Ana Sayfa Kuruluşlar Anadolu Öğrenci Birliği Düşünce Akademisi'nde 9. Hafta

Düşünce Akademisi'nde 9. Hafta

0
Düşünce Akademisi'nde 9. Hafta

Düşünce Akademisi bu hafta da ikişer dersle devam etti. Haftanın sunumcuları Prof. Dr. Cengiz Çakmak, Ahmet Özcan, Hüseyin Özhazar ve Haydar Ali’ydiler.

Düşünce Akademisinin Birinci kademesinde Haydar Ali ve Prof. Dr. Cengiz Çakmak sunumlarını gerçekleştirdiler.

Kademenin ilk dersin Haydar Ali Metinlerle Tiyatro dersine devam etti. Burjuva dönemi tiyatrosunun günümüze dek gelen yansımaları üzerinde duran Haydar Ali modern ve post modern dönem tiyatrosunun özeliklerine de değindi.

Bütünlüklü bir hayat algısıyla tiyatroya bakıldığında metinlerin hayatı ve yaşanan anı konu edindiğini bu nedenle sanatın hayatın dışında değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Yaşanan zamanın sosyal, politik, ekonomik ve dini hayatının metinlerde kendine yer bulduğunu ve hayatın bizatihi kendinden beslediğini anlattı.

Birinci kademenin ikinci dersin ise Prof. Dr. Cengiz Çakmak vardı

Cengiz Çakmak, bu haftaki dersinde medeniyet ve şehir arasındaki ilişkiye değinerek başladı. Medeniyetin temelinin şehir olup şehir olmaması durumunda medeniyetin olamayacağını söyledi. Medeniyetin olabilmesi içinde kütüphane ve şiirin muhakkak olması gerektiğini ifade eden Çakmak, “Kütüphaneler,  medeniyetin arşivi ve hafızasıdır; şiirini kaybedende toplum-şehir bilicini kaybeder.” dedi. Gerçek kütüphanenin Hellenistik dönemde İskenderiye’de kurulduğunu söyleyen Çakmak,  sonrasında medeniyet, zaman ve mekân anlayışına değinip katılımcılara zamanla ilgili düşünceleriniz nelerdir?  sorusunu yöneltti. Medeniyet,  zaman-mekân anlayışları bağlamında tarihsel bir anlayışın olduğunu; çağlarında batı tarihi anlayışın sonucu oluştuğunu dile getirdi.

     Medeniyetin en temel kavramının norm olduğunu dolayısıyla medeniyetlerin değer yargıları ile anlaşıldığını belirtti. “Medeniyet değer yargılarıdır; iki temelde ele alınır ve bunlar maddi ve manevidir.” diyen Çakmak, manevi değer yargılarını din, tanrı iman ekseni üzerinde ele alıp “ Tanrıya nasıl bakıyorsan kendine öyle bakarsın. Tanrı inancıyla dünyayı nasıl yorumluyorsun ve sen tanrıya inanıyorsan hayatına yansıması nedir; varlık tasavvurumuz ne ve din, bilim ile ilgili ne anlıyorsunuz?”  dedi.

Batının kendisini inşa ederken hep ötekinden gittiğini söyleyen Çakmak, ardından Hami-Sami ve Hin-Avrupa dillerine sahip ülkelerin dini anlayışlarından bahsetti.  Hint-Avrupa ülkelerinin,  tanrıların insan bedeninde bir cisim olarak ortaya çıkabileceği anlayışına sahip olduğunu; Hami-Sami ülkelerinin de tanrı ve insanın apayrı olduğu fikrini savunduklarını belirtip dolayısıyla Hıristiyanlığın Roma kültürü ile karşılaşınca en temel özelliğini ( insan biçiminde tanrı anlayışı) kaybettiğinin altını çizerek dersi bitirdi.

 

Düşünce Akademisinin İkinci kademesinde Ahmet Özcan ile Hüseyin Özhazar vardı. Kademenin ilk dersinde Ahmet Özcan sunumunu gerçekleştirdi.

Ahmet Özcan bu hafta ki dersinde Teoloji ve Jeopolitik ilişkisi konusuna değindi.

Dünya tarihi açısından bakılınca insan adem ve beşer diye ikiye ayrılmaktadır. Çünkü bugün haritaya bakınca devletler sürekli birbiriyle savaş halindedir. Çünkü her insan âdemleşememiş, beşer olarak kalmıştır. Nasıl bir tanrı telakkiniz varsa öyle bir devlet telakkiniz olur. Nasıl bir devlet telakkiniz varsa da öyle bir tanrınız olur. Tanrıya bakış açısı insanın dünya ya bakış açısını belirler. Dünya üzerinde yaşayan gelmiş geçmiş tüm milletlerin zihin yapıları inandıkları inançlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Tanrı kral bugün devlete dönüşmüştür. Geçmiş dönemin inançları bugüne devam ede gelmiştir. Bugün Müslümanlar Allah inancının yanında diğer başka şeylere de inanmaktadır ama farkında bile değillerdir. Zihin kodlarımızda geçmişten gelen bazı asırlar ötesinin inançları yatmaktadır.

Bu hafta ikinci kademenin ikinci dersinde Hüseyin Özhazar vardı.  Hüseyin Özhazar ‘Türkiye Modernleşmesi’ dersinde; Osmanlı Devletinin en uzun yüzyılı olarak adlandırılan 19. YY hakkında bilgi verdi. 19.yy’a gelindiğinde artık Osmanlı Devletinin kendi ayakları üzerinde durma kabiliyetini kaybettiğini ve varlığını devam ettirmek ya da konumunu güçlü tutmak için diğer imparatorluklarla ilişkiler kurduğu ve Osmanlı devleti için “hasta adam” ifadelerinin kullanılmaya başlandığını belirtti.

Bu süreçte; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin topraklarıyla ilgili pazarlıklar yaptıklarını ve Rusya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın Osmanlı Devletiyle ilgili hesaplanın ne olduğunu açıkladı.

Rusya’nın 19. yy Osmanlı Devletiyle ilgili hesabı: Büyük Rusya, Rusya sıcak denizlere inmedikçe gerçekleşemeyecektir. Rusya bunun mücadelesini vermektedir. 200 yıl boyunca yani 1917 Bolşevik ihtilaline kadar da Osmanlı Devletiyle savaşmakta olduğunu görüyoruz.

İngiltere’nin hesabı: İngiltere dünyanın en büyük sömürge devletini kurmak istiyor. 1946 yılına kadar bunun mücadelesini veriyor. 1946’dan sonra bu görevi Amerika’ya veriyor.  19.yy’a gelindiğinde; İngiltere’nin uzak doğu da sömürgeleri var, sanayi devrimini gerçekleştirmiş, pazara ihtiyacı var, hammaddeye ihtiyacı var, dolayısıyla Doğu Akdeniz ticaret yollarını eline geçirmesi gerekiyor. Osmanlının ona bir zararı yok bundan dolayı Osmanlı Devleti yaşamalı başka bir güçlü devletin eline geçmemeli, mümkünse kendi eline geçecek ya da Osmanlı olarak kalacak.

Fransa’nın hesabı: Fransa ve İngiltere iki güçlü devlettir. Fransa’nın İngiltere’nin kontrolünde olan Doğu Akdeniz’i ele geçirmesi gerekiyor. Doğu Akdeniz’i kontrol edebilmek için de Mısır’ı ele geçirmek istiyor.

Bu üç devletin Osmanlı Devleti ile olan ilişkilerini bu şekilde açıkladı.

Ø      1798 Napolyon’un Mısır’ı işgal etmesi,

Ø      1804’te Sırplar tarafından çıkan ilk isyan hareketi,

Ø      1806-1812 savaşları

Ø      Üçüncü Selim dönemi;  Nizam-ı Cedid ve bunun sonu olarak Yeniçerilerin üçüncü Selim’i öldürmeleri ve ikinci Mahmud’un tahta çıkarmasıyla konuyu bu haftalık bitirdi.