Devlet "gel" diyecek mi? – (Hilal Kaplan)

0
174

Yakup Köse, 28 Şubat`a giden süreçte, 1996 yılında, daha 14 yaşındayken “devletin anayasal düzenini cebren yıkmaya teşebbüsten” idamla yargılandı! Yazıyla: On dört yaşında…

Yakup Köse, 28 Şubat`a giden süreçte, 1996 yılında, daha 14 yaşındayken “devletin anayasal düzenini cebren yıkmaya teşebbüsten” idamla yargılandı! Yazıyla: On dört yaşında… Başında “yüce” sıfatı olmadan anılamayan adaletimiz, gençliğinin en güzel günlerini Yakup`un elinden aldı. Sadece haksız yere mahkûm edildiği yetmedi, 19 Aralık 2000 günü, saat 04:30 sıralarında, 20 cezaevinde eş zamanlı olarak binlerce mahkûma yönelik on binlerce kolluğun katıldığı, 32 insanin katledildiği “hayata dönüş” operasyonunda da mağdur edildi.

Yakup gibi operasyon mağdurları ve aileleri dönemin adalet bakanlığı, cezaevi sorumluları ve operasyonu yöneten askerî yetkililer ve askerler hakkında adam öldürmek ve adam öldürmeye azmettirmek iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu. Daha bu suç duyurusu hakkında sonuç bile alınamadan, yeri geldiğinde jet hızıyla çalışan yargı sistemimiz “imdada yetişti” ve Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Yakup dahil çoğu 28 Şubat sürecinin mağduru olan 32 kişi hakkında 6,5 ile 11,5 yıl arasında değişen hapis cezaları verdi. Yakup`un payına bu sefer de 10 yıl hapis düştü!… Unutmadan, Yakup ve diğer sanıklar hakkında aynı gerekçeyle İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi`nde on yılı aşkın süredir görülen dava geçtiğimiz Haziran ayında düşürülmüştü. Ne hikmetse Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesi, verdiği kararla İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi`nin kararıyla çelişmekte hiçbir beis görmedi. Hâlbuki dün Milat`ın manşetten duyurduğu gibi: “Dava aynı, karar ayrı!”

Dün, Zaman da bir gazetecilik başarısına imza attı ve “hayata kıyış” operasyonunda görevli komutanlardan birisi olan emekli Binbaşı Zeki Bingöl`le yapılan mülakatı yayınladı. Haberdeki şu ifadeler oldukça dikkat çekici:

– Zeki Bingöl, operasyonun emir komuta zinciri içinde yapıldığını anlattı. En tepede dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman`ın bulunduğunu söyledi. O dönemde Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Engin Hoş`un, Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Başkanı Tümgeneral Osman Özbek`e bağlı olarak operasyonu sevk ve idare ettiğini belirtti. Bingöl, “Osman Özbek Paşa, bizatihi Aytaç Paşa`ya bağlı olarak çalıştı.” dedi.

-Sadece erlerin yargılanması yanlış Emekli Binbaşı, operasyonun ardından açılan davada sadece askerlerin yargılanmasını da eleştirdi. Operasyon yapıldığı dönemde ceza ve tevkif evleri genel müdürü olan Ali Suat Ertosun`a Devlet Üstün Hizmet Madalyası verildiğini hatırlattı. Şöyle konuştu: “O erler kendi kafasına göre mi operasyon yaptı? Bunların komutanları var. Eğer bu suç işlendiyse o zaman bunları sevk ve idare eden insanların isimleri zaten harekât planında yer alıyor. Ortada bir suçlu varsa, o erler değil onları cezaevine getiren, sevk ve idare eden bizleriz.

-“Benim kadro silahı haricinde gördüğüm bir tane silah var. Armut şeklinde plastik bir bomba. Bu Jandarma Genel Komutanlığı`nın envanterinde yok. Operasyon sırasında EMASYA tugay komutanı geldi. Başsavcı Ferzan Çitici ve Savcı Fikret Ünalan`ın da hazır bulunduğu sırada o bombalar getirildi ve kullanıldı. Meslek hayatımda hiç görmediğim bombaydı. Kimyasal mıdır değil midir bilmiyorum.”

Bayrampaşa Cezaevi`ne yönelik operasyonda yer alan üst düzey sorumluların isimlerini ve müdahalenin (katliamın da diyebiliriz) nasıl yapılacağının ayrıntılarını içeren “Tufan Harekâtı” adlı belge geçtiğimiz Mayıs ayında gün ışığına çıkmıştı. Ayrıca dönemin Cumhuriyet savcısı Kemal Canbaz`ın 15 ve 18 Aralık 2000`de yazdığı tutanaklar da dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici`ye “emrin büyük yerden geldiğini” kanıtlar nitelikte:

“18 Aralık`ta saat 17.00`de, Adalet Bakanlığı`ndan telefon geldi, İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı`na gitmem istendi, oradaki kriptolu telefondan gerekli talimatın verileceği belirtildi. Çitici de Komutanlık`taydı.”

19 Aralık 2000 tarihi tarihimizin kirli sayfalarından birisi, o kirli sayfanın aydınlatılmasının sorumluluğunu almaya talip bir siyasî irade var mı, esas düğüm noktası bu… Yakup Köse`lerin hakkını ayaklar altına almaya devam eden, “hayata kıyış” operasyonunun mağdurlarına zulmetmeyi sürdüren, Ayhan Çarkın`ın tanıklığına ve haklarındaki suçlamalara rağmen şüpheli özel harekâtçıları salan bir yargı sistemimiz olduğu müddetçe karanlık odakların temizlenmesi imkânsız.

Tahliye edilen özel harekâtçılardan Ayhan Akça, Taraf`a “Devletimiz gel derse gelir, git derse gideriz. Hukuk ne istiyorsa biz ona uyarız” demiş. Sanırım bu çağrıyı, bir nevi “hukuk sana diyorum, devlet sen anla” olarak da okuyabiliriz. Ne dersiniz, her türlü kirli oluşuma, mafyaya, suç örgütüne savaş açtığını iddia eden siyasî iradenin Susurluk`un, faili meçhullerin, “hayata kıyış” operasyonunun ve daha nicelerinin sorumlularına “gel” diyecek cesareti var mıdır, yoksa “derin”lerde hayat müc
adelesi vermeye devam mı edeceğiz?

 Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI