümlesi bağlamında teoloji kelimesini kullanmanın neden doğru olmadığını açıklarken,”teoloji Eski Yunan’da ortaya çıktı. Ortalarda dolaşan bir tanrı var ve bu zihniyet daha sonra Allah’ı yeryüzüne indirip O’nun İsa’da tecessüm ettiğine inanmıştır. Böyle bir inancın Tanrı Bilimi olur fakat bizim Tanrımız ortalarda dolaşan bir Tanrı değildir, aşkınlığı olan bir Tanrı’dır. Dolayısıyla bizler için bir Tanrı Bilim veya İlahiyat olamaz.”dedi.

Aliya’nın 60’lar kuşağıyla birleştiği tek noktanın da, hümanizme olumlu bir değer atfetmesi olduğunu söyleyen Aktaş, aslında bunun hümanizmi savunduğu anlamına gelmeyeceğini vurguladı. Sözlerini İslam hümanizmi diye bir şeyin olmadığı söyleyerek noktaladı.