Dikkat çeken iki `Açıklama` daha – (Kürşat Bumin)

0
135

Dışişleri Bakanı`nın Büşra Ersanlı ile aynı üniversite çatısı altında öğretim üyeliği yapan birisi olarak yaptığı bu açıklama ilk bakışta son derece olumlu görünse de, Davutoğlu`nun halen işgal ettiği mevkii göz önüne alındığında bu sözler

Son günlerin dikkat çeken bir başka açıklamasını da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yapmış.

“Büşra Hanım, 28 Şubat`ta da çok demokrat bir tavır almış bir akademisyendir. Terörist olduğuna inanmıyorum. Ama bu durumu bir bakan olarak kabullenmiyor olmam, bana yargıya müdahale hakkı vermiyor. Yargı ayrı bir süreç. Eleştirenler kimi yerde `Neden müdahale ediyorsunuz`, başka davada ise `Niye müdahale etmiyorsunuz` diyor”

Dışişleri Bakanı`nın Büşra Ersanlı ile aynı üniversite çatısı altında öğretim üyeliği yapan birisi olarak yaptığı bu açıklama ilk bakışta son derece olumlu görünse de, Davutoğlu`nun halen işgal ettiği mevkii göz önüne alındığında bu sözler ciddi bir problem içermiyor mu? Aslında Dışişleri Bakanı da bu sözleriyle Türkiye`de hepten yolundan çıkmış bir “kuvvetler ayrılığı” anlayışını tekrarlıyor. Biliyorsunuz, bizdeki hakim “kuvvetler ayrımı” anlayışı ülkedeki “kuvvetler” arasında -özellikle de Yasama/Yürütme ve Yargı arasında- var olan gerilimin en önde gelen nedenidir. Bu çerçevede başvurulan çözüm yöntemlerinin işi daha da karmaşık bir hale getirdiği ortada olduğu gibi bu işin içinden nasıl çıkılacağı da henüz bilinmemektedir. “Kuvvetler ayrımı”na ilişkin bu hakim anlayış -bildiğiniz gibi- 82 Anayasası`nın “Başlangıç” bölümündeki şu tasvirle başlamaktadır: “Kuvvetler ayrımının, devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu…”

Şaka gibi bir tasvir-tanım değil mi bu? “Medeni bir işbölümü ve işbirliği”! Sanırsınız ki nikah memuru hayatlarını birleştirmek kararı alan bir çifte önlerindeki hayata ilişkin tavsiyede bulunuyor.

Davutoğlu`nun açıklamasına dönecek olursak; sanırsınız ki bu sözlerin sahibinin -iktidar partisinin ve hükümetin güçlü bir üyesi olarak- Ersanlı`ya yöneltilen ve kamuoyuna artık hiç mi hiç inandırıcı gelmeyen iddialara temel teşkil eden başta Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere ilgili mevzuatın yürürlükte olmasında hiçbir katkısı ve sorumluluğu yok?

Davutoğlu`nun Paris gidişi-dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamanın şu bölümü ise hepten problemli:

“Biz Almanlar gibi değiliz. Tarihimizde etnik kıyım, getto fikri yok. Balkanlar`da, Kafkaslar`da Müslümanların, endişeleri, korkuları, kayıpları da var. Beni Anadolu`dan da sürecekler diye bir paranoya ile yaşanmış bazı şeyler oldu. Ama bu bütün bir ırkı tasfiyeye yönelik ideolojik bir refleks değil. Bu psikolojiyi Nazilere benzetir, katil ırk olarak takdim ederseniz olmaz. Tek taraflı bir suç deklarasyonu olmaz.”

Haksız mıyım? “Biz Almanlar gibi değiliz” diye başlayan bu açıklama bugüne kadar soykırımlar konusunu düşünmek ve anlamak yolunda sarf edilen bunca emeği boşa çıkaran nitelikte değil mi? Bu sözlerin açılımı özetle şöyledir: Soykırım mı? “Haaa! Almanlar yapar ama biz asla!” Hatta daha ileriye giderek son cümleyi şöyle de kurabiliriz: Soykırım mı? “Haaa! Bütün dünya milletleri-halkları yapar ama Türkler hariç!” Toplumların-milletlerin ruh halinin bu derece “özcü” bir anlayıştan hareketle anlaşılması günümüzde mümkün mü artık?

Çok umut kırıcı doğrusu… Böyle bir düşünceyi ısrarla sürdürmek bu dünyada kimi ikna edebilir ki? Soruyu şöyle de sormak gerekiyor aslında: Bu düşünce herkesten önce bu düşüncenin sahibini ikna edebilir mi?

Bugün göz atacağımız ikinci “Açıklama”ya gelince:

İsterseniz önce bu açıklamaya ilişkin haber başlığını aktararak başlayalım:

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu`nu telefonla arayıp Ergene`nin durumunu sordu”

Başbakan Erdoğan, televizyonda Ergene Nehri`nin kirliliği ile ilgili bir program izlerken, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu`na -telefonla- “Veysel Bey, Ergene`nin hali ne böyle?” sorusunu yöneltmiş.

Bu soruyu-uyarıyı Eroğlu da doğrulayarak görüşmenin devamını şöyle anlatıyor:

“Geçen yıl Başbakanımız bir gün bana telefon açtı. Televizyonda Ergene Nehri ile ilgili bir program izliyormuş, dikkatini çekmiş. `Veysel Bey, Ergene`nin hali ne böyle?` dedi. Ben de kendisine, Ergene`nin o bölgedeki CHP`li belediyelerin sorumluluğunda olduğunu söyledim. Bana, `CHP`li belediyelerin bir şey yapacağı yok, siz yapın` diyerek talimat verdi. Biz de hemen kolları sıvadık”

Eroğlu söz konusu uyarıdan etkilenmiş olacak ki, Ergene Nehri`nin kurtarılması yolunda bugünü kadar işitmediğimiz birçok önlemi peş peşe sıralamaya başlamış:

“Ergene`yi kurtarmak için öncelikle arıtma tesisleri yapılacak. Oradaki fabrikalar, yer altı suları denetlenecek, derelerin ıslahı yapılacak, sanayi tesislerinin kullandığı yer altı sularının denetimi için buralara sayaç da takacağız. Kuracağımız bir sistemle Ergene Nehrini 7 gün 24 saat online izleyeceğiz. Bu sistem Türkiye`de ilk kez uygulanacak. Otomatik numune alma cihazlarıyla Ergene`den online örnekler alınacak, debi ve kirlilik oranları anında ölçülüp merkezden bunların takibi kesintisiz yapılacak. Bir sorun olursa da anında müdahale edilecek. Diğer havzaları da aynı şekilde izlemek için hazırlık yapıyoruz.”

Sıralanan önlemler içinden en göz yaşartıcı olanının “Ergene Nehri`nin 7 gün 24 saat online izlenmesi” önlemi olduğu muhakkak!

İyi bir gelişme sonuç olarak. Ergene Nehri belki de kurtulacak.

Ancak insan düşünmeden edemiyor: Başbakan Erdoğan`ın Ergene Nehri`nin halihazır halini ekranda izlemediğini ve dolayısıyla Eroğlu`nu da telefonla aramadığını düşünelim. Böyle bir durumda herhalde (“mutlaka” demek daha doğru) Ergene Nehri de diğerleri gibi “7 gün 24 saat online izlenme” önlemine de kavuşmamış olacaktı. Çünkü söz konusu nehir ben kendimi bildim bileli çevre kirliliği felaketlerine ilişkin haberlerin başında gelir.

Konuyu şöyle bağlayalım: Bu nasıl hükümet böyle!.. Harekete geçmek için her sorunun bizzat Başbakan tarafından tespit edilip gereğinin yapılması için talimat gelmesi, telefon açılması mı bekleniyor?

Veysel Eroğlu`nun ilk elde “Ben de kendisine, Ergene`nin o bölgedeki CHP`li belediyelerin sorumluluğunda olduğunu söyledim” sözleriyle sorumluluktan kurtulmaya çalışması ise -doğrusu- çok yersiz kaçmış… Tamam, diyelim ki “Ergene bölgesi” CHP`li belediyenin sorumluluğunda; İyi ama “Ergene Nehri”nin bu işte ne kabahati var? Yoksa o da mı CHP`li?

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI