Davası Olmayan Adam Değildir – (Yusuf Tosun)

0
179

İleride yazdıkları üzerinde çokça düşünülecek ve tartışılacak olan Ahmet Özcan; hem yazarlığı hem de yaşantısıyla daha çok sessiz bir sinema gibi.

İleride yazdıkları üzerinde çokça düşünülecek ve tartışılacak olan Ahmet Özcan; hem yazarlığı hem de yaşantısıyla daha çok sessiz bir sinema gibi. Kurdukları cümleler bir bütünün içerisinde taşı tam da gediğine oturtur cinstendir. Bir cümleyi birkaç açıdan okumanız mümkün. Akıcıdır onda cümleler; adeta bir şiir gibi namluya sürülür kelimeler. Bir parça Cemil Meriç, bir parça Necip Fazıl, Sezai Karakoç bir parça Nazım Hikmet tadını alırsınız bu yönüyle. Öte taraftan olayları derinlemesine analizi ve geniş bir açıdan meseleleri irdelemesine tanık olursunuz makalelerinde. Bu yönüyle bir sosyologdur adeta. Onu okurken merhum Dr. Ali Şeriati, Karl Marks, Nurettin Topçu… okur hissedersiniz kendinizi sanki. Fakat bütün bu ayrı ayrı tatların ötesinde Ahmet Özcan; kendine özgü üslubu, düşünüş biçimi ve yazarlık izleği yönüyle özgün bir duruş sergiler. Kısaca Özcan; kalabalığın tam ortasında görünmeyen bir hayalet gibi gösterişten ve ön planda olmaktan son derece sakınan Türkiye`nin yetiştirdiği ender yazar/düşünür/dava adamlarından biridir.

 

O`nun sözüne düşülen şerhler

 

Ahmet Özcan; 2000`li yıllar boyunca değişik yerlerde yayınladığı farklı konulardaki yirmi makaleyi Yarın Yayınlarında bir araya getirdi. İyi ki toplu bir çalışma ile yeniden aramızda göründü. Yazıları bir bütün olarak ele alındığında, yazarın ne demek istediği daha net anlaşılıyor. A. Özcan`ın yazdıkları kendi ifadesiyle; “O`nun sözüne düşülen şerhlerden ibaret…” Aslında o, belli bir kesime değil hem üslubu, hem de meseleleri ele alış tarzı yönüyle bu çalışmayı; “çocuk olanlarla, gençlerle ve genç ruhlu tüm insanlarla” paylaştığının altını çiziyor. Kitaba da ismini veren “Davası Olmayan Adam Değildir!” makalesiyle sayfalarını okuyucularına açan eser; dinamik bir söyleyişle bir solukta ama sindirile sindirile okunması gerekiyor. Önemli cümlelerin altını çizmek için kitabı okuyup bitirdiğimde neredeyse altını çizmedik cümle kalmadığını itiraf etmeliyim. 80 kuşağının bir özeleştirisi olarak da değerlendirilebilecek bu çalışma; bu süreçte solun tamamen havlu attığını, İslamcılığın AK Parti parantezine düştüğünü, etnikçi milliyetçiliğin ise giderek toplumun nefretini kazandığını dillendiriyor. İmanlarını kaybedenlerin güvenlerini yitirdiğini, güvenlerini kaybetmelerin ise “her yola gelirim, her renge girerim yeter ki kazanayım” felsefesini benimsediklerini göze çarpıyor bu eserde.

 

Bütün bu yaşanan ideolojik izleği ve neticesinde peyda olan hastalıkları tedavi edip zinde bir yapı ile yola devam etmek için ne yapmalı sorusuna ise; “Şu ana kadarki tüm ideolojik grup ve akımları çöpe atıp, sıfırdan yepyeni bir yol çizmeliyiz” diyor Özcan. Önce bir zemin etüdü, akabinde projelendirme ve hızla yeni inşa faaliyetlerine başlamalıyız. Bu yeniden inşa faaliyetlerinde yazarın önerisi; daha önceki çalışmalarında dile getirdiği, “üç sath-ı siyaset” olarak karşımıza çıkıyor. Yani taşradan güç toplayıp merkeze kadro devşirmek ve bu modele katalizör akımlar oluşturmak. Geçmiş okumasının bu formülü doğruladığını yeniden okuyuculara hatırlatıyor yazar. “Hem adalet, hem özgürlük” temasının ön plana çıktığı bu çalışma aynı zamanda sözün değerini yeniden yüceltmenin bir çabası olarak da algılanabilir.

 

Eleştirel bir bakışla Marks`ın 11. Sözünün “filozoflar dünyayı değişik biçimde yorumladılar, oysa sorun onu değiştirmektir.” doğru ama eksik olduğunu vurgulayan yazar; sonuçta rahatsız olunan, itiraz edilen, değişmesi gereken bir dünya olduğunu ve bir kurtuluş reçetesine, özgürleştirici fikre ihtiyaç olduğunu söylüyor. Bunun için de öncelikle iman etmek gerekiyor. Günümüz modern dünyasına isyan bayrağı açan yazar, biz insanların bu beşer türleriyle aynı türden olmadığımızı, onlar insansa bizlerin başka bir şey olduğumuzu ifade etmeye çalışıyor. Çünkü “Adem”, eşref-i mahlukattır. Yine de umudunu canlı tutan yazar, insanlığın kadim mücadelesinin yeniden canlanma temennisinde bulunuyor.

 

Yeni İngilizcilik’e karşı uyanık olunmalı

 

Winston Churcill, II. Dünya Savaşından sonra kendi ifadeleriyle “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak algıladığı İngiltere`nin gücünü “geçici olarak ABD`ye ödünç verdiğinden” ve Rusya`nın ise İngiltere`nin karasal gücü olduğunu ancak dünyanın değişik yerlerinde (Delhi, Hong Kong, New York, İslamabat, Katar, Riyad, Kahire, Ankara, İstanbul Atina…) şubeleri olduğunun altını çizen Ahmet Özcan; İngiltere`nin Anadolu toprakları üzerinde “Kendi kendini döv” politikası güttüklerini ve bu oyunda da başarılı olduklarını okuyucularına anımsatıyor.

 

Ancak 2000`li yıllardan sonra İngilizlerin politikasında değişiklikler olduğunu iddia eden Özcan; “Artık stratejik mihver Atlantik değil, Pasifiktir. Stratejik düşmanı konvensiyel güç değil, bu yeni sürece itiraz edecek herkes ve her şeydir.” diyor ve bu düzenlemenin içeriğinden bahsediyor. Bu yeni dizaynın adının “Yeni İngilizcilik” akımı olduğunun altını çizen yazar, buna karşılık da bizim davamız gereği bu yeni tehlikeye karşı uyanık olmamız gerektiğini salık veriyor. İçten gelen bir ses ve konuşma üslubuna yakın diri bir söyleyişle kümülatif bir dil kullanıyor yazar. Meselelere en üst pencereden bakarak fiili bir bütün olarak algılamamızı sağlıyor. Sorunlara makro düzeyde çözümler getirmeye çalışıyor. Yine yazar bir başka makalesinde bir “huruç” hareketinden” bahsediyor ve yeni bir “diriliş”`in, bambaşka bir doğuşun eşiğinde olduğumuzu hatırlatıyor.

 

1914 yılında 1. Dünya Savaşının 100. yılında yani “Yeniden devlet olmak için 2014 tarihini” hafızalarda tutmayı tavsiye ediyor yazar. Bir zamanlar kendi mahallesinde oturan Osmanlı çınarı Osman Dede`nin nasihatlerinden yola çıkarak; 1. Dünya Savaşının henüz bitmediğini, Mondros ile gâvuru durdurup zaman kazanıldığını, asıl sulhun şimdi yapılması gerektiğinin altını çiziyor. “1. Dünya Savaşının bitmediğine inanan, onurlu bir sulhun peşinde ve Amerikancı olmayan bir Osmanlı idrakiyle gavur olmayan bir cumhuriyet şuurunu sentezleyebilen, hürriyetlerini güvenliğe kurban etmeyecek bir demokratik duyarlığa sahip milletin çocuğu ve dedelerinin tarih olmaya talip bir politik idrakle menfez açmak gerekir” diyen yazar, Jontürk-İttihat Terakki deneyimine de neşter vurarak söz konusu deneyimi laboratuar gibi kullanmak gerektiğini hatırlatıyor.

 

Kısaca; kitapta yer yer göze çarpan tashihleri bir kenara koyacak olursak -tabii ki yeni baskıda kapak tasarımı da gözden geçirilmeli- Türkiye`nin ve dünyanın gidişatını gerçekçi bir bakış açısı ve analizle, sözü eğmeden bükmeden dile getiren bir eser okumak istiyorsanız mutlaka Ahmet Özcan`nın Yarın Yayınlarından çıkan “Davası Olmayan Adam Değildir” eserini okumalısınız.

 

Milligazete

———————————-
Yusuf Tosun
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI