Cumhurbaşkanı adaylarında aranan `nitelikler` – (Kürşat Bumin)

0
174

Bildiğiniz gibi bu seçime on aday katılıyor. Ülkenin hemen her siyasi kanadının bir adayı var. Bu çeşitliliğin demokrasilerin vazgeçemeyeceği bir kuralı yansıttığı kuşkusuz. Ayrıca bu on adayın çok farklı yaş gruplarına dahil olduklarını da gözlemliyoruz

Ben bu yazı için masaya oturduğumda Fransızlar yeni cumhurbaşkanı seçiminin ilk turu için sandık başındaydılar. Bakalım ikinci turda cumhurbaşkanı olmayı garantilemiş görünen Sosyalist Parti`nin adayı Hollande, ilk turun sonucunda da listenin başına yerleşebilecek mi? İlk turun merakla beklenen bir diğer sonucu da, `Sol Cephe`nin adayı Melenchon`un Le Pen`in kızı Marine Le Pen`i geride bırakıp bırakmayacağı.

Bildiğiniz gibi bu seçime on aday katılıyor. Ülkenin hemen her siyasi kanadının bir adayı var. Bu çeşitliliğin demokrasilerin vazgeçemeyeceği bir kuralı yansıttığı kuşkusuz. Ayrıca bu on adayın çok farklı yaş gruplarına dahil olduklarını da gözlemliyoruz. Mesela, 60`lı yaşlarını süren birçok adayın karşısında yarışa giren Troçkistlerin adayı henüz otuzlarında genç bir kadın. Bu ayrıntıyı şunun için hatırlatıyorum: Fransa`da cumhurbaşkanı adayı olabilmek için bizde olduğu gibi (Anayasa / Madde 101) `kırk yaşını doldurmuş` olmak gerekmiyor, 18 yaşında olmak yetiyor… Fransa`da dün birinci turu gerçekleşen seçimlere katılan adayların hepsi yüksek öğretim yapmış. Ancak bu seçimlere `yüksek öğretim yapmamış` bir aday da pekâla katılabilirdi. Çünkü bu ülkede bizde olduğu gibi adaylarda `yüksek öğretim yapmış` olmak şartı da aranmıyor. İşin doğrusu da bu değil mi zaten? Demek ki nüfusunun büyük çoğunluğu `yüksek öğretim yapmamış` ve yine büyük çoğunluğu otuz yaşın altında olan vatandaşlardan oluşan Türkiye`de cumhurbaşkanı adayı olabilmek `küçük bir azınlığa` tanınmış bir hak durumunda!

Bitmedi; Türkiye`de cumhurbaşkanı seçimine aday olabilmek için söylediğimiz bu şartları yerine getirmek de yetmiyor. Bu sonuncu şartı da Anayasa`dan aktaralım: `Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden ve Meclis dışından aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. Ayrıca, en son milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir.`

Yani özetle, Türkiye`de cumhurbaşkanı seçimi adaylarını tespit etmek – teorik ve pratik olarak- TBMM üyelerinin tekeli altındadır.

Oysa bakın dün sandık başına gidilen Fransa`da cumhurbaşkanı seçime katılacak adayların tespiti için temsil mekanizmasına öncelik veren nasıl bir yöntem icat edilmiş: Fransa`da cumhurbaşkanı seçimine aday olma şartları epeyce değişiklik geçirdikten sonra `500 imza`yı toplama şartına bağlanmış. Peki bu imzaları kimlerden toplayacaklar?

İmzalar 36 bine yakınını belediye başkanlarının oluşturduğu 40 bin dolayında `seçilmişler`den sağlanıyor. `Seçilmişler`, yani milletvekilleri, senatörler, belediye başkanları, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, `il idare kurulu üyeleri` benzeri kimseler vb. Ayrıca bu bir ilin seçilmişlerinden toplanan imzaların toplamı imzaların (500) 1/10`unu geçmeyecek.

