Demokrasi Sermayenin İktidarıdır

0
215

Bir sistemin kapitalizm olması için en temel şart, devlet adını verdiğimiz konsantre fiziksel gücün kendi kaderini bu sınırsız sermaye peşinde koşanların kaderiyle birleştirmesidir.

“Türk ulusu kurulurken Osmanlı ve İslam’ı beynimizden söküp atmaya çalıştık”

Anadolu Platformu tarafından 8. Anadolu Buluşmaları kapsamında düzenlenen “Değişen Dünya ve İslam” konulu sempozyuma konuşmacı olarak İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyesi ve Bilim Sanat Vakfı Başkanı Dr. Mustafa Özel katıldı. ANESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ali Klavuz’un moderatörlüğünü yaptığı programda, Özel, “Küresel Sistem ve İslam” konusunu her yönüyle değerlendirdi.

Anadolu Esnaf Sanayici İşadamları Derneği (ANESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Klavuz, ANESİAD hakkında bilgi verirken, Türkiye’nin dört bir yerinde bulunan gönüldaşları aralarına katılmaya davet etti.

Kapitalizm, Demokrasi ve Ulusçuluk

“Küresel Sistem ve İslam” konusunu her yönü ile ele alan Bilim Sanat Vakfı Başkanı Özel; değişen, değişmeyen sistem meselesini gündeme aldığımızda, yüzleşmemiz gereken üç temel kavram veya olgunun kapitalizm, demokrasi ve milli devlet olduğunu söyledi. Özel’e göre kapitalizm liberal değil, demokrasi halk iktidarı değil, milli devletler ise milli değil.

Piyasayı bastırma sistemi

Konuşmasında, kapitalizmin piyasa serbestisi değil, tam aksine piyasayı bastırma sistemi olduğunun altını çizen Özel, kapitalizmin en çok acısını çekenlerin küçük esnaf, küçük ticaret sahipleri olduğunu söylerken,“ Kapitalizm, liberal değildir” dedi.

Demokrasi sermayenin iktidarıdır

Demokrasinin sadece kağıt üzerinde halkın iktidarı olduğunu vurgulayan Dr. Özel, demokrasinin gerçekte halkın iktidarı değil, konsantre büyük sermayenin iktidarı olduğunu belirtti.

Milli Devlet ne kadar milli?

Milli devlet profilini ilginç bir örnekle anlatan Özel, “Reno arabaları yıllardır Türkiye’de üretilir. Çalışan mühendisler Türk’tür. Burada üretilmesi ve çalışanların Türk olması bunu milli yapar mı? Reno ne kadar milli ise ulus-devlet de o kadar millidir” şeklinde konuştu.

Serbest piyasa ekonomisi

Kapitalizm, demokrasi ve milli devlet kavramlarını açan Özel, sözlerine şöyle devam etti; “Kapitalizm yerine hakiki piyasa ekonomisi; demokrasi yerine nomokrasi (yani yasanın, ilkelerin iktidarı), milli devlet yerine medeni devleti öneriyorum.

Sermaye ile devlet suç ortağıdır

Kapitalizm, sınırsızca biriktirme arzusu içinde olmaktır. Bir sistemin kapitalizm olması için en temel şart, devlet adını verdiğimiz konsantre fiziksel gücün kendi kaderini bu sınırsız sermaye peşinde koşanların kaderiyle birleştirmesidir. Esas itibari ile büyük sermaye ile devlet gücü arasında halk aleyhine bir suç ortaklığıdır.”

Unutarak Ulus, Hatırlayarak Millet Oluruz

Uluslaşma, daha doğrusu ulus-devletleşme, Batı Avrupa’yı bütünleştiren ve güçlendiren bir siyasi örgütlenme tarzıydı. Yaklaşık 1600 siyasi üniteden oluşan feodal Kuzey ve Batı Avrupa, uluslaşma stratejisi sayesinde, 3 asır içinde 30 ulus-devlete dönüştü. (Sadece Almanya’da 240’tan fazla prenslikten 1871’de birleşik bir Almanya’ya ulaşıldı.) Bizde ise aynı süreçte büyük bir siyasi organizasyon (Osmanlı Devleti) yaklaşık 30 parçaya bölündü ve her birine bir ulus-devlet adı verildi. Hülasa ulusluk Avrupa’da bir bütünleşme ve yükseliş, bizde ise parçalanma ve düşüş oldu!

Avrupa’da uluslar icat yahut inşa edilirken, başta dil olmak üzere birçok ortak kültürel unsurdan yararlanıldı. Fakat ulusluğun ana oluşturucu unsuru bilinçli hafıza kaybıdır. Evet, bir topluluk, bile isteye yakın tarihine sünger çekmezse ulus olamaz! Küçük de olsa her bir topluluğun ilahları, kahramanları, mitleri vardı. Küçük topluluklar bütünleştirilip, ulus-devlet namıyla daha büyük yapılar oluşturulunca, bu ilah, kahraman ve mitlerin yerine daha büyüklerini koymak gerekti. Onun için her bir küçük topluluğun yakın tarihini silip, onun yerine uzak bir tarihten ilah ve kahramanlar seçilip konuldu.

Bizde ise Avrupa’nın tam tersi bir süreç yaşandı: Biz bir büyük devletten 30 kadar sözde “milli” devlete bölününce, yakın tarihimiz olan Osmanlı ve İslam’ın her bir yeni ülkede ortadan kaldırılması icab etti. Onların yerine uzak bir tarihten ilah ve kahramanlar ithal edildi. Türkiye’de 1930’larda kurulan bankalara bile Etibank, Sümerbank gibi isimlerin verilmesi tesadüf değildir. Osmanlı ve İslam’dan boşaltılacak yeri bu medeniyetlerden devşirilen ilah ve kahramanlar alacaktı!

Avrupa’da ulusluk aşısı tutu, çünkü insan aklı ve vicdanı küçük ilah ve kahramanların yerine büyüklerini koymayı kabul eder. Fakat büyük kahramanların yerine daha küçük çaplıları, büyük bir İlah yerine ise onlarca küçük tanrının ikamesini kabul edemez.