Düşünce Akademisi'nde Bu Hafta

0
110

Anadolu Öğrenci Birliği’nin düzenlediği Düşünce Akademisi’nde bu hafta Türkiye Modernleşmesi Dersi ile Felsefi ve Edebi Metinler Dersi vardı

Türkiye Modernleşmesi

Düşünce Akademisinde bu hafta iki ders vardı. İlk ders Hüseyin Özhazar’ın verdiği ‘Türkiye Modernleşmesi’ dersi idi. Özhazar derste şu konulara değindi: “Osmanlı Devleti 18. yüzyılda daha önce küçümsediği Avrupa’nın hızlı bir şekilde ilerlediğini ve kendisinin de Avrupa karşısında gerilediğinin farkına varmıştır. Bu durumun altında yatan temel sebep Osmanlı’nın iyi bir dünya okuması yapamamasıdır. Osmanlı Devleti dünyada yaşanan gelişmelere uzak kalmış ve kötü gidişatına dur demenin tek yolu olarak da eski parlak zamanlarına dönmeyi görerek bu yolda adımlar atmıştır. Bu çabalar da sıkıntıları azaltmaktan ziyade arttırmaya sebep olmuştu. Osmanlı Devleti en parlak zamanlarında -Kanuni ve Yavuz devirleri gibi- dünyayı iyi okumuştu. Ancak eski günlerin nostaljisiyle ve o günlerdeki gibi hareket etmekle kötü gidişatın son bulacağını düşünen Osmanlı aydınının dünyayı okumayı becerememesi bu döngünün devam etmesini sağlamıştı.

Osmanlı devlet adamları geç de olsa Avrupa’daki gelişmelerin önemini fark etmiştir. Avrupa’daki gelişmeler hakkında raporlar hazırlamak için sefirler görevlendirilmiştir. Bundan başka Osmanlı devlet adamları da 18. yy’da Avrupa’ya birçok ziyarette bulunmuşlardır.

Dünyada söz sahibi olmaya aday olan, İslam’ı hayatta yaşanılır kılmak isteyen bizler için de buradaki asıl mesele iyi bir dünya okuması yapıp yapamayacağımızdır. Bu konuda hepimiz gerekli ehemmiyeti göstermeliyiz.

18.YY OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİ

İran’ın kendi bölgesindeki Sünnileri Şiileştirme politikası bu döneme damgasını vurmuştur. 18. yy’da yaşanan İran’daki taht mücadelesi Osmanlı ve Rusya çıkarlarının ortak paydada buluşmasına olanak sağlamıştır.

İran’da bu gelişmeler yaşanırken Osmanlı Devleti’nde de Lale Devri yaşanıyordu. Bu dönemde devlet yönetiminde geniş yetkilere sahip Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın uyguladığı barış politikası sebebiyle Osmanlı Devleti, İran ile olan ilişkiler konusunda zayıf bir tutum sergilemiştir. Sonuç olarak Lale Devri Patrona Halil isyanıyla son buldu.

Daha sonra Osmanlı Devleti’nin Avşar Türk’ü olan Nadir Han’ı şah olarak görmesiyle birlikte İran yönetiminde Safevi olmayan biri başa geçmiş oldu.(Altında yatan sebep Nadir Han’ın Osmanlı-Rusya ve İran arasındaki anlaşmayı kabul edeceğini söylemiş olmasıydı)

Osmanlı ile İran arasında yüzyıl kadar süren savaşlar sonucunda 2. Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla günümüz sınırları çizilmiş oldu.”

Felsefi ve Edebi Metinler

Ümit Aktaş’ın verdiği ‘Felsefi ve Edebi Metinler dersinde Georges Dumezil’in Hint-Avrupa halklarının destanlarından biri olan üç işlev ideolojisi üzerinde duruldu.

Üç işlev yani savaş, üretim, din veya yönetim. (Din veya yönetim denmesinin sebebi zamanında yöneticilerin kutsal sayılmasından kaynaklanıyor. Kısacası yönetim ve din ilişkisi üzerinde duruluyor.)

Üç işlev ideolojisini detaylı bir şekilde anlatan Ümit Aktaş bu ideolojinin günümüzdeki yansımaları ve taşıdıkları anlam üzerinden örnekler verildi. Bu örnekler:

-Firavun, Karun, Belam – Ali Şeriati’nin üçlemesi

-Teolojik, metafizik ve pozitivist dönem

-Tanrılar, kahramanlar ve insanlar çağı – Mısırlıların inanışlarında ve Giambattista Vico’nun eserlerinde görüldüğü gibi.

-Feodalizm, Kapitalizm, Sosyalizm – Karl Marks’ın üçlemesi

Değinilen diğer bir önemli nokta ise üç işlev teorisinin kurumsal bir iktidarın sonucu olarak oluştuğuydu.

Ümit Aktaş Karl Marks’ın İncilden alıntıladığı ” Bırakın ölüler kendi ölülerini gömsünler!”  sözünü hatırlatarak dersi bitirdi.