Deprem `hepimize` ilahi bir uyarıdır, çünkü.. – (Ayşe Doğu)

0
186

Sel deprem toprak kayması gibi felaketler ilahi ceza değildir. İlla İlahi bir mesaj olarak algılamak istiyosak, her doğa felaketini sorumsuzluğa karşı hepimize yapılmış ilahi bir uyarı olarak görmeli

Sel deprem toprak kayması gibi felaketler ilahi ceza değildir. İlla İlahi bir mesaj olarak algılamak istiyosak, her doğa felaketini sorumsuzluğa karşı hepimize yapılmış ilahi bir uyarı olarak görmeli.

Tam da bizim Müslümanlar olarak kafamız karışır ve kardeş kavgasına başlarız, bir tabii felaket olur ve aynı gemide olduğumuzu bize hatırlatır. Askere, polise yönelik bir PKK saldırısının yarattığı şok etkisi ve terör kurbanlarının –ayırt etmeden Türkiye’nin her noktasına düşen ateşin- yaptığı etki gibi bir etkidir bu!

Yok etnik milliyetçilikmiş, yok özerklikmiş, yok Kürt sorunuymuş! Bunların nasıl da suni gündemler olduğunu anlayıveririz.

Ve bildiğimiz ama bildiğimizi unuttuğumuz, bizi var eden, bizi güçlü tutan , bin yıldır bu topraklarda kaderdaş yapan değerleri ve kodları bilinçaltımızın tozlu raflarından çıkarıp yine aynı muhabbetle birbirimize sarılmak için vesile olur bu büyük felaketler.. Aynı zamanda bu milletin dayanışmasına, değerlerine, yaşam tarzlarına, onun felaket anlarında tek yürek olarak atmasına düşman olanlar ve onu taraflara bölerek zayıflatmak isteyenler için bir turnusol işlevi görür.

Burada mihenk noktası şudur; ağzı olan konuşsa da ona itibar etmek için niyetine bakmak gerekir.. Gerek terör, gerekse deprem gibi insanların sağlıklı düşünme becerilerini felce uğratması muhtemel olağanüstü anlar -doğası gereği- bütün toplumu sarsan, üzen ve derinden yaralayan felaket anlarında, bazı kesimlerin ‘kasap et derdinde’ tavrı -çiğ bir şekilde- gözümüze sokar.

Deprem başladığından beri bir kesim –ki bunlar toplumu ayakta tutan sessiz yığınlar- arama kurtarma gönüllüleri ve acil yardım ulaştıran gönüllüler vs. Türkiye genelinde elinden geleni yaparak Van halkına ‘yalnız’ olmadığını hissettirebilmek için gece gündüz demeden sessizce çalışıyor.

Onları yalnızlaştırmak isteyen, güçsüzleştirmek isteyen, milletine, komşusuna ve dolayısıyla insanlığa düşman etmek isteyen etnik ırkçı güruh ise yanlı yayınlarla, propagandalarla bu insanların acılarını toplumsal nefrete çevirmeye, onları kendileri gibi iflah olmaz manyaklara çevirmeye çalışıyor.

Bu süreçte o kadar zorlama yayınlara, beyinleri ve ruhları esir almak isteyen iddia ve çarpıtmalara başvurdular ki; insanın ağzı açık kalıyor. Şahsen bir kanalda istediği cevapları alamayan muhabirin, Vanlı amcaya kısa kes işareti yaparak lafı ağzına tıktığına ve başka bir depremzedeye yöneldiğine şahit oldum. Aynı şekilde bağcıyı dövme amacına yönelik olarak seçilen ve gündem yapılan konular – depremin büyüklüğüyle başlayıp deprem paraları vsy.ye kadar uzanan-, bu zevatın halkın acılarına nasıl yabancılaştığının bariz birer göstergesi.

Aslında kendilerini yiyip bitiren bu kin ve nefretle yanıp kavrulma hali; bu uzlaşmacı, dayanışmacı, başkalarına da nefes alma imkanı tanıyan yanyana yaşayabilme azmi ve becerisi karşısında her defasında halkın sağduyusuyla söndürülünce ipe sapa gelmez, mantıksız, mesnetsiz propagandalarla kendilerini maymuna çeviriyorlar.

Biz millet olarak Adapazarı depreminden nasıl o zamanki devletin acziyetine rağmen toplumsal yapımızı güçlendirerek çıktıysak, otuz yıldır devam eden teröre karşı durabildiysek, milleti birbirine düşürme amaçlı, meşru iktidarın olumlu uygulamalarını bile karalama amaçlı; depremle ilgili yapılanlar yetersiz vaveylalarını da aynı kararlılıkla püskürtme gücüne sahibiz. Dikkat edilirse; bütün çabalara rağmen, uzatılan mikrofonlar kanalıyla Van halkına Erdoğan, hükümet ve deprem yaralarını sarmaya koşanlar aleyhine bir cümle dahi kurduramıyorlar ve halkla manevi bağ kurmak yerine Türkiye’yi karalamak amaçlı kara propagandalarına komikleşerek ve inatla devam ediyorlar.

Önce israil’in yardım teklifini geri çevirmemizle başlayıp daha sonra niye bütün yardımları reddettiğimiz karalamasıyla devam ettiler. Halbuki bu esnada Türkiye Azerbaycan ve İran gibi bazı ülkelerin arama kurtarma ve yardım önerilerini kabul etmişti. Daha sonra yöre halkı yaklaşan kar ve eksik çadırlar mevzu edilerek paniğe sevk edilmek istendi. Fakat bütün bunlara tüy diken muhtemelen çoğu Vanlı olmayan olsa da negatif ruh haline sahip kimseleri kışkırtarak polise taş attırma provakasyonu oldu. Halbuki şu anda Van halkının güvencesi ve en büyük yardımcısı asker, polis ve Türkiye halkının koşa koşa yanlarına gelerek onlara kardeşlik elini, yardım elini uzatmasıdır. Van ve Erciş’te devlet ve belediye görevlilerinin şok etkisiyle hemen organize olamaması ve iyiniyetle dağıtımlarda yaşanan karışıklıklar anlaşılabilir ve izah edilebilir ama sivil toplum kuruluşlarının Van’a akın etmesinin bile Türkiye için büyük bir gurur olarak değil, devletin zaafının göstergesi olarak yorumlanması, yani bu hastalıklı, bu çarpık ve ucube bünye affedilemez.

Tabii ki sel, deprem, toprak kayması gibi felaketler ilahi ceza değildir. O yöre halkına Allah tarafından -özellikle- verilmiş bir cezalandırma yöntemi değildir. Olsa olsa Vanlılar yada Adapazarlılar veya diğer mağdurlarla alakası olmayan ama hepimizin de bir şekilde sorumlu olduğu bir sorun olan; Türkiye genelinde coğrafi ve deprem gibi gerçekliklerin dayattığı şartlara uygun konut ve yerleşim yapamamanın bilançosu olabilir. İlla ilahi bir mesaj olarak algılamak isteyenler varsa; her doğa felaketini işte bu sorumsuzluğa karşı hepimize yapılmış ilahi bir uyarı olarak algılayabiliriz..Van depremini de böyle bir uyarı olarak alıp, bir daha bu felaketin benzerinin yaşanmaması için her tür tedbiri almaya gayret etmeliyiz.

Bu noktada başbakanın mevzuata uygun olmayan bütün yapıların yıkılmasıyla ilgili yaptığı açıklama son derece yerindedir. Depremlerde en büyük sorumluluk icra organı olarak hükümetindir. Kılıçdaroğlu`nun da -bozuk bir saat misali- işaret ettiği gibi elini taşın altına koyan kim ise, toplum nezdinde sorumluluk altına girenve hesap sorulan da o olur. Sivil ve yerel yöneticilerin, sorumsuz memurlar eliyle gayri ahlaki ve gayri insani olarak görevlerini kötüye kullanmasının ve ciddiyetsizliğinin merkezi yönetim olarak önüne geçilmesi zorunludur.

Hangi kurum olursa olsun; insan hayatını, temel hak ve özgürlükleri ve insan onurunu hiçe sayan kişi ve organlar hesaba çekilebilmelidir. Hem yeni dönemin ve hem de yeni anayasanın yapılış amacı ve nihai h
edefi budur.

 Haber10

———————————-
Ayşe Doğu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI