Düşünce Akademisi'nde Bu Hafta

0
79

Birinci ve ikinci kademe olarak gerçekleştirilen Düşünce Akademisi 3. haftasını geride bıraktı.

Birinci kademede bu hafta Ramazan Yıldırım, “İslam Düşünce Tarihi” dersini ve Hanifi Tosun “Kavramlar” dersini işledi. İlk derste Ramazan Yıldırım “Din ve Mezhep Ayrımı” başlığını öğrencilerin de katılımıyla sundu. Yıldırım “Din nedir? ve Mezhep nedir?” sorularıyla derse giriş yaptı. Sorduğu sorulara çeşitli cevaplar aldıktan sonra “Dinin evrensel, ilahi, vahye ve nasslara dayalı olduğunu; dini yorumun (ekol-mezhep) ise,  yerel, beşeri, değişken(dinamik), içtihada ve akla dayalı olduğunu” söyledi. Burada din ile dini yorumun birbirine homojen bir şekilde iç içe girdiğini ve ayrımının yapılması gerektiğini, aynı zamanda da birbirlerine rakip olmadığını vurguladı.  Aslında din ve dini yorum arasında şöyle bir ilişki vardır: “İlahi olanın beşeri olanla buluşması, beşeri olanın ilahi olanı anlaması ve bu anladığını hayata geçirmesidir.  Hayata geçirilen şey de tam olarak dini yorumdur. Din kesin hüküm koyar. Dini yorum ise evrensel olanı yorumlar.”

Dersin ilerleyen vakitlerinde Ramazan Yıldırım mezheplerden bahsetti. Yapılan “hak mezhepler”       tanımlamasının doğru olmadığına ve aslında mezheplerin hak olup olmamasının ayrımını yapmanın beşere ait olmadığına değindi. Dini yorumları (mezhep-ekol),  fıkhi mezhepler,  itikadi mezhepler ve tasavvufi mezhepler olarak sınıflandırdı ve şu şekilde tanımladı:

Fıkhi Mezhepler:  Bir Müslüman’ın ibadet ve muamelat ile ilgili karşılaşmış olduğu sorunları Kur’an ve Sünnet merkezli çözmeye çalışmasıdır.

İtikadi Mezhepler:  Bir Müslüman’ın inanç konuları ile ilgili karşılaştığı problemleri çözmeye çalışmasıdır.

Tasavvufi Mezhepler:  Bir Müslüman’ın güzel ahlak, maneviyat ve ruhaniyet talep etmesi gereken yollara tasavvufi yorumlar denir.

Dersin sonunda Ramazan Yıldırım kitap tavsiyesinde bulundu: 

1-                 İslam, Fazlurrahman

2-                 Doğu- Batı Arasında İslam, Aliya İzzetbegoviç

3-                 İslam ve İnsan, Nurettin Topçu

4-                 İslam’ın Bugünkü Meseleleri, Erol Güngör

 

Akademinin ikinci dersinde Hanifi Tosun “ Kavramlar” dersini gerçekleştirdi. Derse “İman” başlığı altında giriş yaptı. Özellikle imanın bilgi ve bilinç olduğunu vurguladı. Aynı zamanda imanın insanın bedeni ve ruhsal yönünü dinç tutan şey olduğuna değindi.  İmanı somut bir şekilde şöyle tanımlayabileceğimizi söyledi: “iman tasdik, ikrar ve ispattan oluşur. İmanı bir ağaca benzetecek olursak; iman ağacın köküdür, ikrar gövdesidir ve ispat ise meyvesi, dalı, yaprağıdır.”  Dedi. Tosun daha sonrasında mezheplerin imana yaklaşımından bahsetti. 

İkinci kademede ise Ahmet Özcan Hüseyin Özhazar vardı.

İkinci kademenin ilk dersinde Ahmet Özcan vardı. Özcan sunumunda kısaca şunlara değindi: “Düşünceler kavramlar üzerinden yurtlanır. Yunan felsefesi, uçuşan birçok fikri kavramlara dökmüştür. Kavramlar fikir dünyasına işaret ettiğinden dolayı önemlidir. Bizler ödünç kavramlarla düşünen insanlarız. İslam dünyası şu an insanlığın en kurtarıcı fikirlerine sahip olması gerekirken, kafası en karışık toplum durumunda.

Psikoloji, sosyoloji, antropoloji sömürgecilik bilimleridir. Bunları Batı, sömürgecilik maksadıyla geliştirmiş daha sonra bilim olarak adlandırmıştır. Aslında bilim, insanın merakını gidermek amaçlı geliştirilen disiplindir. Fakat Batı’da insanı yönetmek, deforme etmek anlamında kullanılmıştır.

Kullandığımız kavramların çoğu bize dayatılmış kavramlardır. “self colonization” yani kendi kendini sömürgeleştirmektir. Cumhuriyet denilen şey bir self colonizasyondu. İsrail bile bu ülkeyi taklitle kurulmuştur. M.E.B bir self colonizasyondur. Bize bizi yabancılaştırmak için yapılan bir deformasyondur. Bize bilim diye sunulan şey aslında hurafelerden ibarettir. Size ezberletilen her şeyi sorgulamaya başlayın:” Allah, din, ilah, aşk, ölüm, ibadet…”

Düşünmek ne demektir? Hayatın anlamını sorgulamaktır. Biz alıştıklarımıza mı inanıyoruz? Güneş gerçekten doğudan mı doğuyor? Hem öğrenmek hem de bu kavramlar üzerinden yeni dünyalar kurmak adına düşüneceğiz.

Tarih bilimi diye bir şey yoktur. Hıristiyanlarda İsa, Tanrı; Papa yaşayan peygamberdir. Çoğu bilimler kiliseyi yenmek, kilise boyunduruğuna itirazdan doğmuştur.

Kıta Avrupası’nın ana topluluğu Almanlardır. İngiliz, İspanyol, Hollanda, İsveç, Norveç Kraliyet aileleri Alman’dır. Doğu’nun zenginliğini keşfetmek ve keşif için gerekli bilgileri üretmek amaçlı İngiliz ve Almanlar Göttinberg Üniversitesini kurdular. Birçok teorinin orjinal hali burada üretilmiştir.

Antik dönemde Mısır Uygarlığı vardı. Yunan uygarlığı ise sayfiye idi. Yunanca köken olarak Kıptîcedir. Anadolu Rumlarının çoğu Mısırlı, Mısır halkı ise Habeşli’dir. Roma Mısır’ın devamıdır. Roma kurulur kurulmaz ilk olarak Mısır’ı fethetmeye çalışır. Çünkü ilk başkentleri orasıdır.

Okullarda okutulan tarih kitaplarındaki bilgiler doğru değil. Bilimlerin hepsi devletlerin politikalarına hizmet için yazılmıştır. Şu ana kadar çocuklarımıza, Sırplarla Bulgarlarla savaşlarımız, Yunanları nasıl denize döktüğümüz anlatıldı. Bundan sonra, Yunanlarla Sırplarla Bizans’ı nasıl fethettiğimiz anlatılacak.

Batı dünyasıyla ilgili bir yığın haber yapılırken, İran’la Mısır’la.. ilgili tek haber yok.

Osmanlı tarihi aslında Batı’nın da tarihidir. Türklere ait bir tarih değildir sadece… Osmanlı kendine Türk dememiştir bile…

Jeopolitik dünya haritasına bakma tarzıdır. Türkiye haritasını silin, tanımayın bu haritayı… Bizlerin bildiği bölücü bir dünya haritasıdır, sınırları görmeyin. Bu bize dayatılan, yerli sömürgecilerin de benimsediği bir haritadır.  Dünya haritasını ters çevirin öyle bakın, her şey yerli yerinde olacaktır. Biz köleliği ve sömürgeciliği içselleştirmişiz.

Tarkovsky, “Özgür olmak isteyen özgür olur.”der”

İkinci kademenin ikinci dersinde ise Hüseyin Özhazar bir sunum gerçekleştirdi. Özhazar sunumunda şunları dile getirdi: “Bakışlarını geriye çevirmiş bir peygamberdir tarih. Olmuş olandan hareketle ve olmuş olana karşıt olarak gelecek olanı haber verir. Gelecek,  daha iyi bir sıçrayış için iki adım geri çekilmektir. Kahramanlar üretmek ya da hainler bulup çıkarmak için okumamalıyız tarihi…

Fransız İhtilali için her ne kadar 1789 tarihi verilse de ihtilal süreci 1799’a kadar devam etmiştir. Devrim sadece monarşik yönetimleri etkilememiş, aynı zamanda Katolik kiliseye de büyük bir darbe olmuştur. En katı laiklik uygulamasının Fransa’da olması buranın koyu Katoliklik etkisinde kalmış olmasındandır.

Fransız İhtilali Milli mücadeleye de ilham olmuştur. Fransız İhtilali’nin geçirdiği evreler ve sonuçlarıyla yeni Türk Devleti’nin kurulması sonrasında yaşananlar arasında ciddi benzerlikler bulunmaktadır. Fransa’daki gibi Türkiye’de de laiklik din karşıtlığına dönüşmüştür.  İhtilal sonrasında Napolyon nasıl askeri bir mutlakiyet kurmuşsa Türkiye’de de M. Kemal’in mutlak hakimiyetine dayalı Tek Parti Yönetimi kurulmuştur. Fransa’da 1789’dan itibaren 1789-1792 yılları arasında meşruti krallık, 1792-1795 yılları arasında Cumhuriyet, sonrasında Direktuvar Hükümeti, 1795-1799 yılları arasında Konsüllük Dönemleri yaşanmıştır. I. Konsül olan Napolyon Bonopart yönetime el koyarak Askeri Mutlakiyet yönetimini kurmuştur. 1793-1785 yılları arasında Jakoben Devrimci Diktatörlüğü bizdeki İstiklal Mahkemelerinin işlevini görmüş ve 18.000 ile 40.000 arasında insanı giyotinle idam etmiştir. Bu dönem tam bir terör dönemidir.

Montesque, Voltaire, Jan Jack Russou, Didero gibi isimler Fransız İhtilali’nin düşünsel alt yapısını oluşturmuştur.

Fransız İhtilalini tetikleyen en önemli faktör malî koşullardır. Devlet ekonomik alanda büyük bir sıkıntı içindedir. Bu sıkıntının aşılamaması, yeni vergiler, vergilerin toplanamaması, 1614 yılından beri toplanmamış olan Etajenero Meclisinin toplanması kararının alınması ve mecliste temsiliyet tartışmaları İhtilal sürecini hızlandırmıştır. Devrimde çok farklı kesimler rol oynamıştır. Paris yoksullarının temsilcileri kendilerine Enragee (Öfkeliler) adını vermişti. Haberistler de yoksullara yakın ve radikal kesimi oluşturuyordu. Devrimi bir halk hareketinden çok salt bir ilerleme olarak anlayan üst kesim temsilcileri iki kanada bölünmüşlerdi. Jakobenler radikal ilerlemeci, Jirondenler ise liberal ve ılımlı ilerlemecilerdi. Jakobenler daha sonra bölündü ve Danton ayrı bir baş çekti.

1793-1794 tam bir terör dönemidir. Roberspierre: “Devrim, özgürlük düşmanlarına karşı sürdürülen savaştır. Bir savaş hükümeti olan Devrim Hükümeti tetikte olmalı, bir yıldırım gibi hareket etmelidir. Emrindeki zorlama gücü ise terördür.” demekfedir.

Her devrim sürecinde gördüğümüz, devrimin kendi çocuklarını önce yemesi Fransız İhtilali’nde de yaşanmıştır. Aynı durum Yeni Türk Devleti kurulurken de yaşanacaktır. M. Kemal’in öncülüğünde gerçekleştirilen yakın arkadaşlarını tasfiye etmiştir. 1923, 1925, 1926 ve 1930 tasfiyeleriyle Türk devrimi kendi çocuklarını yiyecektir.”

Daha sonra Fransız İhtilali’nin sonuçlarını ve özellikle İhtilal’,n Osmanlı Devleti üzerindeki etkilerini anlatan  Özhazar Napolyon Savaşları, Viyana Kongresi ve 1830 İhtilaleri ve sonuçlarını anlattı.

“Napolyon Savaşları’nda 3 milyon 511. 806 kişi hayatını kaybetmiş ve Avrupa bir karmaşanın içine düşmüştür. Bir çözüm için Viyana Kongresi toplanmış ise de alınan Restorasyon Kararları çözüm olmamıştır. Milliyet prensibi dikkate alınmadan çizilen sınırlar yeni sorunlara neden olmuştur. Avusturya, Alman devletleri ve İspanya’da karışıklıklar başlamıştır. İlk ayaklanma Fransa’da başlamıştır.

1830 İHTİLALLERİ’yle  mutlakiyet yönetimi ikinci kez darbe yemiş, Kral egemenliğin millete ait olduğunu kabul etmiştir. Ayaklanmalar Fransa’dan Belçika’ya sıçramıştır. Belçika bağımsızlığını kazanmıştır. İsveç ve Norveç iki ayrı devlet olmuştur. İngiltere’de liberaller yönetime geçecektir. İtalyanlar Avusturya, Polonyalılar Rus egemenliğinden kurtulmak için ayaklanacak fakat bu ayaklanmalar bastırılacaktır.”

(Düşünce Akademisi her Cumartesi 10:00 ile 13:00 arasında gerçekleştiriliyor)