Değişen Ortadoğu ve Türkiye Okumaları

0
93

Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi tarafından düzenlenen “Değişen Ortadoğu ve Türkiye Okumaları” konulu program araştırmacı yazarlar Ümit Aktaş, Ali Öner ve Nuri Yılmaz’ın katılımıyla Gaziantep’te gerçekleştirildi.

Bülbülzade Vakfı Sosyal Tesisleri Konferans Salonunda yapılan programa Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, Bülbülzade Vakfı Üyeleri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Sunumunu Anadolu Öğrenci Birliği üyesi Enes Dündar tarafından yapılan programa Suriye muhalefetinin temsilcilerinin de katıldığı gözlendi.

Ümit Aktaş: Tarih Yeniden Yazılıyor

Araştırmacı yazar Ümit Aktaş’ın hem kendi sunumunu yaptığı hem de moderatörlüğünü yaptığı programda yazarlar iki saat boyunca güncel meselelere ışık tutan konuşmalar yaptılar. Araştırmacı yazar Ümit Aktaş da yaptığı sunumda; “Ülkemiz son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirmekte ve çok önemli bir tarihsel süreci yaşamaktayız. Bu sürecin içinde bulunduğumuz için çok da fark edemiyoruz ama tarih yazılan günlerdeyiz, o günlerden geçmekteyiz. Bizler bir anlamda Osmanlının mirasçılarıyız. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra 90’lı yıllardan itibaren devlet ciddi ekonomik ve siyasal bir krize girdi. Türkiye’yi 90’lı yıllara kadar yöneten Kemalist ideoloji ve Kemalist kadrolar artık ülkeyi taşıyamayacak duruma gelmişti. O nedenle bu ülkeyi taşıyacak birileri aranıyordu. Aslında o birileri daha önceden de vardı. Ama o güne kadar Kemalist ideoloji tarafından yaşam hakkı tanınmayarak şiddetle bastırılmıştı. İşte 90’lı yıllardan sonra Kemalist ideoloji adeta biz bu ülkeyi taşıyamıyoruz, buyurun siz taşıyın demeye getirerek iktidarı bırakmak zorunda kaldı. Böylece biz de ülke olarak değişim sürecine girmiş olduk. Şu anda içinde bulunduğumuz süreçte bölge olarak İslam dünyası olarak emperyalistlerin arkalarında bıraktıkları dikdatöryal yönetimleri yıkarak özgürleşme çabalarıyla karşı karşıyayız. Çünkü sağlıklı bir düşünce inşası, sağlıklı bir gelecek inşası ancak o diktatörlüklerin tasfiyesi ile gerçekleşecektir. Arap baharı dediğimiz süreç eski diktatörlüklerin halk tarafından tasfiye edilmesi sürecidir.” dedi.

Ali Öner de yaptığı sunumda Ortadoğu denince akla gelen ilk sorunun Filistin sorunu olduğuna değinerek sözlerini şöyle sürdürdü; “Ortadoğu coğrafyası parçalandığında her bir millete bir toprak parçası verilmişti. Aslında Filistin meselesi 1881’lerde Rusya’da zulüm gören Yahudilerin göç etmesi ile başlamıştı. Ama Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile birlikte İslam Dünyası’nda batı emperyalizmi ile mücadele edecek bir güç kalmadı. 1897 yılında birinci Siyonist kongresinde Teodor Heldz Uganda’yı Yahudiler için bir yurt olabileceğini söylüyordu. Aslında Yahudilere bir yurt verilince zaten Avrupa’da dışlanan, ötekileştirilen Yahudilerden hem Avrupa kurtulmuş olacak hem de Yahudilerin kendilerine ait toprakları olacaktı. Özellikle İngiltere üzerinden 1917’de Filistin toprakları işgal edildiğinde Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi kararlaştırıldı. O dönemde İslam Dünyası’nın parçalanmışlığını Filistin’de de görüyoruz. Filistinliler birlik olamayınca Yahudiler adım adım Filistin’i işgal ediliyordu. 1948 yılında ise İsrail’in çevresindeki devletlerle yaptığı savaşları kazanması ile İsrail devleti kurulmuş oldu. Aslında burada şunu görüyoruz; Filistin meselesi Arap devletlerinin iktidarlar meselesi olmasından çok Müslüman halkların meselesidir. Ama ne yazık ki Arap dünyasında Enver Sedat’tan tutun Saddam Hüseyin’e kadar bütün iktidarlar kendisinin gözetiminde olabilecek bir Filistin evleti için çeşitli örgütler kuruyor ve o örgütü destekliyordu. Yani İsrail devletinin kurulması ile batı ülkeleri kendilerini Yahudilerden kurtardı, Arap ülkelerini de kendilerine iktidar kavgası yapacakları bir argümana kavuşturdu.” dedi.

Nuri Yılmaz:

Araştırmacı yazar Nuri Yılmaz ise Libya ve Tunus’a düzenledikleri gezilerde edindikleri izlenimleri konuklarına aktararak sözlerini devam etti; “İslam dünyasındaki devrimlerden önce azınlıkların elinde bulunan iktidarların oy oranlarına baktığımız zaman, buralardaki iktidarların genelde oy oranlarının %25’i geçmeyen azınlıkların eline verilmiş iktidarlar olduklarını görürüz. Buralardaki despot iktidarlar varlıklarını sürdürebilmek için sırtlarını dünyanın egemenlerine dayamışlardı. İktidarlarını devam ettirmek için ise konuşanın sesi kısılmış, baş kaldıranın başı ezilmiş ve insanlar düşünememişler, üretememişler. Mesela Tunus’a gittiğimizde ülkeyi katı bir laiklikle yönetmişler, halkın büyük çoğunluğu hapishane tecrübesi yaşamış bir toplum gördük. Libya’ya gittiğimizde de benzer sıkıntıları orada da gördük. Genelde devrimin önünde giden insanlar hapishane tecrübesi yaşamışlar. Bu baskı ortamında insanlar yapılanma imkânı bulamamışlar, kurum tecrübeleri yaşayamamışlar. Buralarda tecrübesizlik ve bilgisizlik söz konusu. Uzun bir süredir diktatörlükle yönetilmiş bir toplumda diktatör yıkılıyor, ancak yönetime talip olan insanlarda tecrübesizlik var. Önlerinde ise sadece Türkiye modeli var.” diye konuştu.

Yazarların sunumlarının ardından program soru cevap kısmının ardından sona erdi.