Değişen Türkiye Toplantıları Adana Buluşması Gerçekleştirildi

0
158

Değişen Türkiye Toplantıları Adana Buluşması, Ülfet Eğitim ve Yardımlaşma Derneğinin ev sahipliğinde 29 Mayıs 2014 tarihinde Adana Ticaret Odası’nda yoğun bir katılım ile gerçekleştirildi.

 

Organizasyona Adana’daki Sivil Toplum Örgütleri yoğun ilgi gösterdi. Programın tertiplenmesinde Sivil Dayanışma Platformu (SDP), Adana Ülfet Der, Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi (AKSAM), Radyo Barış, Anadolu Esnaf Sanayici ve İşadamları Derneği (ANESİAD), Tüketiciler Birliği Adana Şubesi katkı sundular.

Sivil Dayanışma Platformu Başkanı Ayhan OGAN, Avukat Mehmet UÇUM, İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi Kerim PAKER, Gazeteci-Yazar  Fadime ÖZKAN ve Fatih Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğu ERGİL’in katıldığı programın moderatörlüğünü, Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu Koordinasyon Kurulu Üyesi ve Ülfet Eğitim ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gazi KILIÇPARLAR yaptı.

Adana’da faaliyet yürüten pek çok sivil toplum örgütü yöneticisi ve gönüllüsünün yer aldığı programa, başta Ak Parti 22. Dönem milletvekillerinden ve önceki dönem Adana il başkanlığını da yapan Ziyaeddin YAĞCI’nın yanı sıra, İl Dernekler Müdürü Recep KURTOĞLU ile birlikte birçok kurum ve kuruluş müdürü de katıldı ve programın selamlama konuşmasını AKSAM Başkanı Kasım PAMUK  gerçekleştirdi.

Programın moderatörü Gazi KILIÇPARLAR, “1. Cihan savaşının üzerinden tam olarak I asır geçmiş bulunmaktadır. 21. Yüzyılda bölgemizde ve dünyada şartlar hızla değişmektedir. Geride bıraktığımız yüzyıl gibi bu yüzyılda da aynı acıları, aynı kederleri, aynı hayal kırıklıklarını yaşamamamız için, Türkiye’nin bu değişimi doğru değerlendirmesi; vizyonunu ve bakış açısını yeniden ve doğru bir şekilde oluşturması gerekiyor. Türkiye’nin yeni perspektifini doğru inşa edebilmesi için devletin en önemli unsuru olan Millet’in iradesinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Bu bağlamda Değişen Türkiye Toplantıları; farklı il ve ilçelerde milletin iradesini ve kanaatlerini anlamaya çalışan bir alan çalışmasıdır. Bu toplantılar, tarihsel karşılığı olan bir duruş sergilemenin gerekliliği üzerine ortaya çıkmıştır” diyerek; oturumu başlattı ve ilk sözü SDP Başkanı Ayhan OGAN’a verdi.

OGAN, “uluslararası sistem siyasetten, ekonomiye, teknolojiden savunma sanayine her alanda ortaya koymuş olduğu rollerin oynanmasını istemekteydi. Ancak Türkiye’de ciddi bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. Bu nedenle de Türkiye artık eski Türkiye değildir ve uluslar arası sistemin çizmiş olduğu rolün dışına çıkmaya başlayarak risk almaktadır. Halk bankası, Çin ile yapılan füze anlaşması bu durumun en bariz örneklerinden sadece birkaç tanesidir. Şunu net olarak kavramalıyız ki, değişim süreci doğaldır ve doğru bir istikamete yol almaktadır” dedi.

İkinci olarak sözü Fadime ÖZKAN aldı ve şunları kaydetti: “Şu an sıcak gündem olan Diyarbakır’dan gelmekteyim ve çocuklarını PKK’dan talep eden annelerin sayısı 45 olmuş durumda. Aslında bu durum Türkiye’de değişimi göstermesi anlamında önemli. Zira halk uzun bir süreden sonra sorular sormaya başlamış durumda. Bu sorular; – Benim çocuğum neden dağda? Niçin ölüyor? Belki de bu süreçte en önemlisi vatandaş sorularını kime soracağını tercih etme konusunda daha özgür. Soru sorabilmek ve bu soruları kime sorabileceğini netleştirebilmek halkın egemenliğini kullanması anlamında önemli bir gelişmedir ve bana kalırsa değişimin orijinini de işaret göstermektedir” diyerek sözlerini noktaladı.

Üçüncü olarak söz alan Mehmet UÇUM ise yaptığı konuşmada, metodolojik bir çerçeve ortaya koydu. “Türkiye’deki gelişmeleri üç başlıkta toplamak mümkündür: 1) Yüzleşme Süreci, Türkiye artık alevi-sünni, Kürt-Türk, İnançlı-Ateist, Sosyal adalet, vs. konularında yüzleşmeye başlamıştır. 2) Adalet Arayışı Süreci, bu yüzleşmelerin tamamı bir adalet ekseni üzerinden yürütülmektedir. 3) Değişim Süreci, bunların sonucunda da kaçınılmaz olarak bir değişim süreci de devreye girmiş olmaktadır. Eski devletin refleksleri de tam da bu noktada devreye girmekte ve bütün aygıtları ile bu sürece direnme eğilimi göstermektedir. Bütün bunların kaynağında ise bir egemenlik sorunu olduğu muhakkaktır. Sorunların çözümü ise kesinlikle toplumsal egemenlik olmalıdır.

Kerim Paker’de yapmış olduğu kısa konuşmasında özetle şu tespitlerde bulundu. Değişimin yönü nedir? İyi ya da kötü müdür? Hepsinden önemlisi bu değişimin sürdürülebilir olma ihtimali ne kadardır? Türkiye şu an başta ekonomi olmak üzere her alanda kendine güvenen bir tavır içerisinde ve risk almaya başlamış bulunmaktadır. Bu da açıkçası birilerini rahatsız etmeye yetmektedir. Ülke risk alıyor, bu doğru. Ancak bu riskler beraberinde sizi her alanda karar alıcı konuma da taşımış oluyor” dedi.

Son konuşmacı Doğu ERGİL ise  şunlara değindi: “Barışta savaşta toplumlar tarafından yapılır. Önemli olan toplumun tercihleridir. Normalde bütün değişimlere refleks gösterilir. Ancak sonradan bu değişimin neye denk geldiği netleştikçe bu refleksler daha makul bir zemine oturmaya başlar. Değişim halka rağmen olmamalıdır ve değişimden en fazla bizler yararlanabilmeliyiz. Türkiye şu an yukarıdan aşağıya doğru düşen çatışma noktasına gelmek üzere iken devlet tarafından üzerine ayak basılan bir futbol topu konumundadır. Eğer bu ayak topun üzerinden kalkacak olursa sonuç seçici yıkım (savaş) olacaktır. O nedenle tam da bu noktaya somut öneriler ve çözümler getirmek durumundayız. Gerekirse, problemlerimizin yeni bir perspektif ile tanımlarını yapabilmeliyiz.

Konuşmacıların yaklaşık bir saat içerisinde toplantının çerçevesini çizmiş olmalarından sonra salonda bulunan dinleyicilere söz hakkı verildi. Dinleyiciler, yoğun bir şekilde söz aldılar ve ağırlıklı kendi görüşleri olmak üzere fikirlerini paylaşırlarken, sözlü ve yazılı sorularını da konuşmacılara iletme fırsatı buldular” diyerek sözlerine son verdi.

Konuşmacıların panele son vermesini ardından salonda bulunan misafirler de kendi fikirlerini beyan ederek soru sorma şansı yakaladılar.

Dinleyicilerin konuşmalarından çıkan satır başları ise şu şekilde gerçekleşti:

          Soma faciasında da yaşadığımız gibi insanların acılarını bile politize eden, bunlara müstahak diyen, bunu bile kendi siyasal amaçlarına göre değerlendiren ve maalesef değişime direnen kesimlerde vardır.

          Yaklaşık I asır önce başlayan değişim halka rağmen olmuştur, ancak bundan sonra bu halk kendisine rağmen olabilecek bir değişime tepkisiz kalmayacaktır.

          Değişimin lokomotif gücü gençler olacaktır. Gençlerimize yönelik başta Tv dizileri olmak üzere her türlü tehlikeyi daha çok önemsemek durumundayız. Sivil toplumun gençlerle sağlıklı iletişim kurabilmesinin yollarını araştırmalıyız.

          Toplumu ayrıştırıcı ve kamplaştırıcı değil kucaklayıcı bir tarzı öne çıkarmalıyız.

          Toplumda iyiliği çoğaltan kötülükleri ise azaltan bir sivil toplumun önünü açmalıyız.

          Tepeden gelen buyurgan bir değişimi istemiyoruz.

          Değişim önce devletten başlamalı. Değişimin önündeki en önemli engel bürokratik oligarşidir.

          Devletin değişimi konusunda yapılacak en önemli adım darbe dönemlerine ait anayasanın hızla değiştirilmesidir. Özgür ve sivil bir anayasa değişimin en önemli güvencesi olacaktır.

          Halk iradesi ile yönetim arasındaki makasın küçültülmesi gerekmektedir.

          İdeolojik bakışlarla ve devletin vesayetçi tarzı ile uğraşmaktan en insani meselelerimize dahi sıranın gelmediğini Soma faciasında bir kez daha gördük.

          Ceberut ve asimile edici devlet anlayışından kurtulduk derken cemaat vesayetine düşmekte tehlikelidir.