Davaya Adanmış Bir Ömür: Necmettin Erbakan

0
295

Vefatının 5. yıldönümünde Milli Görüş Hareketinin lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın hayatından önemli anekdotlar..

Hayal kurmak büyük bir meziyettir. Hayaller uğruna adım atmak bir meziyet iken, hayalleri gerçekleştirmek büyük adam sorumluluğudur.

İşte Necmettin Erbakan o adamdı. Hayal kurandı. Hayaline inanandı ve hayalini gerçekleştiren oldu. Türk siyasi hayatına yön veren oldu. Yıllarca çevrede kalmış insanları siyasetin ve ülkenin merkezine getirdi. Bu yüzden “Hoca” oldu. Yol gösterendi, yolu açan, en önde gideni oldu.

“29 Ekim 1926 tarihinde Sinop’ta doğdum. Babam Adana’da hüküm sürmüş Kozanoğlu Sülalesinden Mehmet Sabri Erbakan’dır. Annem Sinop’un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım’dır.

Ağır Ceza Reisi olan babam, memleketin birçok yerinde görev yaptığı için çocukluğumuz muhtelif şehirlerde geçti. İlkokula Kayseri Cumhuriyet İlkokulu’nda başladım. Babam Trabzon’a tayin olduğundan ilkokulu burada tamamladım. 1937 yılında girdiğim İstanbul Erkek Lisesi’ni 1943 yılında bitirdim.

Lise tahsilimden sonra, İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girdim. Bizim dönemimizde lise birincilerinin sınavsız girme hakkı olmasına rağmen sınava girmeyi tercih ettim. Sınav sonucunda, doğrudan ikinci sınıftan başlatıldım. 1948 yılı yaz döneminde mezun olur olmaz, aynı üniversitenin Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsü’nde asistan olarak göreve başladım.

1951 yılında üniversite tarafından Almanya’daki Aachen Teknik Üniversitesi’ne ilmî araştırmalar yapmak üzere gönderildim. Alman Ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma Merkezi’nde Profesör Schmidt ile birlikte çalıştık. 1,5 yıllık bu çalışma sürecinde bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırladık. Alman üniversitelerinde geçerli olan doktor unvanını burada aldık.

“Dizel Motorlarda Püskürtülen Yakıtın Nasıl Tutuştuğunun Matematiksel İzahı” konulu doçentlik tezimizi hazırladık.”

“Milli Ağır Sanayi” fikri

Kendi hikâyesini böyle anlatıyor Erbakan, siyasi tarihimizde önemli bir yer tutan Leopard Tankları mevzusu da işte tam doçentlik zamanlarına denk gelir. Doçentlik tezi bilim dergilerinde yayınlanınca Deutz Motor fabrikalarının müdürü Erbakan’ı fabrikaya davet eder. Böylece Almanya’nın ağır sanayi hamlelerini ve faaliyetlerini yerinde görme ve etüt etmek imkânı bulur.

“Milli Ağır Sanayi” fikri işte o gün filizlenir zihninde. “Milli Ağır Sanayi” yine o günlerde yeşertmeye başladığı “Milli Görüş Davası”nın en önemli hedeflerinden birisidir.

Motor üretmek isteyince…

Gümüş Motor Fabrikası bu düşünce ile 1956 yılında çalışmalara başlar. Avrupa standartlarının altında çalışan bir motor yapılır. Fakat standartlara uymadığı için yapılan başvuru reddedilir. “Tabi ki mesele aslında standart meselesi değildi. Mesele, Türkiye’nin şeftali yerine motor üretmek istemesiydi” diyor Hoca.

1960 yılında dönemin başbakanı Adnan Menderes fabrikayı ziyarete gelir. Motorun ülkemizde yapılmasından hoşnuttur ve desteklerini esirgemez. O dönem krediler, Odalar Birliği tarafından yatırımcılara dağıtılmaktadır. Fakat eldeki kredilerin büyük bir kısmı İstanbul’daki ithalatçılara kullandırılmakta ve Anadolu’daki girişimciler gerekli desteği görememektedir.

Erbakan 1966 yılında Odalar Birliği Sanayi Başkanı, ardından da Genel Sekreteri olur ve krediler Anadolu’ya yönelir. Bir sonraki durak TOBB Başkanlığı’dır ve arkasına aldığı destekle birlikte Erbakan 1969 yılında Başkanlık koltuğuna oturur.

Hayat “İman ve Cihattır”

Siyasi bir ayak oyunun sonunda krediler Odalar Birliği’nin bünyesinden alınarak Sanayi Bakanlığı’na verilir. “Biz milletimize hizmetten geri duramazdık. Madem siyasi bir kararla bu yetki bizden alınıyor, biz de o zaman siyasete girer mücadelemizi orada veririz dedik. Milletimize hizmet için yeni bir yola çıktık.”

Faydalı olanın millete ve bütün insanlığa hizmet edebilmek olduğunu ısrarla vurgulayan Erbakan hayatını milletine vakfetmiş ve hayatı “iman ve cihat” olarak tanımlamıştır.

Necmettin Erbakan’ın zihninde bir yapılacaklar listesi vardır. Ve listenin ilk sırasında teşkilatlanmak bulunur. Başka insanlara yararlı olmak Hocanın lügatinde “cihat” demektir ve “biz siyaset yapmıyoruz, cihat ediyoruz. Cihat etmeyen insan, dünya imtihanını kazanamaz” der çevresindekilere ve teşkilatlanmasını bu yönde kurar.

1969 yılında Adalet Partisi’nden milletvekilliği için başvurur. Fakat Süleyman Demirel’in vetosu ile karşılaşır. Konya’dan bağımsız aday olan Erbakan 1970 yılında Milli Nizam Partisini kurana kadar bağımsız milletvekili olarak çalışmalarını sürdürür.

Hikâyenin buraya kadar olan kısmı bundan sonrasında da değişmeden devam eder. Hoca, bir parti kurar. Hak yolda çalışmaya adar kendini, zorluklar bitmez, bırakmaz yakasını.

Milli Nizam Partisi 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesinden kısa bir süre sonra “laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü” gerekçesiyle 20 Mayıs 1971 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılır. Partinin kapatılması Hoca’yı tabi ki yıldırmayacak aksine kamçılayacak, hırslandıracak ve inancını tazeleyecektir.

1972 yılında Milli Selamet Partisini (MSP) kurar. Hoca “Milli” Davadan vazgeçmemiştir. 73 Seçimlerinde yüzde 12 oy oranı ile 48 milletvekili çıkararak meclise girer Milli Selamet Partisi. Ecevit’in CHP’si ile koalisyon kuran MSP’de Erbakan hem Başbakan Yardımcısıdır hem de Devlet Bakanı.

Kıbrıs Harekâtı

20 Temmuz 1974 Türkiye tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur. Türk Askeri Kıbrıs’a çıkarma yapmış Bülent Ecevit “Karaoğlan” lakabına ulaşmıştır.

Ecevit garantör ülke İngiltere ile Kıbrıs’ı görüşmek üzere Etimesgut Askeri Havaalanı’ndan yeni kalkmışken Başbakan Vekili olarak Erbakan Milli Güvenlik Kurulu’nu acil kodu ile toplantıya çağırır ve Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması emrini verir. Erbakan’ın kararlı ve inanmış tavrı sonucu akan kan durmuştur.

Geçtiğimiz yıla kadar olayın şahitlerinin anlattıklarından yola çıkılarak dilden dile dolaşan bu gerçekler geçtiğimiz yıl yapılan akademik araştırmalar ve İngiliz Arşivlerinin o dönemki belgelerinin açıklanması ile gün yüzüne çıkmıştır.

Savunan Adam

Kıbrıs Harekâtı sonrasında Erbakan Ada’nın tamamının alınması konusunda ısrar eder, Ecevit karşı çıkar. Görüş ayrılığı ortaya çıkınca koalisyon bozulur. Koalisyon Hükümetlerinin iktidarları gölgesinde ülke 1980, 12 Eylül’üne doğru gidiyordur. Önlenemez son gelir, siyasi partiler kapatılmış liderler hapsedilmiştir. Erbakan İzmir Uzunada’da 24 Temmuz 1981 yılında beraat edene kadar kalacaktır.

1971 Askeri Müdahalesinde Milli Nizam, 80 Darbesinde ise Selamet Partisi kapatılan Erbakan, 1987 yılında yasakların kaldırılmasının ardından tekrar siyaset sahnesine çıkar.

Davası uğruna çektiği çileler ve karşısına çıkan engellere gösterdiği direnç ile savunan adam olarak anılır. Kendisini savunmaz, savunduğu fikirleri, inancı ve milletidir. Yeri gelir askere karşı savunur, yeri gelir elitistleri karşısına alır. Fakat hep savunur, hep daha iyisini amaçlar.

Refah Partisi ve 28 Şubat’a giden yol

Davası olan Adamı davasından alıkoymak için önüne çıkarılan engeller birer motivasyon aracı olmaktadır. Necmettin Erbakan içinde kapatılan partileri “Milli Görüş” için yeni bir adım atma zamanından başka bir şey değildir. Hoca’da yeni adımını atar: Refah Partisi.

Yıl 1995. Refah Partisi Milli Görüş Tarihindeki en büyük başarıyı yakalar ve seçimlerden Yüzde 21,37’lik oy oranı ve 158 milletvekili ile birinci parti olur.

Haziran 1996’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hükümeti kurma görevini Necmettin Erbakan’a verir. 28 Haziran 1996 tarihinde Necmettin Erbakan Başbakan olarak REFAHYOL Hükümetini kurarak göreve başlar.

Kısa sürede ekonomik kalkınma

Sadece 1 yıl sürecektir Erbakan İktidarı. 1 yıllık süre içinde Türkiye Ekonomisi %7,5 oranında büyür, GSMH Dünya toplamının binde 11,96’sından binde 12,37’sine  yükselir. Kamu kuruluşları arasında havuz sistemi kurulur ve kamu borçlarının ödenmesi ile yatırımlara hız verilir. 50 yıl sonra ilk defa denk bütçe yapılır.

İktidara gelinmesinin ardından bir ay geçmeden Temmuzda maaşlara %50 oranında zam yapılır. Daha sonraki aylarda ise enflasyon oranında zamlı maaş ödemeleri yapılır. 1997 Ocak ayında ise maaşlara %30 zam yapılır.

Asgari ücret de unutulmaz, Temmuz 1996’da %101’lik bir artış söz konusudur. Öğrenciler de unutulmaz ve burs verilen öğrencilerin sayısı iki katına çıkarılarak 200 bin öğrenciye burs verilir. Burs miktarlarında ise %300’lük bir artış söz konusudur.

Etkin uluslararası siyaset

Gelişmekte olan sekiz ülkenin katıldığı D8, uluslararası bir kimliğe sahiptir.

Türkiye’nin liderliğinde İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’dan oluşan 8 ülke; tabii kaynakları, kalabalık nüfusları ve potansiyel pazarlarından dolayı bölgelerinde önemli stratejik noktalarda bulunmaktadırlar.

D8’lerin 6 temel ilkesi vardır;

-Savaş değil, barış.

-Çatışma değil, diyalog.

-Çifte standart değil, adalet.

-Üstünlük değil, eşitlik.

-Sömürü değil, adil düzen.

-Baskı ve tahakküm değil, insan hakları hürriyet ve demokrasi.

D8 kurulduğunda 239 milyar dolar olan ihracat, 600 milyar dolara yaklaşmış, ithalat ise 235 milyar dolardan, 500 milyar dolara çıkmıştır. Tek başına bu iki gösterge dahi projenin ne kadar önemli ve başarılı olduğunu ortaya koymaktadır.

Fakat hiç bir başarının cezasız kalmadığı ülkemizde ve küresel çapta, rahatsızlıklar da yok değildir. Toplu iğne üretemeyen ülke kendi başına politika üretmeye başlamıştır ve bu birçok noktayı rahatsız etmiştir.

28 Şubat Post-Modern Darbe

10 Mart 1996 tarihinde TBMM 20. Dönem 21. Birleşiminde Adnan Menderes Refah Partisi adına söz alır ve meşhur konuşmasını yapar:

“….Evet, böyledir, kim, kendi şartları içerisinde, bu milletin tasvibine ve muhabbetine mazhar olursa, onu laiklikle suçlarlar; kim, milletin gözünden düşerse, gider, laikliğin arkasına sığınmaya çalışır. Bunu bir kere daha gördük. Ama, Refah Partisi, milletimizin beklediği hizmetleri -ve milletimize müteşekkiriz, şükran duyuyoruz, Refah Partisini birinci parti yapmıştır- iktidarda olsun, muhalefette olsun, bu itimatlı teveccühün bütün gereklerini, inşallah, yerine getirmeye devam edecektir yılmadan ve çekinmeden..”

Laiklik bir kez daha başarının önüne engel olarak çıkarılmıştır. Ekonomik göstergeler bu kadar açık olduğu halde demokrasinin gereği seçimlerden birinci parti olarak çıkan Refah Partisi ve onun Başbakanı Necmettin Erbakan’ı iktidardan uzaklaştırmak için Ordu göreve çağırılmıştır.

Çünkü 1982 Anayasasının 4. Maddesince; “Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır” milletin seçtiği partiyi yine millet adına istifaya zorlamıştır.

Ülkemiz tarihinin en uzun Şubat’ı. 28 Şubat 1997 akşamı Milli Güvenlik Kurulu’nda Necmettin Erbakan MGK’nın askeri kanadınca istifaya zorlanmıştır. Başarılı giden ekonomik kalkınma uluslararası güçleri rahatsız etmiş olacak ki kontrolleri dışında giden duruma müdahale etme gereği duymuşlardır.

İstifa baskısı ilk anda başarılı olamayınca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Vural Savaş Refah Partisi hakkında; “yasadışı bazı eylemlerin odağı olmaya başladığı ve bazı üyelerinin laik rejimi hedef alan girişimleri” nedeniyle Anayasa Mahkemesine kapatma davası açmıştır.

Necmettin Erbakan bu süreçte başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek ister, fakat Süleyman Demirel görevi Mesut Yılmaz’a verir ve Anasol-D Hükümeti kurulmuştur.

16 Ocak 1998 günü Başsavcı Refah Partisi’nin kapatılmasına hükmeder. Erbakan kameralar karşısına geçer ve “olay aslında tarihin akışı içerisinde fevkalade basit bir olaydır. Bundan dolayı huzuru, sükûneti muhafazaya her zamankinden daha fazla riayet etmeliyiz” konuşmasını yapar.

Refah Partisi’nin kapatılması

Vakarlı tutumunu ve tebessümünü yüzünden silmeyen Erbakan kameraların karşısında sükûnet çağrısı yapıyor. Milletinden aldığı yetkisi gasp edilen Erbakan bu engeli de; daha çok çalışmak ve başarmak için bir ivme olarak görmektedir.

Erbakan’ın kişisel özelliğini yansıttığı önemli bir konuşmadır. Birçok tahlile izin veren bu konuşmada Erbakan her zamanki gibi sükûnetini, yapıcı yönünü ve nezaketini ortaya koymaktadır.

Refah Partisi’nin kapatılmasının ardından Erbakan ve 6 kişiye 5’er yıl siyaset yasağı getirilmiş, Fazilet Partisi kurulmuştur. Ak Parti’nin kurulması süreci ile ikiye bölünen partinin gelenek kanadında yer alan isimleri Saadet Partisi’ni kurmuşlar ve 2003 yılında siyasi yasağı sona eren Erbakan Genel Başkan seçilmiştir.

17 Ekim 2010 tarihinde yeniden Genel Başkanlığa seçilen Erbakan vefatına kadar partisinin ve çalışmalarının başında bulunmuş, solunum yetmezliği nedeniyle 27 Şubat 2011 günü kaldırıldığı hastanede doktorların bütün müdahalelerine rağmen yaşamını kaybetmiştir.

Vasiyetine uygun olarak resmi devlet töreni tertip edilmemiş ve 1 Mart 2011 Salı Günü önce Ankara’da Hacı Bayram Camii’nde sabah namazına müteakip cenaze namazı kılınmış, ardından cenazesi İstanbul’a getirilip Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrasında Zeytinburnu Merkezefendi Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Zafer İnananlarındır ve Zafer Yakındır

“Milli dış politika, kendi gücüyle kalkınma ve insan haklarına saygı bayrağını açacağız” derken programını hazırlamış ve ince ince işlemiştir Erbakan. Bir çiçekle baharın gelmeyeceğini bilir fakat yine bilir ki “her bahar bir çiçekle başlar.”

İnancını hiçbir zaman kaybetmez. Çalışmayı bir an olsun bırakmaz. Yaşı ilerlediği halde yaptığı mitinglerde “heyecan istiyorum” diyecek ve heyecanını milletiyle paylaşacaktır. Seçimler değildir varmak istediği, hedef o nesilleri hedeflemekte ve geleceği kurtarmanın telaşındadır.

Son sözü hocanın kendisine bırakalım; “bunu dile getirmeye mecburum. Çünkü ben vatanımı seviyorum, çünkü haksızlıkların karşısındayım, bana oy versinler diye yapmıyorum. Ben bunu Allah rızası için yapıyorum. Ne yapıyorsam Allah rıza için..!”

Kaynak: Furkan Düzenli / Haber10