Durum ve duruş – (Ramazan Kayan)

0
162

Kadın-erkek ilişkimizi iffet belirlemelidir… Bir de yüzümüz ahirete yönelik ise imtihanımız kolaylaşır… Allah’a teveccüh edersek, bunlara tenezzül etmeyiz… Sonluya değil, sonsuza müşteri oluruz

Modern zamanların ilişki ağı insanı ele veriyor. İnsanın ilişkileri, o insanın hangi dünya görüşünü benimsediğinin ifadesidir.

İlişkilerin kişinin şahsiyeti, hayatı ve ahireti üzerindeki etkilerini kim küçümseyebilir? Tüm ilişkiler bu anlamda önemlidir… İnsan, toplum, evren, eşya, eş, aile, sistem, sermaye, Allah, ahiret, yani akla gelebilecek herkes ve her şey…

Doğal olarak önce şunu sormak gerekiyor: İlişkileri belirleyen değerler mi, çıkarlar mı?

Seçtiğimiz ilişki biçimi, zamanla çizgimizi seçilemez kılıyorsa orada sorun var demektir…

Aslında her türlü ilişki aynı zamanda sorumluluk demektir… Bu bakımdan kontrollü, ilkeli, tutarlı bir ilişki biçimi zorunluluk arzediyor… Çünkü her şey imtihan kapsamında seyrediyor…

Modern bireyin özgürlük açılımı artık değerlerden azade olmak anlamına geliyor… Kayıt kural tanımayan, sınır ölçü takmayan insan, dur durak bilmiyor… Geriye gri bir hayat, flu bir dünya kalıyor… Bir insan, nerede duracağını bilmiyorsa, o insandan korkulur…

İşte önemli olan, Allah’ın dur dediği yerde durmaktır… Bu duruşu sürdürecek iradeye sahip olmaktır… Bu bağlamda tüm ilişkilerimizi Allah’a onaylatmamız gerekiyor, çünkü biz O’ndan bağımsız yaşayamayız… Şu an sürdürmekte olduğumuz ilişkiler ağı bizi O’ndan uzaklaştırıyor mu, yoksa O’na yakınlaştırıyor mu? Şunu diyebiliyor muyuz: Bizi O’ndan ırak kılacak tüm yakınlıklar ve yaklaşımlar bizden uzak olsun! Yoksa “çağın gereklilikleridir” diyerek sınırları zorluyor muyuz?

Nice zamandır ortak mücadele zeminlerinden kopan, cemaat ruhundan uzaklaşan insanlarımız ilişkilerinde daha pervasız, duyarsız ve ilkesiz… Çoğunlukla ilgi, sevgi, saygı, sevda, kavga, tercih, itaat, irtibat ve ilişkiler; istikamet ve itidal ekseninde değil menfaat ve maslahat bağlamında gerçekleşiyor… Bu durum dünyevileşen, bireyselleşen ve bencilleşen insanın serencamıdır… Kabaran iştah, yükselen tamah, her şeyi mübah görüyor… “Hamd”i ve “şükr”ü kalmayan insan sarhoş, şımarık ve şaşkın… Hazlar konuşunca, heva ilahlaşınca insan da haddini bilmez oldu…

“Her şeyin iyisine Müslümanlar layıktır” absürtlüğü kişilik deformasyonlarına hız katıyor…

Bugün tanınmaz hale gelen insanımızın kalkış noktası neydi?

Neden, “bu, o mu?” şaşkınlığını tekrar tekrar yaşıyoruz?

Gaflet ve kasvet bir günde oluşmuyor… Duyarlılıklar birden körelmiyor… Bilinç aniden bulanmıyor… “Süreç içerisinde nereye sürükleniyoruz?” sorusunu sürekli sormalıyız…

Evet, bir sürükleniş ve tükeniş tehdidi altındayız… Bu tehdit çerçevesinde ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor… Bu ilişkilerden sadece üçüne dikkat çekmek istiyorum:

Müslüman-sistem ilişkisi…

Müslüman-para ilişkisi…

Kadın-erkek ilişkisi…

Sistem, para, kadın, daha doğrusu karşı cins üçgeninde nereye sürükleniyoruz? Bu üçgenin çekim gücü karşısında kendimiz kalabilecek miyiz?

Sistem ile olan ilişkilerde oportünizm,

Para ile olan ilişkilerde pragmatizm,

Karşı cinsle olan ilişkilerde hedonizm belirleyici ise yozlaşma başladı demektir… Bugün kapital, kariyer, konfor, kâr, kazanç, kalkınma, karizma kavgası verirken kaybolan kuşaklarla karşı karşıyayız… Netameli alanlar, muhataralı bir gidişat bizi bekliyor…

Bir tehdide dikkat çekerken amacımız, bu üçgeni öcüleştirmek değildir… “Sakın dokunma, cızz, yakıverir!” Bu da çözüm değildir… Zira “zinhar yaklaşma” tavrı, bazen daha çok merak uyandırıyor…

Bizim sistem eleştirimiz sloganik ve içi kof bir karşıtlık değildir… Değer merkezli tevhidi bir duruştur…

Salt bir para karşıtlığı değil, imtihan şuuru, emanet bilinci ile amacına uygun davranmaktır.

Kadın karşıtlığı değil, ona saygılı ve mesafeli bir bakıştır…

Bu durum bir tevhid, takva, tenezzül ve tevazu konusudur…

Sisteme bakışımız ve kurumları ile ilişkimiz, ilkeli ve dengeli olmak zorundadır… Bizi asli karakterimizden uzaklaştıracak, sisteme eklemleyecek ilişki biçimlerinden beri olmalıyız… Toplumun ve sistemin münzevisi olmamız gerekmediği gibi sistem ve toplum içinde erimemiz de gerekmiyor… İslami kimliğimizle var olabilmeli, değerlerimizi her yere taşıyabilmeliyiz… Sistem içi yıpratıcı ve dönüştürücü ilişki türlerini küçümseyemeyiz… Bu sistem sabıkalı ve özü itibarı ile bize yabancıdır. Bunu bilerek hareket etmeliyiz…

Muhalif duruşumuz, müteal bakışımız, mutedil çizgimiz, bizi güçlü ve farklı kılacaktır…

Sultanların kapısı, zenginlerin sofrası çok da tasvip edilecek yerler değildir…

Devletlü zevatla akçeli ilişkilerin ikbali yoktur… İlkesiz iktidar ilişkilerinin de anlamı ve yarını yoktur…

Parasal ilişkilerimiz de problemli…

Para paradigmasının paradoksu bizi de vurdu…

Para ile gelen pervasızlık, pespayelik, perişanlık ve en son pişmanlık… Para için paralananların payına ne düştü?

Tabii ki paralı olabiliriz, ama paracı asla…

Paralı olmanın fıkhı, hukuku, ahlâkı ne ise bunu atlamadan yol alabiliriz… Parayı paylaştıkça kirlenmekten kurtarırız… “Ücret”ten ecir üretebiliriz… “Sermaye”den sevap devşirebiliriz… Vera sahiplerinin para ilişkisi nasıl olurmuş, bu çağa gösterebilmeliyiz…

Kadın-erkek ilişkilerimiz de sıkıntılı ve sorunlu…

Erkekleşen kadınlar, kadınlaşan erkeklerin dünyasında roller değişti… Karşı cinsler arası bu rahatlık ve serbestlik hayra alamet değil… “Kalbimiz temiz” olduğu için mi bu kadar rahatız?

Yüce Kur’an, mümin erkek ve kadınlara hitaben “gözlerin korunmasını” bile tembihlerken göz göre göre bu gidiş nereye? Bu durum mahremiyetlerin mahfına neden olmaz mı?

Diyorum ki; sistemle ilişkimizi istikamet,

Para ile ilişkimizi kanaat,

Kadın-erkek ilişkimizi iffet belirlemelidir… Bir de yüzümüz ahirete yönelik ise imtihanımız kolaylaşır… Allah’a teveccüh edersek, bunlara tenezzül etmeyiz… Sonluya değil, sonsuza müşteri oluruz…

Son olarak… Sistem, para, kadın ilişkimizi doğru çözümlemek ve çözüme gitmek için Yusuf (a.s.)’a ihtiyacımız var…

Yusuf (a.s.)’un örnekliğine ve gömleğine…

Çünkü izzet O’nda… İffet O’nda… İsmet O’nda…

Temiz kalmak için…

Temyiz gücü için… Yusuf diyoruz…

 Milat

———————————-
Ramazan Kayan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI