Çözüm bu kadar kolaysa niçin bekliyoruz? – (Kürşat Bumin)

0
101

AKP Kürt sorununun çözümü bir yönetmelik sorunu değil, bizzat bir anayasal sorun olduğunu görmelidir. Kürt sorunu anayasal bir sorundur, çözümü de anayasal olmalıdır. Abdullah Öcalan`ın önerdiği gibi, Anayasa`da yer alacak sadece bir cümle

Dünkü yazıda iki meslektaşımla birlikte IMC ekranında BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş`a soru yönelttiğimiz programdan söz ediyordum…

Tarafımdan yöneltilen iki soruya özellikle dikkatinizi çekmek istediğimi de belirtmiştim. Bunlardan birincisi dünkü yazıda değerlendirmeye çalıştığım “Demokratik Özerklik” projesi-politikasının barındırdığı –bana göre tabii ki- problemdi. İkinci soru ve bu soruya aldığımız cevaptan söz etmeyi ise bugüne bırakmıştık.

Demirtaş`a önce medyada “Cin Şişeden Çıkmıştır” haber başlığı altında verilen Aysel Tuğluk`un şu sözlerini hatırlattım:

“AKP Kürt sorununun çözümü bir yönetmelik sorunu değil, bizzat bir anayasal sorun olduğunu görmelidir. Kürt sorunu anayasal bir sorundur, çözümü de anayasal olmalıdır. Abdullah Öcalan`ın önerdiği gibi, Anayasa`da yer alacak sadece bir cümle, sorunun çözümünde önemli bir ön açıcı olacaktır. `Türkiye Cumhuriyeti devleti, yurttaşlarının farklı kültürel, inançsal, etnik kimliklerini tanır, zenginlik olarak görür ve kendilerini ifade edebilmelerini ve geliştirmelerini güvence altına alır.` Kürt sorununun çözümünü başka bahara ertelemeyelim.”

Bu hatırlatmadan sonra Demirtaş`a şu soruyu sordum: Kürt sorunu bu açıklamada söylendiği gibi gerçekten de söz konusu ifadenin yeni anayasada yer alması ile büyük ölçüde çözüleceğine siz de inanıyor musunuz? Cevap olumluydu…

Bu olumlu cevabı (“müjdeyi” diyelim) aldıktan sonra da, Tuğluk`un atıfta bulunduğu Öcalan`ın açıklamasını hatırlattım.

Öcalan`ın atıfta bulunulan bu açıklamasını (zamanında) bir yazıma konu olarak seçtiğimden iyi hatırlıyordum. “Önemli bir gelişme: Öcalan`dan `yol haritası” başlıklı bu yazımda Türkiye`nin “Sivil Anayasa Taslağı” ile yatıp kalktığı günlerde yaptığı şu açıklamayı son derece sevindirici bir gelişme olarak değerlendirmişim:

`Bu yeni taslağa ilişkin olarak şunu da söyleyebilirim: `Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder` cümlesi bile yeterlidir. Bu cümleyi Anayasa`ya koysunlar, iki ay içinde PKK silah bırakır.`

Aman Ya Rabbim! “PKK`nın silah bırakması” gerçekten de bir hafta kadar önce Aysel Tuğluk`un ağzından da aşağı yukarı aynısını işittiğimiz bu “koşul”a mı bağlıdır? Eğer öyle ise ne duruyoruz? Neden “yeni anayasa” etrafında anlamsız bir ton laf etmek yerine bir an önce-“yenisi”ni de beklemeden- bir anayasa değişikliği ile bu kanlı iç savaşı engellemiyoruz?

Demek işimiz bu kadar basitmiş; demek ki sorunu istihbaratçılarla çözmeye çalışmak gibi baştan sona yanlış bir yönteme filan da hiç mi hiç gerek yokmuş…

O eski yazıda bu sevinçli haberi şöyle değerlendirmişim:

“PKK`nın `iki ay içinde` silah bırakması Anayasa`ya söz konusu `cümle`nin girmesi şartına bağlanır duruma geldiyse, bu iş sahiden bitmiştir. Ama nedense, yanılmıyorsam Ahmet Türk`ün de desteğini alan bu öneri etrafında hemen hiçbir tartışma gerçekleşmemişti. Oysa bana bıraksalar, bu son derece `masum` cümleyi vakit geçirmeden önce taslağa, sonra hakikisine dahil ederek `Sıra sende` derdim hiç mi hiç tereddüt etmeden.”

Herkese “Ohh nihayet!” dedirtecek bu açıklamaların o günlerde olduğu gibi bugünlerde de gazeteler ve televizyon kanalları tarafından “Flaş!”, “Son Dakika” vesaire gibi öne çıkartılmamış olmasına da şaşıyorum. Şu “koşul”a bakın bir: “`Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder` cümlesi bile yeterlidir. Bu cümleyi Anayasa`ya koysunlar, iki ay içinde PKK silah bırakır.”

Bana sorarsanız, Kürt siyasetinin iki önemli kişisinin yaptığı birbirini teyit eden bu açıklamalardan sonra “Yeni Anayasa`yı değiştirmeye nereden başlayalım?” türünden işi yokuşa süren sorular etrafında vakit geçirmekten vazgeçilmelidir derim. Bu arada bu “koşul”a ilişkin olarak, kendisine sorulması gündeme geldiği takdirde Türkiye toplumunun çok büyük çoğunluğunun “Hadi durmayın!” diyeceğinden de eminim…

Hollande ve –Fransa cumhurbaşkanı seçilmeden önce– filozof Edgar Morin`in ülkelerini ve dünyayı gözden geçirdikleri bir diyalog var önümde. Morin`in Hollande`a şöyle bir öneride bulunduğuna şahit oluyoruz: “Anayasamıza, Fransa laik, bir, bölünmez ve çokkültürlü bir cumhuriyettir yazabiliriz.” Hollande`ın bu öneri karşısında Fernand Braudel`i filan da araya sokarak ülkedeki “çeşitliliği”ni kabul etse de çokkültürlülüğün “belirsizliği”den filan söz ederek yan çizdiğini tahmin ediyorsunuzdur…

Ama unutmayın ki orası kanlı bir iç savaşın yaşanmadığı bir ülke, Fransa. Oysa bizim “yan çizmek” gibi bir lüksümüz var mı?

Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI