Cuma Olaylarında Medya Kullanıldı

0
112

Ben ne zaman çıkarsam çıkayım yapacağım ilk iş, buraya geldiğim zaman beni suçladığınız şeyler neyse hepsini tek tek yapacağım.

28 Şubat sürecinin önemli davalarından Malatyalılar Grubu Davası mağdurlarından Zekeriya Şengöz, Başörtülü gençlerin üniversitelerde okumasını hedef alan Cuma olaylarının bazı medya kuruluşları tarafından ‘Devlet’e isyan’ şeklinde yansıtıldığını söyledi.
Malatya İnönü Üniversitesi Senatosu’nun 21 Nisan 1999 tarihindeki türbanlı öğrencilerin kampüste kapalı alanlara girmesini yasaklama kararından sonra Cuma namazı sonrası yaşanan olaylarla ilgili dönemin mağdurlarından olan ve yaklaşık 8 yıldır Malatya E Tipi Cezaevi’nde yatan Zekeriya Şengöz, Cuma olaylarını çarpıtmak için medyanın da kullanıldığını ve şahsının da yıpratılması için adı dahi konulmayan bir örgütün lideri olarak lanse edilmeye çalışıldığını kaydetti.
‘VAKIF,GENÇLERİ İÇKİDEN UZAK TUTMAYI ŞİAR EDİNDİ’
Dönemin Malatya Valisi Atilla Vural’ın Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne yedi sayfalık olaylarla ilgili “gizli” rapor gönderdiğini de hatırlatan Şengöz, Raporda ‘İslami kesimi kullanmak isteyen örgütlerin türban olayını bahane ederek taraftar kazanma çalışması’ şeklinde bir maddeye yer verilmesinin gerçeklerle asla bağdaşmadığını, 1980 darbesi sonrası kurdukları İslami Dayanışma Vakfı’nın inanç eksenli olduğunu, özellikle gençleri uyuşturucu ve içkiden uzak tutmayı şiar edindiğini ifade etti.
‘O TELEVİZYONLARDAN ONLAR ADINA UTANIYORUM’
28 Şubat sürecinin medya ayağı kadar iş dünyası ve siyaset ayağının da olduğunu ifade eden Şengöz, ‘‘Türkiye’nin siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat Post-modern darbe döneminde benim üzerimden bazı kesimleri sindirmek ve halkta panik havası estirmek isteyen tüm televizyon kanallarını bugün Allah’a havale ediyorum ve o kanallardan şuan onlar adına utanıyorum. Çünkü o kanallar bizleri hükümete başkaldırıcı ve devletin bölünmez bütünlüğünü bozucu olarak tanıttılar. Fakat o dönemde o yayınları yaptıranları vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum’’dedi.
‘BAŞÖRTÜLÜ KIZLAR ÜNİVERSİTEYE ALINMADI’
Zekeriya Şengöz,‘‘Dönemin İnönü Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ömer Şarlak özellikle Malatya’nın dizayn edilmesini, dize getirilmesini ve istedikleri bir düşünce yapısına kavuşturulmasını istiyordu. Şu anda Ergenekon tutuklusu dönemin İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Fatih Hilmioğlu başkanlığında bir ekip 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e,“Burası tamamen tarikat yuvasına dönmüştür.” diye rapor sundular. Rektör Ömer Şarlak İnönü Üniversitesinin giriş kapısına jandarmayı koydu ve o günlerde giden başörtülü ne kadar kız varsa kapıdan içeri alınmadı.’’
‘AİLEMDE BİR KIZ ÇOÇUĞU VAR ONU TANIMAZ DURUMDAYIM’
“Ailemde bir kız çoğu var onu tanımaz durumdayım” diyen Şengöz,‘‘11 yıl öncesinden doğmuştu çocuk, kız çocuğu. Yabancıyız birbirimize yani bu kadar ki korkunç bir şey işlendi. Daha hâlâ şu gün olmuş, şu cezaevinde iki yıl öncesine kadar ya istihbarattan yahut JİTEM’den gelip burada rapor veriyorlar. “Bu adamlar burada durdurulmasın, uzaklaştırılsın.”
‘TÖRPÜLENMİŞ İNSANLAR BU İŞE ÇANAK TUTTULAR’
28 Şubat sürecinin kararlarının bir şekilde uygulanması için aktörler lazımdır şeklinde konuşan Şengöz,‘‘Ali Kalkancı, Fadime Şahin diye birileri çıkartıldı o televizyon kanallarındaki sunum yapan 68 kuşağının törpülenmiş kart insanları bu işe çanak tuttular ve Anadolu sermayesini perme perişan edilmeye çalışıldı buna en iyi örnek Yimpaş’tır.’’
‘YAPACAĞIM İŞ YİNE NAMAZ KILMAKTIR’
‘‘Beni şu dakika da dahi bıraksalar yapacağım iş son nefesimize kadar Müslüman’ca yaşamaktır’’ifadesinde bulunan Zekeriya Şengöz,“Ben ne zaman çıksam yapacağım ilk iş, buraya geldiğim zaman beni suçladığınız şeyler neyse hepsini tek tek yapacağım. Yapacağım iş; yine camilerde gider, oturur, namazımı kılarım. Kahvehanelere gider oturur, kendi inancımı, dinimi anlatırım. Hiçbir Allah’ın kulu da buna engel olamaz.”
‘ZİRVE KATLİAMINDA GENÇLER KULLANILMIŞ’
Malatya’daki Zirve Yayınevi’nde biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesinin de 28 Şubat sürecinin doğurduğu sonuçlardan biri olduğunu ileri süren Şengöz,”Zirve Yayınevi’nde o işi yapan gençler bizim üst katta kalıyordu ve konuşma fırsatımız oldu ve onları tanıma fırsatımız oldu. Bu çocuklar, gencecik, pırıl pırıl çocuklar, üniversiteye hazırlanıyorlar ve hiçbir şeyden haberleri yok yani kullanılmış çocuklar. Cinayeti yapmışlar ama kullanılmış çocuklar. Daha çocuklar iki yıl, üç yıl sonra ayrılabildiler. Şu an diyorlar ki: “Keşke biz yıllar önce sizinle tanışsaydık da bu tür şeyler başımıza gelmeseydi.” Bunlar bizzat kendi ifadeleri yani Zirve Yayını’ndaki o kullandıkları çocuklar gerçekten bu 28 Şubat süreci olmasaydı illaki bir yerde onlarla bir yolumuz kesişecekti ve onları bu tür eylemlerden uzak durması için en üst perdede bunlara telkinde bulunacaktık” dedi.
‘İADE-İ İTİBAR İSTEDİ’
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 1990’dan itibaren kapatılan ve mallarına el konulan yaklaşık 20 vakfa iade-i itibar yapılacağını, el konulan mallarının da iade edileceği açıklamasını çok önemli bulduğunu da belirten Şengöz,‘‘İslami Dayanışma Vakfı’nın(İDV) tekrardan, şahsen iade-i itibarının kazandırılmasını arzu ediyoruz’’ dedi.
‘BANA BUNLARI YAPANLARI BEN NASIL AFFEDEM’
Malatya 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 2002 yılında haklarında beraat kararı verilen ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin baskısıyla Zekeriya Şengöz ile birlikte yaklaşık 8 yıldır Malatya E Tipi Cezaevi’nde aynı koğuşta hapis yatan Fahri Memur ise,”O dönem bana çırılçıplak işkence yaptılar. Soğuk suyun altında uzun bir süre beklettirerek tir tir titrettiler. Penisime kadar elektrik verdiler. Bana bunları yapanları ben nasıl affedem’’dedi.
Dönemin mağdurlarından Fahri Memur o dönem yaşadıklarını şöyle anlattı:
‘İŞKENCECİLERİ ALLAH’A HAVALE ETMİŞİZ’
“O dönem Malatya Emniyetindeki Terörle Mücadele’de sorguya çekildim ve bin bir işkenceye tabi tutuldum. Gözlerin bağlı, çırılçıplak soymuşlar, işte karanlık bir odada uyku yok. Zaten sandalyede böyle biraz uyuklarsan gelip aniden ensene vuruyorlar “Uyuma yok” diyorlar. Zekeriya Şengöz, bana ve diğer arkadaşlara periyodik olarak sürekli işkence yapıyorlar. Bir hafta aralıksız bizlere işkence yapıldı. Biz bizlere işkence yapanları Allah’a havale etmişiz. Yaptıkları zulmün karşılığını inşallah Allah’ından bulurlar’’
‘MAHKEME BAŞKANI DEĞİŞTİ SAVUNMAMIZ DİNLENİLDİ’< /SPAN>
“O günlerde Malatya 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından savunmamız dikkate alınmadı daha doğrusu mahkeme başkanı savunma yapmamıza bile fırsat vermedi. O mahkeme başkanı değişti ve yerine gelen daha mantıklı olunca savunma yapmamıza müsaade tanıdı ve savunmamız sonrasında da bizlere beraat kararı verildi.”
‘MECBURİYETTEN KAÇMAK ZORUNDA KALDIK’
“Malatya DGM beraat verdi, fakat Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararı bozunca 2003 yılında ben dahil 10 kişiye ceza kararı çıktı ve biz tekrar o işkenceleri görmemek için mecburiyetten kaçmak zorunda kaldık. O zaman 4959 sayılı ‘Topluma Kazandırma Yasası’ çıkınca bizlerde umutlandık ve kendi ayaklarımızla geldik adalete teslim olduk, fakat bu yasadan benim ve Zekeriya Şengöz’ün umudu ‘Yöneticiyiz’ denilerek kursağımızda kaldı.”
‘DOKTORA ‘İYİYİM’ DEMEK ZORUNDA KALDIM’
Yeniden işkencelere maruz kalmamak için Malatya Devlet Hastanesinde beni muayeneden geçiren doktora ‘İyiyim’ demek zorunda kaldım. Çünkü ‘Rahatsızım’ dediğim zaman yeniden hastaneden çıkarttıklarında işkence yapacaklarını biliyordum. O gün bana ‘Darp Raporu’ veren doktora Terörle Mücadeledeki bazı isimler etmediğini bırakmadılar ve beni muayene eden doktor değişti, doktor değişince rapor değişti. 2000 yılında Malatya Emniyet Müdürlüğü’ne vekaleten atanan Atilla Çınar bizlere işkence edildiği dönemi çok iyi biliyor.’’

Kaynak:Malatya Sürmanşet