Deprem Sonrası Rahmet, İyilik ve Kardeşlik Sahneleri

0
128

40’dan fazla ilde örgütlü STK’ların ortak platformu olan Anadolu Platformu’nun yöneticileri Van-Erciş depremi sonrası yürütülen çalışmaları ve gözlemlerini anlattı

Van ve Erciş’te yaşanan depremin ardından bölgede Afet Koordinasyon Merkezi kurup arama-kurtarma ve yardım organizasyonu faaliyetlerinde bulunarak depremzedelerin yaralarını saran Anadolu Platformu yetkilileri ile yaptıkları çalışmaları ve bölgeye dair izlenimlerini konuştuk.

Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay Aldemir, Koordinasyon Kurulu Üyesi ve Van Gökkuşağı Derneği Başkanı Özkan Soyluoğlu, Koordinasyon Kurulu Üyesi ve AKDAV Başkanı Ahmet Çamurluoğlu sorularımızı yanıtladılar.

Soru: Özkan Bey, yaşamış olduğunuz şoku atlattıktan sonra 1- Van bölgesindeki Gökkuşağı Derneği olarak ne yaptınız? 2- Anadolu Platformu’nun Genel Koordinasyonu olarak neler yapıldı? Bölgede yerleşik olan Platform üyeleri ne yaptı?

Özkan Soyluoğlu: Biz Van’daki o şoku atlattıktan sonra Erciş’te çok ciddi sıkıntılar olduğunu haber aldık. Orada ciddi sıkıntılar olduğunu duyar duymaz çoluk çocuğumuzu bıraktık alabildiğimiz arkadaşları yanımıza alarak Erciş’e gittik. Erciş’te havanın soğuması, günün kararması, elektriğin ve iletişimin olmayışıyla o gün çok önemli sayılabilecek şeyler yapamadık.

13:40 civarında oldu deprem. Ondan sonra bizim Erciş’e varmamız 3’ü 4’ü buldu. Tabi o etapta artçı depremler de devam ediyordu. Gözümüz bir taraftan arkada, çoluk çocuğumuzda Van’da idi. O gece bir şey yapamadık. Bir de iş makinesine ihtiyaç vardı. İş makineleri olmadan fazla bir iş yapamazdık zaten. Bizler Erciş’e bir heyecanla gittik. Bir şeyler yapabiliriz, insanların üzerine düşmüş olan taşları kaldırabiliriz, en azından bir can kurtarırız diyerek yola çıkmıştık. Fakat yıkılan binaları görünce durumun bizim düşündüğümüz gibi olmadığını anladık. O an acilen iş makinelerine ihtiyacımız olduğunu fark ettik; birkaç arkadaşla sağı solu aradık; ‘hemen iş makinesi gönderin bölgeye’ dedik. Ne kadar iş makinesi varsa gönderin insan gücüyle yapılacak bir çalışma değil bu.

Gece geç saatlerde Başakder Başkanı arkadaşımız Gültekin Keleş’in vefat ettiğini öğrendik. Dediler ki dernek binasından bir kişiyi çıkarmışlar, hastaneye götürmüşler. Biz hastanelerde Gültekin’i aramaya başladık. Yaşadığı evi biliyorum ama babasının evine veya köye gidebilir düşüncesi vardı. Köyü bilmiyorum, babasının evini de bilmiyorum. Velhasıl gece geç saatlere kadar bulamadık Güntekin’i, Van’a döndük.

Sabah erkenden tekrar Erciş’e döndüğümüzde Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu’ndan arkadaşlar gelmişlerdi. Orada kurulan çadırda koordinasyon çalışmalarımıza başladık. Bir taraftan farklı illerden gelen yardımları da kurulan çadırda toplamaya çalıştık. İlk gün önemli ölçüde çadır ve battaniye ihtiyacı vardı. Bunun giderilmesi için çalışmalar yaptık. Anadolu Platformu üye kuruluşlarından olan Adıyaman Bilgi ve Hikmet Derneği’nden o gün saat 13:00 gibi bir kamyonla 4 bin civarında battaniye geldi. Battaniyeleri dağıttık ama dağıtımda izdihama sebebiyet vermemek için yerinde teslim etme yöntemini uyguladık.

Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu üyeleri ve üye kuruluş temsilcileri sabah saatlerinde daha gün ışımadan oradaydı. Depremin etkilerinin en şiddetle hissedilir olduğu anda oradaydılar. Kurulan Afet Koordinasyon Merkezi çadırında gelen yardımları organize etmeye çalıştık. Acil ihtiyaçlar doğrultusunda ihtiyaç sahiplerine hemen ulaştırdık. Van’dan gelen ekip olarak 2 gün Erciş’te faaliyetlerimizi sürdürdükten sonra üçüncü gün Van’da daha ciddi sıkıntılar oluşmaya başladı.

Van’da önemli bir sivil toplum kuruluşuyuz. Mutlaka Van merkezinin de organize edilmesi gerekiyordu. Kendi haline bırakılırsa önemli sıkıntılar yaşanabilirdi. Erciş’e gelmeden bu organizasyonu yapmış; arkadaşlarımızı görevlendirmiştik. İnanın bunu samimiyetle söylüyorum, arkadaşlarımız özellikle gençler –ki onlara yürekten teşekkür ediyorum- iki saatlik uyku ile 5 gün hiç durmadan tırlarla gelen yardımları tasnif ettiler, dağıtım yaptılar; organizasyonu sırtladılar, insanüstü bir çaba ortaya koydular. Gelenler hayretler içinde kaldılar; tebriklerini ilettiler, “Böyle bir çalışma sistemi olamaz” dediler. Bu karmaşada bu kadar başarılı bir organizasyona herkes şaşırdı. Bu bizim için başarı da değil. Daha mükemmeli de olabilirdi…

Daha önce yaşadığımız böyle bir tecrübemiz yoktu ama hemen daha önceki tecrübeleri değerlendirip çalışmalara başlamıştık. Ulaşmadığımız köy, yardım götürmediğimiz mahalle kalmadı. Yaklaşık 60 kamyon malzeme dağıttık. Bunun içinde çadır hariç bütün maddeler vardı. Gıda maddeleri, battaniye, kışlık giyecek… Şu anda stoklarımızda 20-25 kamyon hazır malzeme var. 2 depomuz da tamamen dolu. Organizasyona katılan gönüllülerden bir grup tasnif yapıyor, bir grup dağıtıma çıkıyor, bir grup gelen malları alıyor bir grup şehir dışından gelen malların gasp edilmemesi için onlara eskortluk yapıyor. Tüm keşmekeşin içinde düzenli bir çalışma yaptık bu çalışmada başarılı da olduk.

Soru: Peki bundan sonrası için ne yapılabilir.

Özkan Soyluoğlu: İnsanlar depremden psikolojik olarak çok etkilendi. İnsanlara bu psikolojiyi atmaları için destek verilebilir. Bir rehabilitasyon çalışması yapılabilir. İnsanların bu kışı geçirebilecekleri konteynırlara ve prefabrik konutlara çok acil ihtiyaç var. Tabi devletin de bu konuda çalışmaları olacaktır ama alt yapı problemimizin olmayacağını düşündüğümüz köylere böyle bir çalışma başlatmayı düşünüyoruz. Şehir merkezinde alt yapıya ihtiyaç var. Ama köylerde çok da ihtiyaç olmaz onlar. Sonuçta tuvalet ihtiyacı ve su ihtiyacı var, köylerde bunu bir şekilde karşılamak mümkün ama şehir merkezinde bu söz konusu olamaz. Şehir merkezinde de böyle bir şey yaparsak Valilikle koordinasyon sağlayarak alt yapıyı onlardan talep edip böyle bir çalışma yapabiliriz.

Gelen yardımları toplayacağız. İhtiyaç sahiplerine ihtiyaç duydukları malzemeleri istedikleri anda ulaştıracağız. Diğer taraftan tasnif yapacağız bu kışı atlatmaları için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çok daha iyi çok daha mükemmel şeyler yapılabilirdi ama depremi bizzat yaşamış insanlar olarak ilk anda bunları yapabildik. Vicdani rahatlık, vicdani huzur en üst seviyede. Çoluk çocuğumuz 5 gündür dışarıda kalmasına rağmen durumu daha kötü olan kardeşlerimizin yardımına koştuk. 5 gündür ailesini, evini görmeyip de fakir fukaraya yardım eden arkadaşlarımız var. Uyumayan ayakta duramayacak halde olan arkadaşlarımız belki annelerinin, ailelerinin yanında olmaları gerekiyordu belki Van’ı terk etmeleri gerekiyordu ama bunlar bizimle kader birliği yaptılar, birlikte çalıştık. Belki de başarımızın altında yatan sebep de buydu. Tercihini kardeşlikten yana kullanıp Van ve Erciş halkına yardım ettiler.

Soru: Acil ihtiyaç duyulan yardım malzemeleri nelerdir? Çünkü herkes aynı şeyleri gönderiyor. Bazı malzemelerde ihtiyaç fazlalığı varken bazılarını bulmakta sıkıntı çekiliyor.

Özkan Soyluoğlu: Halkın psikolojisi sıkıntılı. Bu durum yarın şiddete de dönüşebilir. Böyle bir olumsuzluğun yaşanmaması için biz çalışmalarımızı yapacağız. Buradaki halk şunu çok iyi gördü ki batı, batıda yaşayan insanlar, özellikle terörle, PKK ile, ırkçılıkla Kürtleri birbirinden ayırdı. Devlet de bunu yaptı. Yani 24 şehit olmasına rağmen çok kısa sürede bu kadar yardımın gelmesi hepimizi duygulandırdı. Bütün halkımızın bunu düşünmeden duygusallığın en üst seviyede olduğu, artık bölünmelerin konuşulduğu bir süreçte tercihini Kürtlerden yana kullanmaları Kürtlerin yanında olmaları bizi ciddi manada duygulandırdı. Bu organizasyon bölgedeki çalışmalarımızdaki mutluluğumuzu en üst seviyeye çıkarttı. Bu güzel bir çalışmaydı. Bu yönüyle deprem rahmet oldu; ben bunu çıkarıyorum gelişmelerden. Belki deprem olmasaydı şu anda insanlar bölünmeyi dahi konuşuyor olabileceklerdi. Çünkü her gün doğudan 3, 5, 10, 15 cenaze gidiyordu. Bir amaçsız çatışma söz konusuydu. İnsanlar buraya yardım göndermeyebilirdi. O insanların buraya yardım etmemeleri için mazeretleri vardı. Ama buna rağmen terörü elinin tersiyle itip terörün karşısında durmaları Kürtlerle iç içe olmaları onların acılarını paylaşmaları bizleri müthiş derecede duygulandırmıştır. Buna şahit olduk, gözlerimizle gördük. Bir çocuk için en önemli şey onun oyuncağıdır; eğer bir çocuk bunu gönderiyorsa en değerli eşyasını gönderiyordur. Oranı, rakamı hiç önemli değil…

Bu manzaralar bizi duygulandırdı. Kürtlerde de kendi ihtiyacını karşılamadan önce komşusuna hemen yardım eden, komşusunun ihtiyacını giderip sonra kendi ihtiyacını gideren manzaralarla karşılaştık. Ama PKK ve yandaşları devletin ve İslami STK’ların yaptığı yardımları acziyete uğratmak için ellerinden geleni yaptılar. Buna rağmen Müslümanlar çok ciddi bir başarı kazandılar onu görmek lazım. Devlet tarafında da organizasyon eksikliği vardı. Müthiş bir malzeme vardı. Nasıl dağıtacaklarını, nasıl organizasyon yapacaklarını, kime ulaştıracaklarını bilemiyordular. Mesela bir köye iki tır malzeme gidiyor bu iki tır o köyü yeniden inşa eder ama üç beş kişinin eline gidiyor bu vicdanları sızlatır. Bu organizasyon eksikliğidir, bunun içinde biz kötü niyet aramıyoruz.

Soru: STK’ların yüklendiği işlev yardım organizasyonlarında nasıl bir etki yarattı?

Özkan Soyluoğlu: STK’lar başrol oynamıştır. Devlet ‘Valilik Koordinasyon Merkezi’mizi organize edebilir misiniz dedi, Memur sen, yaptıkları faaliyetleri bizimle yapmak istedi ama biz bir program içerisinde çalışıyorduk bunun dışına çıkamazdık ama buna rağmen gelen yardım malzemelerini aldık ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık.

Soru: Haberlere göre ihtiyaç fazlası mallar varmış…

Özkan Soyluoğlu: Biz bunu ikinci gün fiilen gördük. Zaten gelişmeler böyle olacağını gösteriyordu. Yaşanan duygusallıkla insanlar ellerindekini hemen deprem bölgesine yetiştirmeye çalışıyordu. Bu davranış müthiş derede iyi niyetli bir girişimdi. Ama yapılan yardımların programsız, organizasyonsuz olması o gönderilen ürünlerin önemli bir kısmının boşa gitmesine sebep oluyor. Biz ikinci gün hemen Türkiye’nin farklı illerindeki yardım çalışmalarının başında bulunan arkadaşları aradık ve gönderilen yardımları durdurun, dedik. Çünkü bu sürecin doğru yürütülmesi gerekiyordu. Bugün elimizde on ton un var, yağ var ama bu bir ay sonra bitecek. İnsanların yine ihtiyacı olacak bunlara. İhtiyaç zamanında da bu malzemelerin ihtiyaç sahibine ulaştırılması gerekiyor. Var olan her şeyi hemen dağıtmak ilerleyen zamanda yeni sorunlara neden olabilir. Bu insanların şu anda ısınmaya ve barınmaya ihtiyaçları var. Bizim önceliğimiz bu, eğer biz bunları yapabilirsek daha doğru bir iş yapmış olacağız.

Soru: Bütün organizasyonlar yapıldı şimdi kışı çıkarmaya yönelik şeyler mi talep ediyorsunuz?

Özkan Soyluoğlu: Biz zaten ilk gün Anadolu Platformu ile uzun, orta ve kısa vadede yapılacakları konuştuğumuzda; kısa vadede battaniye ve çadır, orta vadede ilaç ve yiyecek temini ve uzun vadede (15-20 günü geçmemek üzere) prefabrik yapı oluşturup hayatlarını sürdürebilmelerine katkıda bulunmak. Bu konuda ki çalışmalarımız devam ediyor zaten.

Bu arada bu faaliyetlerimiz sırasında bizleri oldukça duygulandıran birçok olayla karşılaştık. Mesela, depremin ikinci günü battaniye dağıtılıyordu. 10 yaşındaki bir çocuk o kavganın içerisinden bir tane battaniye kaptı. Ablası kardeşine tepki gösterip, “Ablacığım, sen niye bu battaniyeyi alıyorsun? Bizim ihtiyacımız yok, senin bunu geri vermen lazım.” dedi. Ablası dediğim de 13 yaşındaki bir “çocuk”tu. Buna şahit oldum. Çok duygulandırdı beni. Belki ağlamak için hepimiz bahane arıyorduk, ama bu türden karşılaştığımız onlarca olay insanlarımızın yüceliğini ortaya koyması bakından çok etkileyiciydi.

Tabi Erciş’te bizleri en derinden etkileyen şeylerden biri de kuruluşumuz olan Başakder’in bulunduğu binanın yıkılmasıydı. Hakikaten çok güzel çalışmalar yapıyordu dernek başkanımız Gültekin kardeşimiz. Vaktini, ekonomik imkânlarını oradaki kardeşlerimizle beraber iyiliği çoğaltmak için seferber olup çalışıyorlardı. Yine derneğin geleceğiyle ilgili bir çalışma için toplanılmıştı. Toplantıda daha çok öğretmen arkadaşlarımız vardı. Toplantı sırasında deprem oluyor. İçeride 12 kişi var… 11 arkadaşımız kendi gayretleri ile göçük altından çıkıyor. Gültekin kardeşimiz ise Hakkın rahmetine kavuşuyor. Herhalde bir insana nasip olacak en güzel şey, inandığı şey uğruna, inandığı yerde mücadelesini verdiği hal üzere vefat etmektir. Onu kaybetmenin üzüntüsü içerisinde gıptayla, “Rabbim inandığımız değerler uğruna mücadele ederken şu canı teslim al” demeyi de içimizden geçirmedik değil.

O enkazdan çıkan diğer arkadaşların her biri şunu diyordu “Keşke orada ölen ben olsaydım da o olmasaydı.” Bu da çok ayrı bir şey… Hani hep okuruz ya, sanki bunlar sadece sahabe arasında olur, peygambere bir ızdırap gelir, sahabe başını uzatır. Aslında uzağa gitmeden çağın vahye tanıklık eden insanlarını insan orada görüyor. Çünkü tüm riyanın, kibrin bittiği yer yani.

Bir kardeşimizi gece saatlerinde enkazdan çıkarmıştık; sabah baktım o da bizimle çalışıyor. Akşamüzeri fark ettik ki arkadaşın kaburgalarında incinme olmuş. Sürekli çalışıyordu, hiç durmadı ki acısını hissetsin. Bizim için önemli olan sosyal bir bakışa sahip, hiç kimseyi ötekileştirmeden herkesi bağrına basan insanlara vesile olmak. İnşallah bu da olacak. Gültekin kardeşimizin adına Erciş’te bir kültür merkezi ve hizmet binası yapacağız inşallah.

Soru: Sayın Turgay Aldemir Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı olarak siz de oradaydınız. Sizin de Afet Organizasyonuna ve bölgeye dair izlenimlerinizi alabilir miyiz?

Turgay Aldemir: Özkan Bey’in bahsettiği gibi bölünme parçalanma konuşmaları yapılıyordu. 24 asker ile ilgili programlar vardı, meydan programları vardı. Artık bir Kürt ile bir Türk bir araya gelip konuşamaz hale gelmişlerdi. Söz bitmişti ve sözün bittiği noktada yeryüzü konuştu. “Yeryüzü dile geldiği zaman” diyor Allah Zilzal suresinde. Depremle yeni bir merhamet kapısı açıldı. Bunlar unutuldu insanlar tekrar kardeş olduğunu hatırladı; kaynaşmaya başladı.

Bir medrese hocası gelmişti yanımıza Erciş’te… “Burayı ihmal etmeyin burayı boşlamayın, bizi ayrımcılara mahkûm etmeyin.” diyordu. Bu önemli bir şey… O ayrımcı dedikleri insanlar hala 90’ların kafasıyla devletin de o günkü kafasıyla bugüne bakıyor.

Bazı yardımları KCK organize ediyor. Ellerinde bir liste var kendi mahallerinde kendilerine kayıtlı olmayanlara yardım vermiyorlar. Aslında milletin yardımı. Oysa biz önce onlara yardım dağıttık. Önce o mahallere götürdük. Hiç kimseyi ayırt etmeyiz. Çünkü biz yaratılanı yaratandan ötürü hoş görüyoruz. Tüm varlığı tüm canlıları.

Erciş’te bir kanarya dükkânı vardı birkaç arkadaş gitti Tatvan’dan gelen arkadaşları arayıp onlara yem getirtti. Bırak insanı onlar da açlıktan çığlık çığlığa ötüyor. Bunların bile derdine düşecek insanlara ihtiyaç var.

Koordinasyon merkezimizin önünde bir kadın gidip geliyor ama bir türlü bir şey istemiyordu. Sonra cesaretini toplayıp, “Bir parça ekmek var mı?” dedi? Uzun süredir bir şey yememişti. Giyimi kuşamı yerinde ama bir ekmeğe muhtaç oluyor insan. Çok etkilendik. Su isteyenler oluyordu. Koliyle veriyorsun, ‘hayır’ diyor, ‘bir tane bana yeter. Kalanını başkasına verin.’

Elbette az sayıda daha fazla almak isteyen insanlarla da karşılaştık. Hani böyle yağma oldu, şu oldu, bu oldu deniyor. Aslında bu, devletin veya organizasyonun geç kalmasından kaynaklanan bir kısım arızi olaylardır. Bazılarının malzemeleri topladığı vakidir. Sonuçta insanoğlu kötülüğe de iyiliği de meyillidir.

Bir bakıyorsunuz birilerinin ihtiyacı var; satmaya başlıyor toplayanlar. Ama binde birdir bu durum. Fakat medya kötü şeyi haber yapıyor. Orada ilk üç günde gördüğümüz birçok müthiş olay var. Mesela; Erciş güzel bir şehir büyük mağazalar var. Marketlerin, mefruşat mağazalarının, elektronikçilerin, telefoncuların yani böyle her türlü yiyecek içecek ve eşyanın olduğu mağazaların vitrinleri darmadağın olmuştu, sokaklara dökülmüştü. Meyve sebze kasaları, içecekler açıktaydı. Fakat kadın gelip diyor ki bana bir ekmek veya bir genç gelip diyor ki bir bardak su var mı? Hâlbuki karşımızda yıkılmış halde market var, yine bir başkası gece gelip diyor ki bir battaniye var mı çadırının tam karşısında yıkılmış battaniyede satan mağaza var, ama asla oradan almıyor. Bu müthiş bir şey. İki gün boyunca bir caddeden gittik geldik orada domates kasaları vardı sebze ve meyveler vardı bir tane eksilmedi. Sahibi yok, hiç kimse yok, gece yarısı kimse görmüyor ama sen açsın ve olağanüstü bir durumdasın, afet var fakat kimse kimsenin malına elini uzatmıyor. Bu olay o acının içerisinde son derece mutlu etmişti bizi. Halkın tüm genlerine kadar işlemiş inanç değerlerini görüyorsunuz.

Bir toplumda hak, hukuk, adalet kavramları zedelenirse orada zulüm doğar ama burada bu yüce olgunluk ve ahlak vardı. İlk gün biz oraya gece saat 3:00 civarı gitmiştik. Oraya ulaşırken bana bir mesaj gelmişti bir ilimizdeki bir vakıftan. Mesaj şuydu gece “Bu gece 3:00 te kalkalım deprem felaketine uğrayan kardeşlerimize ve enkaz altındakilere dua edelim ölenlere de Allah’tan af dileyelim”. Bu benim çok hoşuma gitmişti yani o gece o mesajın ulaştığı herkes acıyı yaşayanlarla özdeşleşip öyle dua etmişti. Biz Erciş’e girdiğimizde herkes enkazların üstünde çalışıyordu. Bir enkazın yakınına geldik, baktım bir hanımefendi, arama kurtarma ekiplerinden birinde elinde kırıcıyla beton kırıyor inşaatın üzerinde. 35 – 40 yaşlarında biriydi. Daha sonraki gün ben de gittim onlarla çalıştım. Bizim Koordinasyon Merkezi’ne de çay içmeye çağırmıştık. Bir doktormuş iki çocuğu varmış. Daha sonradan da İstanbul Üniversitesi’nden bir Doçent başka bir arama kurtarma ekibinden, ilerideki camiinin tuvaletini temizliyordu. Sosyal demokrat görüşlü bir insandı ve “mağdur çaresiz insanlar bu tuvaletleri kullanıyor bari temiz bir ortamda bulunsunlar” diye bu temizliği yapıyordu. Yani ben o zaman kendi kendimi sorguladım. Gerçek dindarlık, gerçek insanlık işte buradaydı. Elbette dua etmeliyiz lakin sanki fiili duayı o enkazın üzerinde o kadın ve o doçent birçok insandan daha anlamlı yapıyordu.

İşte bu hadiseler her açıdan aslında kendimizi, insanlığımızı, dindarlığımızı yeniden gözden geçirip hayatın içerisinde, Müslüman’ca bir yaşamı, adaletle paylaşımı ve kim olursa olsun tüm varlık alemine merhametle yaklaşmayı aslında orada konuşan yeryüzüyle beraber o sese kulak veren vicdanlı ve merhametli insanlar bize öğretti. Buradaki bu işte bir çok ayrılık noktası belki de bu kırılan fay hattıyla yeni köprüler yeni bağlar kurulmasına vesile olacak. Yani ibret çok. Eskiler diyor ki ipin uzun olanı, sözün kısa olanı makbuldür.

Soru: Son olarak AKDAV Başkanı Sayın Ahmet Çamurluoğlu, sizin de gözlemlerinizi alabilir miyiz?

Ahmet Çamurluoğlu: Bu anlatılanlara ek olarak özellikle deprem anında vefat etmiş olan bütün kardeşlerimize Allahtan rahmet diliyorum. Rabbim hepsinin mekânını cennet etsin, taksiratlarını affetsin. Değerli insanların vefatı o toplum için bir kayıp olur.

Biz o depremin ilk anından itibaren Koordinasyon Kurulu Başkanımız Turgay Bey’in talimatıyla harekete geçerek -en azından- orada yapılacak çalışmaları koordine etme babında deprem bölgesine gittik. Bu tür durumlar iyi organize olmayla iş yapılabilecek ortamlardır. Orada Anadolu Platformu olarak daha önce yapılan çalışmalarda özellikle Başak Der in ve rahmetli Gültekin kardeşimizin çabalarıyla birçok arkadaşımız yetişmişti. Bu arkadaşlarımız gerçekten depremden hemen sonra kendi ailelerini güvenli ortamlara bırakıp bu tür çalışmaları nasıl organize edebilirizin derdine düşmüşlerdi. Bu gerçekten gıpta edilmesi gereken bir şeydi.

Genel olarak Özkan Bey’in de bahsettiği özellikle Anadolu’nun birçok yerinden deprem anından hemen sonra yardımlar akmaya başladı. Orada yaptığımız gözlemlerde özellikle koordinasyon noktasında eksikler vardı ama Anadolu Platformu üye dernekleriyle böyle bir sıkıntı yaşamadı. Kendisine ulaşan yardımları mümkün mertebe organizeli bir şekilde mağduriyet yaşamış insanlara ulaştırmaya çalıştık. Orada emeği geçen ve hâlâ emeği devam eden yüzlerce kardeşimize teşekkür etmemiz gerekiyor. Bizi üzen bir olay da özellikle bölgeye yardım ulaştıran bir kısım dernek ve vakıfların bölgede bu yardımı rastgele dağıtmaya çalışmalarıdır. Bölgeyi bilmedikleri için yardım dağıtımında büyük sıkıntı çektiler. Bu şu şekilde aşılabilirdi: Özellikle İslamî hassasiyete sahip olan STK’lar orada “yardım dağıtma organizasyonunu birlikte nasıl yapabiliriz” minvalinde bir toplantı yapabilirdi. Çok basit bir toplantıyla bu sorunlar aşılabilirdi. Ancak bu şekilde davranılmayıp her kurum kendi başına hareket ettiği için biraz sıkıntı oldu. Yardımlar düzenli dağıtılamadı birileri tarafından. Genel olarak bu sorunu bölgeyi iyi bilen, hem Van Merkez’de, hem de Erciş’te mukim olan arkadaşlar vasıtasıyla biz Anadolu Platformu olarak yardım dağıtma noktasında bir sıkıntı çekmedik.

Hemen depremin ilk günü özellikle bölgede bulunan arkadaşlar 3’erli ekipler oluşturarak mahallelere dağıldılar. Depremin olduğu ana caddenin dışında arka sokaklarda ve köylerde tespitler yapıldı ve Anadolu Platformu bölgede kurduğu yardım merkezine gelen yardımları bilfiil araçlarla deprem bölgelerine ulaştırdı, ulaştırmaya da devam ediyor hala. Önümüzdeki dönem içinde kısa, orta ve uzun vadeli yapılacak çalışmalar için koordinasyon kurulu birçok proje üzerinde çalışıyor. İnşallah halkımızın mağduriyetine bir nebze de olsa ilaç olacak kalıcı hizmetler sunmaya çalışacağız.