Demokrasiler krizde – (Tarık Ramazan)

0
94

Biz Arap dünyasındaki olayları analiz etmeye çalışırken, bir yandan da demokrasinin faziletleri konusunda bir tartışmadır sürüp gidiyor.

Biz Arap dünyasındaki olayları analiz etmeye çalışırken, bir yandan da demokrasinin faziletleri konusunda bir tartışmadır sürüp gidiyor. Demokrasinin amaç olması gerektiğini savunan büyük çoğunluk için demokrasi; vatandaşların, siyasi tercihlerine saygı duyulduğunu gördükleri ve özgürlük ve haklarının korunduğu, en ideal siyasi sistemdir. Böyle bir sonuç, ODKA’nın en büyük başarısı olacak; sonunda Araplar çoğulculuğu, açıklığı ve belki de modernizmi deneyimleyecekler.

Bu arada Batı da demokrasi tarihinin en derin krizlerinden biriyle karşı karşıya. Demokratik sistem üzerine idealize edilmiş teorik açıklamalardan uzakta, Batılı ülkelerin vatandaşları görüşlerinin dikkate alınmadığı ve unutuldukları hissine kapılıyorlar. Bin Ali, Mübarek ve Kaddafi gibi liderler halklarının özgürlük talep etmesi yüzünden iktidarlarını kaybederken, ekonomik krizdeki sorumlulukları nedeniyle istifa etmesi gereken sekiz Avrupa lideri ise (ki sayı bunlarla sınırlı değil) siyasi güçlerini ellerinde tutmaya devam ediyorlar. Demokrasi olarak bilinen siyasi sistemin, hem devlet hem vatandaşlar borç içindeyken, ne şeffaf ne de özgür olmadığı ortaya çıktı. Bugün kararları kim veriyor? Güç kimde?

***

Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, siyasetin bir gereği olarak referandum çağrısında bulunduğu zaman eleştirildi ve sonunda istifaya zorlandı. Ona “Şimdi halkına danışma zamanı değil. Onlara karar verme özgürlüğü vermek hepimizi çöküşe götürebilir” dediler. Hakim ekonomik güçler, kurumlar ve onların kredi derecelendirme kuruluşları, kendi koşullarını dayattılar: Halkına danışmak için doğru bir zaman değil. Medya da onları destekledi; onlar için seçilmiş başbakan ve bakanların halkın onayı alınmadan istifaya zorlanması doğal ve uygundu. Sanki kriz zamanlarında demokratik işleyiş askıya alınabilirdi: Vatandaşlar seyircilerden başka bir şey değillermişçesine.

Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerden, devlet ve din arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeleri isteniyor. İslam kendi gerçeklerini ve inanç sistemini demokratik devlete yansıtmamalı. İnsanlar, inançlarını seçmek ve bunu ifade etmek konusunda özgür olmalılar. Teokratik rejimler ise ne vatandaşlarının yasal eşitliğini, ne de gelecekleri hakkında karar verme haklarını koruyor. Bunlar önemli noktalar! Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler her anlamda, kendilerini laik veya dinsel diktatörlüklerden kurtarmalı. Demokratikleşme çağrısı meşru ve ilerlemek için tek yol gibi görünüyor: Bu Arap uyanışının özü ve hedefi olduğu kadar umududur da.

Ancak model ve sonuçları hakkında sorulması gereken önemli sorular var. Arap ülkeleri Batı’nın izinden mi gitmeli? Batı modeli örnek alınmaya değer mi? Demokratların bahsettiği özgürlük ve şeffaflık nerede? Ne tarafa dönerseniz dönün, şikayetler yükseliyor. İnsanlar haklarını ve özgürlüklerini giderek artan bir şekilde kaybettiklerini görüyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki giderek derinleşen son ekonomik kriz, vatandaşların çaresizliğini ortaya koyuyor. Milyonlarca insan işsiz ve büyük borç altında. Ne sağlık masraflarını karşılayacak sigortaları ne de ailelerini koruyacak sosyal hizmet kurumları var. Seçim kampanyaları için milyonlarca dolar harcayan, ancak seçim aralarında da onları unutan adaylara oy vermeleri isteniyor. Bazı vatandaşlar seslerini Wall Street’te duyurmaya çalıştılar: Gerçek güç Beyaz Saray’da değil, hakim ekonomik aktörlerin, simsarların ve kurumların bulunduğu bu caddede. Bunların demokratik teamüllere saygı göstermeleri de beklenmiyor. Onların gücü, ekonomik kontrol ve paradan kaynaklanan yüksek finansman gücüne ve medyaya dayanıyor. Burada demokrasiye ve gerçeklere yer yok. Birkaç bin öfkeli vatandaştan oluşan bu protestocular, aynı ortak soruyu soruyorlar: Batı demokrasileri nereye gidiyor?

***

Avrupa’da da aynı duygular hakim. Devleti kontrol eden bir din yok belki, ama onun yerine (şeffaflık ve çoğunluğun iradesi temeline dayanan) bütün demokratik sistemlerin temellerini yok eden uluslararası şirketler, ekonomik kurumlar, bankalar, medya ve iyi örgütlenmiş lobiler var. Dinsel otoriteyle devlet otoritesini ayırmaktan bahsediyoruz. Fakat devleti; ekonomik, finansal güçlerden ve onların anti-demokratik karar ve politikalarını dayatan medyalarından kim koruyacak? İdealize edilmiş bir demokratik modeli yüceltmek iyi ve güzel bir şey, ama işin gerçeği Batı demokrasileri aşınıyor. İnsanlar hak ve imtiyazlarını kaybediyorlar. Şimdi insanların uyanmasının ve şeffaflık, saygı ve tutarlık talep etmesinin zamanı. Arap dünyasının siyasi yaratıcılığa ihtiyacı var; fakat kriz içindeki Batı model teşkil edemez. Başka yollar, yeni ufuklar bulmanın tam zamanı. Küreselleşen dünya, ulusal demokratik dinamiklerin altını oyuyor. Tunus, Mısır, Libya ve hatta ABD, Yunanistan, İtalya, Fransa veya Almanya, kendi başlarına demokrasiyi koruyamazlar.

Ancak demokrasi dışı güçler vatandaşların statülerini ve tüm haklarını kaybettiği uluslara pusu kurmuşken, milliyetçilik yeni bir tuzak olacaktır. Demokratlar ve özgür vatandaşlar, çaba ve irade gerektiren ulus-ötesi sivil hareketler için, sınırların ötesine bakmayı öğrenmeli. Başka seçenek yok. Özgürlükle birlikte bazı sınırlamalar da geliyor. Aşikar bir paradoks belki, ancak aynı zamanda tarihi bir gerçek.

– Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.

 


———————————-
Tarık Ramazan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI