‘Dünyanın Sorunları Çürümüş Yapı Eliyle Çözülemez’

0
85

Anadolu Platformu başkanı Turgay Aldemir, “Dünya İnsani Zirvesi” kapsamında, “Savaş Mağdurları: Kadın ve Çocuklar” başlıklı panelde bir konuşma yaptı.

Birleşmiş Milletler’in 71 yıllık tarihinde ilk kez düzenlenen “Dünya İnsani Zirvesi” Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul Kongre Merkezi’nde yapıldı. Küresel insani yardım sisteminin masaya yatırıldığı Zirveye 60’a yakın devlet ve hükümet başkanı katıldı.

Zirve kapsamında, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından “Savaş Mağdurları: Kadın ve Çocuklar” başlıklı panel düzenlendi.

Lütfi Kırdar Kongre Merkezi Rumeli A Salonu’nda, Prof. Dr. Aşkın Asan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde, KADEM Genel Başkanı E. Sare Aydın Yılmaz, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Prof. Dr. Murat Ali Yülek ve Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir konuşmacı olarak yer aldı.

Aldemir, konuşmasına Birleşmiş Milletler’i eleştirerek başladı. Sorunların kaynağının BM olduğunu dile getiren Aldemir, “bu sistemi, bu düzeni değiştirmedikçe sadece bunun ortaya çıkarttıkları sonuçları tartışmaktan öteye geçemeyiz” dedi.

Aldemir, daha sonra Suriye konusunda önemli tespitlerde bulundu. Bugün Suriye’de soykırım yaşandığına dikkat çeken Aldemir, Suriye’de önce kadın ve çocuklara zulmedildiğini söyledi.

Sadece ekonomik desteğin Suriye’nin sorunlarını çözmeye yeterli olmadığını belirten Aldemir bu konuda başka çabaların da olması gerektiğini dile getirdi.

Aldemir, Suriye meselesinde Gaziantep’te yaptıkları çalışmalara da değindi. Önemli çalışmalara imza attıklarını belirten Aldemir, emeği geçenlere teşekkür etti.

Ülkemizdeki terör sorununa da parmak basan Aldemir, “Bizler öldürerek bu işi çözemeyeceğimizi bilmemiz gerekir. Terörle mücadele terörist öldürmekle olmaz, fikri mücadeleyle olur” şeklinde konuştu.

Aldemir konuşmasını yine Birleşmiş Milletler’i eleştirerek bitirdi. Aldemir, şunları kaydetti; “dünyanın birikmiş sorunları bu çürümüş yapı eliyle çözülemez. Yeni bir yapılanmaya, yeni bir felsefeye ihtiyaç var. Bunun yolu da; insan merkezli ve değer eksenli bir anlayışın hâkim olması için çabalamaktır.”

İşte Aldemir'in konuşmasından satır başları:

Birleşmiş Milletler’in tarihinde ilk defa düzenlenen ‘Dünya İnsani Zirvesi’ binlerce aktivisti, düşünce insanını, fikir insanını, bürokratı, siyasetçiyi, akademisyeni bir araya getirdi. Bu sorunları çözmesi gereken Birleşmiş Milletler maalesef bugün bu sorunların bizatihi kendisi ve kaynağı olmuş durumda. Göç ve insani krizlerin ortaya çıkmasına neden olan bu sistemi, bu düzeni değiştirmedikçe sadece bunun ortaya çıkarttıkları sonuçları tartışmaktan öteye geçemeyiz. Bunun için BM’nin yapısı, dünyanın içinde bulunduğu gidişatın bizzat nedenidir.

Bugün burada BM’nin düzenlediği bir zirvede BM’yi tartışabiliyorsak yeni bir geleceği konuşuyoruz demektir. Bugün dünyada olup bitenler eski dünyanın çözümsüzlüğünün bir sonucudur. Yeni dünya, bu topraklardan yeniden insanlığa umut, heyecan ve ufuk verecektir.

Bugün maalesef küresel bir vicdan daralması, merhamet kırılması yaşanıyor. Bu çerçevede ülkemizin insanları, Suriye krizi nedeniyle 3 milyon Suriyeliye evlerini açtılar, bağırlarını açtılar. Çünkü Suriyeliler diğer coğrafya insanlarının olduğu gibi bizim akrabamız, kardeşimiz ve komşumuz. Bizim inancımızda bu üç hukuk son derece önemlidir. Doğrusu bu üç hukukun tam manasıyla sorumluluklarını yerine getirdiğimizi söyleyemiyorum.

Yaptığımız, Sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı 10 milyar dolarlık yardım, çadır kentlere yapılan yardımdır. Suriyelilerin 9/10’u şehirlerde, 1/10’u çadır kentlerde yaşıyor. Burada tam bir insanlık hikâyesi var, sivil bir hikâye var. O da sivil toplum ve Anadolu insanının yardımseverliğinin bir yansımasıdır. Harcanan bu paraların büyük bir kısmı gıda, barınma, kısmen sağlığa gidiyor.

Yeni Suriye’nin inşası, bize bu zulmü reva görenlerin oluşturduğu şartları aşacak üst bir bilinci, aklı, irfanı örgütleyecek, sanatta, edebiyatta, mimaride, medyada çabalara ihtiyaç var. Bugün yaşanılan bu kriz maalesef bu boyutuyla, bu krize neden olanlar uğraşarak Suriye’deki insanlık dramını bir de bu insanları kültürel, inanç, örf, adet, yaşam alanlarından kopararak mutant varlıklara dönüştürmekte.

Suriye'de Soykırım Yaşanmaktadır

Bunun için ortaya konulan, insanlık adına yapıldığı söylenen yardımların çoğu asimilasyona ve ifsada yol açmaktadır. Bu zirvede bunun daha derin tartışılması gerekir. Diğer taraftan Suriye’de bir iç savaş yoktur. Savaş iki taraf arasında olur. Tam manasıyla, milletin diktatörlüğe karşı, emperyalist sisteme karşı doğal başlattığı bir başkaldırının soykırımı yaşanmaktadır.

Organik Suriye devrimini, Suriye halkıyla beraber yok etmeye çalışıyorlar. Bu bir soykırımdır. Şunun bilinmesi lazım; kadınlara zulmeden hiçbir hareket varlığını sürdüremez. Hz. Peygamberin, hadisinde bahsettiği gibi ‘cennet annelerin ayakları altındadır.’ Fakat bugün Suriye’de annelere ve çocuklara insanlık tarihinin görmediği acılar yaşatılıyor.

Suriye’nin ve dünyanın geleceği, bir toplumun geleceği annelerin avuçları içinde varolur. Fakat bugün Suriyeli anneler elini açtığı zaman bu zulmü kendilerine yapanlara, buna neden olanlara ve bunu seyredenlere intizarda bulunuyor.

Buna hepimiz şahidiz ki Suriye’de önce kadın ve çocuklara zulmedildi. Acılı anneler birçok acısını içlerine gömerek ülkemize geldiler. Ancak umutlarını korudular. Acılarını içlerine gömdüler. Bunun mücadelesini kendi içlerinde yürütmeye çalıştılar.

Diğer taraftan, yaşanılan bu acılar dünya medyasının görmek istediği kadar biliniyor ve sorunları vareden uluslararası sistemin müdahale ettiği kadar konuşulabiliyor. Bugün Halep’te yoğun bir bombardıman altında 1.5 milyon insan ölümle burun buruna.

Bu salonda bulunan her biriniz bir annesiniz. Birinin annesi, birinin kardeşi, birinin çocuğusunuz. Bir an gözlerinizi kapatıp bunlardan birisinin siz olabileceğini düşünün. Burada ölen 500 binden fazla insanın bir ailesi, bir evi vardı, ama bugün bunlar yok. Bunları sadece rakamlarla anlatan çalışmalar var.

Bunun için bu meseleyi yüreğimizde hissetmeden çözemeyiz. Bu çalışmalar, ölmeye yüz tutmuş küresel vicdanı yeniden harekete geçirdi. Bir düşünürün ifadesiyle, ‘doğan her çocuk Allah’ın insanlığa dair umudunun bir işaretidir.’ Çocuklar doğmaya devam ediyor ve Allah bu toplumun geleceğinden bu anlamda umutlu. Bunun için çaba sarfedilmesi lazım.

Bizler, Suriye kriziyle ortaya çıkan bu meselelerle ilgili çabalarımızı ortaya koyarken Suriyeli misafirlere sadece aş, ekmek vermekle kalmadık daha kalıcı çalışmalar ortaya koymaya çalıştık. Şunun bilinmesi lazım; açık yaralar hastanelerde, sağlık kurumlarında tedavi edilir. Fakat yürek yaraları, gönül yaraları ancak sevgiyle, merhametle, kardeşlikle, birbirimizi kuşatmakla, sarıp sarmalamakla tedavi edilebilir.

Birinin Acısına Sevinip Diğerine Üzülemeyiz

Ekonomik destek, Suriye’de ve diğer coğrafyalarımızda yaşanılan acıların çözümünün sadece bir parçası… Asıl mesele kardeş olabilmektir. Şunu hepimiz çok iyi biliyoruz; Allah, ‘günleri insanlar arasında gezdiririm’ diyor. Bugün Suriye’ye olanlar, yüzyılın başında Türkiye’ye olmuştu. Başka coğrafyalara oluyor. Burada sınanan bizim insanlığımızdır.

Evet, Suriyelilerin bedenleri parçalanıyor, ama bizim de insanlığımız zedeleniyor. Parçalanması asla kabul edilmeyen 3 kavramımız var. Birincisi tevhit… Onu parçalarsanız şirk koşmuş olursunuz. İkincisi vicdan… Vicdan, insanın en önemli değeridir. Birinin acısına sevinip diğerine üzülemeyiz. İnsan, acıları ayıramaz. Burada bir acı var. Yüreğinde insanlık taşıyan, vicdan taşıyan herkesin tüm bagajlarından kurtularak buna duyarlı olması gerekiyor.

Üçüncüsü de ahlaktır. Yaşananları görüp de sessiz kalmak, duyup da buna ses vermemek, bunların sesi ve çığlığı olmamak, bunların dermanı olmamak kelimenin tam anlamıyla bir ahlaksızlıktır. Böyle bir çağa da tanıklık ediyoruz. Bunlara duyarsız olanlarla aynı dünyada yaşıyor olmaktan da doğrusu utanıyoruz.

Devlet, bu krizin ilk gününden beri önemli bir duyarlılık gösterdi. Her türlü yardımın önünü açtı, çadır kentler kurdu. Fakat artık bu mesele geçici kavramlarla ele alınamaz. Kendi kavramlarımızı oluşturup bu konuyu konuşmamız gerekir. Bunun için bizler Suriye’de ve dünyada yaşanan insani krizleri yeni bir perspektifle ele almak için gıda ve barınmanın ötesinde, onların insanca yaşamasını temel hedef olarak görüyoruz. Göç yolunda kaybedilen onurlarıyla yeniden buluşmaları için çabalamamız gerekiyor.

Eğitim Her Şartta Devam Etmeli

Bunun için okullar açıyoruz. Şu anda Suriye’nin içinde ve Türkiye’nin içinde İyilik Okullarımız var. Burada hocalara eğitim veriyoruz. Öğrencilere kitaplar; hocalara, düşüncelerini geliştirmeleri için kitaplar tercüme ediyoruz. Kültürel faaliyetler ortaya koyuyoruz. Sanat, edebiyat, şiir, estetik, sinema, tiyatro ve belgesel alanında çalışmalar yapıyoruz.

Bu çerçevede, Suriye’ye dönük Arapça ve Kürtçe iki radyomuzla şu anda yayın yapıyoruz. İşrak isminde Arapça bir gazete çıkarıyoruz. Bunların hepsinde Suriye’nin düşünen, aydın, entelektüel insanları çaba sarfediyor. Spor aktiviteleri yürütüyoruz. 24 takım kurduk. Bunlar birbirleriyle maçlar yaptı. KardeşLİG turnuvası düzenledik. 15 binden fazla Suriyeli genç bir araya geldi. Bu gençlerin her biri bir kenara itilmişti.

Maalesef Suriye’nin içinde gençlerin, çocukların %10’u eğitim alabiliyor. Eğitim alamayan her çocuk organ mafyasının, uyuşturucu şebekesinin, terör örgütlerinin doğrudan eline düşüyor. Bu bölgede savaş dursa dahi 6 yıldır eğitim almayan çocukların, uzun süre eğitim almayan Afganistan’da neye dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Bu bilinçli bir proje. Bunun için savaşın en kızıştığı yerde dahi biz Hz. Peygamberden öğreniyoruz ki, Ashab-ı Suffe açık tutulmalı, orada eğitim devam etmeli, ilimde derinleşilmeli, kalanlar eğitilmeli, savaştan dönenler irşad edilmelidir. Bu, Hz. Peygamberin bir düsturudur. Bizim de bu stratejiyi uygulamamız lazım. Biz Kurtuluş Savaşı’nı, Çanakkale’de bunu uygulayamadığımız için milletin ortaya koyduğu bu mücadeleyi çaldılar. Bunu Suriyelilerin yaşamaması lazım.

Diğer taraftan Türkiye içerisindeki Suriyeli gençlerin de en fazla 1/3’ü eğitim alıyor. Bu eğitimin içeriği ayrı bir tartışma konusu, ama diğerleri alamıyorsa bunlar yarın büyük bir sorunun nedeni olacaktır.

Şunu çok iyi biliyoruz; köyleri yakılan, yıkılan, boşaltılan Doğu’da bir sürü vicdanlı, yürekli insan varoşlarda itildi, kakıldı. Karakollara gitti, başka yerlere gitti, sahipsiz kaldı. Terör örgütlerinin eline düştü. Ülkemde bu genç insanlar maalesef birilerinin taşeronu oldu. Bugün bu ülkenin geleceğine ve insanlarına kurşun sıkıyorlar. Bizler öldürerek bu işi çözemeyeceğimizi bilmemiz gerekir.

Terörle mücadele terörist öldürmekle olmaz, fikri mücadeleyle olur. Eğer biz de Suriye’nin imarı ve inşası konusunda bir çaba ortaya koymazsak burası da Lübnan’da olduğu gibi bir terör merkezine dönüştürülecektir. Amaç zaten İslam dünyasının içindeki çatışmaları sürekli var kılmaktır.

Bu sorunları çözmeliyiz. Bunları çözebilmek için de daha üst akla, irfana, çalışmalara ihtiyaç var. Biz bunları Gaziantep’te yapmaya çalışıyoruz. Devlet, millet, sivil toplum örgütleri bir eş güdüm içerisinde bu meseleleri konuşma gayretindeyiz. Yapacak iş çok. Fakat aldığımız mesafe de azımsanamayacak kadar önemli. Buna destek olan yerel yönetimlerimize, sivil toplum örgütlerimize, mülki yöneticilerimize ve özellikle halkımıza teşekkürü bir borç biliyoruz.

Yeni Bir Yapılanmaya İhtiyaç Var

‘Dünya İnsani Zirvesi’nin, dünya yöneticilerinin; insanla, insanlıkla buluşmasına, kendi vicdanlarındaki parçalanmışlığı gidermesine ve yeryüzünde tek bir insan dahi zulüm altında kalmayana kadar bu çabaların sürdürülmesine vesile olmasını diliyoruz.

Ayrıca, şunun altını da çiziyoruz; dünyanın birikmiş sorunları bu çürümüş yapı eliyle çözülemez. Yeni bir yapılanmaya, yeni bir felsefeye ihtiyaç var. Bunun yolu da; insan merkezli ve değer eksenli bir anlayışın hâkim olması için çabalamaktır. Aksi takdirde şu an burada bulunanların dahi başını koyacağı güvenli bir ortam kalmayacaktır.

Şu anda yüzlerce, binlerce insan her gün ölüyorsa; bu, Müslüman aklın, irfanın dağınıklığındandır, geri kalmışlığındandır. Şunu çok açık bilmemiz lazım; dünün dirayeti bugünün rivayetidir. Bu rivayetlerle bu meseleleri çözemeyiz. Yeni dirayetlere, yani içtihatlara, yaklaşımlara ihtiyaç var. Bunun için dağınıklığımızı gidermeliyiz. Sorunlarımızı önümüze koyup üst bir bakışla, büyük bir bakışla konuları ele almamız gerekir.

İslam’ın ve Müslümanların, hayat alanlarından çekilmesiyle sadece Müslümanlar kaybetmedi, dünya insanlığı kaybetti. Yeniden insanlığın yüz akı, göz aydınlığı nesillerin, insanlığa güven veren, umut veren yaklaşımlarına ihtiyacı var bu dünyanın. Çünkü modern dünya, bizzat onu var eden insan eliyle birçok alanda ifsad edilmiştir.

Doğrusu kendi payıma, bunlarla beraber umutluyum. Hamdolsun, dünyadaki tüm mazlumların acısını yüreğinde hisseden cesur, yürekli kadınlarımız, kızlarımız, gençlerimiz, eğitimcilerimiz, aktivistlerimiz var. Hamdolsun, bu meselelerin farkında olan, kimsenin diline, dinine, kavmine bakmadan mazlumların yarasını sarmak için çabalayan yöneticilerimiz, liderlerimiz, sivil toplum örgütlerimiz var.

Bu, yaşananların içerisinde, işin sevindirici boyutudur. Bu açıdan da bu çabalara vesile olanlara teşekkürü bir borç biliyorum.