Düşünce Akademisi Devam Ediyor

0
118

Düşünce Akademisi’nin bu haftaki dersleri Ramazan Yıldırım’ın sunduğu İslam Düşünce Tarihi ve Hüseyin Özhazar’ın sunduğu Türkiye Modernleşmesi idi.

Ramazan Yıldırım’ın konu başlığı Mutezile idi. Bu derste Ramazan Yıldırım özetle şunları ifade etti:

“Mutezile, Kur’an’da müminlerin kafirleri terk edip ayrılmaları anlamında kullanılmıştır. Bu kavramların hiçbiri mezhep mensupları tarafından konulmamış ve kullanılmamıştır. Bu ifadeler muhalefetleri tarafından bu gruplara verilmiştir. İslamcı kelimesi, Hariciler tanımı buna örnek olarak verilebilir.

Bu ifadelendirme ve tanımlamalar gruplar ilk ortaya çıktıklarında negatif anlamlarıyla kullanılırken zamanla mensupları tarafından da pozitif olarak kullanılmıştır.

Bugün Mutezile dediğimizde belli bir lider olmadığı için kendi aralarında da beş esasın kabulünde ihtilaf yaşasalar dahi; karşımıza çıkan beş temel esas vardır: 

Tevhid: Hepimizin kabulü…

Adalet: Bizim bugün anladığımız anlamdaki adalet değil. Buradaki tamamen ilahi fiiller manasında. Kader meselesi, rızık, erken yaşta ölen çocuk, insanın fiillerindeki özgürlüğü bu başlık altında tartışılır.

Vaad ve Vaid: “Allah verdiği sözünde duracaktır”, Müminlere vaad ettiği cenneti, kafirlere de korkuttuğu cehennemi verecektir. “İnnallahe la yuhliful miad.” diyerek Allah zaten sözünde duracağını da belirtmiştir.

Mutezile’nin temel taşlarından biri olan Amr b. Ubeyd ” Eğer diğer dünyada tablo böyle olursa – Allah olur da günahlarıyla gelen birini cennete göndermeyi düşünürse – ben Allah’ın karşısına geçer; biz böyle anlaşmamıştık derim, ben bunu sorarım.” diyor. Allah dilediği gibi her şeyi yapan, kontrolsüz bir güç değildir. Felsefi bir bakış açısıyla bakarak söyleyecek olursak kontrolsüz bir tanrı, tanrı değildir. Bu Allah’a acziyet atfetmek değildir. Kimse yapamaz bunu. Allah’ın gücü her şeye yetebilir. 

-Allah şu anda seni bir sineğe dönüştürebilir mi?

  • Evet. 
  • Peki dönüştürür mü?
  • Hayır .

Bu Allah’ı çok daha iyi tanımak anlamına geliyor. Felsefedeki teodise görüşüne geldiğiniz de bu görüşü de canla başla tutacaksınız. Çünkü felsefenin tüm teodise sorularına İslam’ın içinde kalarak cevap veren tek grup Mutezile’dir.

El menziletu beynel menzileteyn: İki yerin arasında olmak demektir, Cennet ile Cehennemin ya da Mümin ile Kafirin arasında olmak. Tövbe etmekle bu halden kurtulunulabilinir elbette. Ara bir ıslah, bir rehabilite merkezi olarak da anlaşılabilir. 

Emribil maruf nehyi anil münker: Bir Müslüman bulunduğu ortamda iyi, doğru olanı yaygınlaştırmak, kötü olanı da engellemekle yükümlüdür.

Bu beş esas üzerinden bu kelamı sürdürürler. Aslında iki temel esas vardır: Tevhid ve adalet. Mutezilenin siyasi düşüncesini de buradan okuyabiliriz.

Mutezile her zaman bir sorunu dinin kendi dairesi içerinde kalarak çözüme kavuşturmuştur. Hay b. Yekzan geleneğinin izini dahi sürdüğümüzde karşımıza Mutezile çıkar. “Eğer Allah herhangi bir kavme peygamber göndermemişse o insan kainatla baş başa kaldığı zaman aklını kullanarak Allah’ın var ve bir olduğu sonucuna varabilir” der Mutezile kelamcıları. Bundan sonrası ihtisas işi tabi. Dinlemekten öte dikkatli okumlar ve tefekkürler yapmak gerekir.”

 

2. dersin sunumunu yapan Hüseyin Özhazar’ın konu başlığı ise 19. yüzyıl siyasi gelişmeleri ve milliyetçilik akımlarının Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkışı idi. Hüseyin Özhazar özetle şunları söyledi:

“19. asır Osmanlı’nın en uzun yüzyılı kabul edilir. 19. yüzyıl siyasi gelişmeleri doğru anlaşılmadan 20. yüzyılı, dolayısıyla 21. yüzyıl başındaki gelişmeleri doğru anlamak mümkün olmaz. III. Selim’in yeniçeriler tarafından öldürülmesi, Alemdar Mustafa Paşa’nın İstanbul’a gelişi ve II. Mahmut’un padişah olmasıyla başlayan süreci iyi takip etmek gerekir. 1808 yılında Alemdar’ın öncülüğünde İstanbul’da ayanlarla yapılan Sened-i İttifak sözleşmesi önemli bir gelişmedir.  

Aslında bu dönemde ayanlar devlet içinde devlet durumuna gelmişlerdi ve bağımsız hareket etmekteydi. Sened-i İttifak’la devlet, ayanların varlığını ‘hukuken’ kabul etmiş, Osmanlı tarihinde ilk kez padişah kendi yetkilerinden taviz vermiştir. Bu girişim genellikle İngilizlerin 13. yy. başlarında kabul ettiği ve İngiliz meşrutiyetinin temeli sayılan Magna Carta’ya benzetilmektedir. Fakat Magna Carta’da kraldan alınan yetkiler halka verilirken Sened-i İttifak’ta bu haklar ayanlara verilmiştir. Bu durum devletin ayanlara söz geçiremeyecek durumda olduğunu, devletin siyasal ve askeri bakımdan geldiği durumu göstermektedir. Osmanlı tarihinde bu belgenin-sözleşmenin bir başka benzeri bulunmamaktadır.

Bundan sonra askeri alanda ıslahatlar başlatılmış Nizam-ı Cedid yerine Sekban-ı Cedid adında yeni bir ocak kurulmuştur. Yeniçeri Ocağı ıslah edilip eğitim mecburi hale getirilmiş ve öteden beri birçok kimsenin geçim kaynağı haline gelmiş olan ulufe alım satımı yasaklanmıştır. Fakat Alemdar’ın sadrazamlığı uzun sürmemiş (4 ay) ulema ve yeniçeriler aleyhte faaliyete başlamış ve 1808’de Alemdar öldürülmüştür.

19. yy.’ın en önemli gelişmelerinden birisi de milliyetçilik hareketleridir. Daha çok Balkanlarda etkili olan bu hareketlerin ortaya çıkmasında 1. Milliyetçilik akımı 2. Rusların Balkan politikasından kaynaklanan girişimleri 3. Mahalli idarecilerin yanlış uygulama ve yönetimleri 4. Balkanlardaki bazı toprakların savaş alanı haline gelmesi ve merkezi otoritenin sarsılması gibi faktörler etkili olmuştur. Osmanlı Devleti’nde milliyetçilik dalgasının etkisiyle ilk ayaklananlar Sırplar olmuştur. (1804) Kara Yorgi bu isyana milliyetçi bir nitelik kazandırmıştır. 1812 Bükreş Antlaşması’yla bazı imtiyazlar kazanan Sırplar bu imtiyazları 1828’deki Edirne Antlaşması’ndan sonra genişletmiş ve 1878’deki Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nden ayrılmışlardır.”