Ne dersiniz, adaylık şartları niçin bu derece özenle belirlenmiş olabilir acaba? Buradaki mantık -hiç şüphesiz- bir taraftan `aday enflasyonu`nun önünü keserken diğer taraftan da aday olabilmeyi sadece milletvekillerinin ve barajı geçebilmiş partilerin insafına terk etmemektir. Fransa`da böylece, 1981`den beri sayıları 9 ile 12 arasında değişen cumhurbaşkanı adayları, radyo ve televizyonda kendilerine tanınan eşit haktan yararlanarak bin bir çeşit politikalarını seçmene duyurabilmişler.

Gelelim Fransa`da dün yapılan cumhurbaşkanı seçimine katılan adayların seçmenin karşısına nasıl bir hazırlık yaparak çıktıklarına:

Bir gazete bu konuya ilişkin güzel bir yayın yapmış. 10 adayı sıralayıp, dört üst başlık altında topladığı ülke sorunlarına her adayın ne çözüm önerdiğini sıralamış. Seçmen- okur karşılaştırıp karar versin diye…

Bu yayına göz atan her okur-seçmen (kafasına göre!) üst başlıklar altında sıralanan onlarca konu-sorun hakkında adayları testten geçirebiliyor. Önceliğiniz `işsizlik` sorunu ise bakalım sağdan-soldan on aday bu konuda neler öneriyor. Bu soruna cevaben `İşe alınmada Fransızlara öncelik tanınsın` diyen Marine Le Pen`i mi tercih etsin, yoksa `Ekonominin ekolojik dönüşümü sonucu 5 yılda 600.000 kişiye iş`ten söz eden Eva Joly`i mi? Öncelik verdiği konu-sorun `konut` ise, yılda 200 bin sosyal konut vaadeden Melenchon`u mu tercih etsin, yoksa çıtayı 5 yılda 2.5 milyona kadar yükselten Hollande`ı mı? (Bu arada isterse, `sosyal konutlar önce Fransızlara` diyen Marine Le Pen`i de seçebilir tabii ki!) Ülkedeki seçim sisteminin reforme edilmesinden yana ise oyu, Fransa`da yaşayan bütün yabancılara her seçimde oy kullanabilme hakkını savunan Troçkist aday Arthaud veya Joly`ye mi, yoksa yabancılara sadece yerel seçimlerde oy kullanma hakkını vereceğini ilan eden Holllande veya Melenchon`a mı gitsin? `Savunma` konusunu en önemli sorun olarak görüyorsa, Afganistan`daki Fransız askerlerini geri çekeceğini açıklayan Hollande, Joly ve Melenchon`a yönelmek mi yoksa halihazır durumun devamından yana olan adaylara yönelmek mi yerinde bir seçim olur? Ya da diyelim ki homoseksüellerin evlenebilmelerini ve çocuk evlat edinebilmelerine çok önem veren bir okur-seçmenin karşısına çıkan şu aday vaadleri: Arthaud, Hollande, Joly, Melenchon her iyi düzenlemeye de taraftarken, Marine Le Pen ve Sarkozy böyle bir düzenlemenin karşısındalar. Seçim tabii ki seçmene ait…

Fransa`da bu seçim dolayısıyla (da) karşımıza çıkan bu yaklaşım bolluğu da özenilmeyecek türden değil doğrusu… Seçmenlerin sandık başına giderken `Emeklilik`ten `Vergilendirme`ye, `Banka ve Finans`tan `Tarım ve Balıkçık`a, `Ayrımcılık`tan `Kültür`e, `Banliyöler`den `Enerji`ye, `Seçim Sistemi`nden `Adalet-Polis`e, `Uluslararası Politika`dan `Göç`e.. onlarca konu-sorun hakkında önlerine getirilen farklı programlara –kime oy verirse versin önemli değil- hiç değilse kulak kabartması `siyaset`e katılımı demokrasi için vazgeçilmez kabul edenleri sevindirici bir tablo değil midir?

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI