Ceberrut devletten kerim devlete yolculuk – (Ömer Faruk Söyler)

0
112

15 yıl öncesine ait bir Türkiye Manzarası: Evleri Akdeniz kıyısındaki bir kente oldukça uzak, deniz kenarındaki bir tepenin üzerinde bulunuyordu. Takvimler 2000 yılını gösteriyordu. Eyüp, babasından miras kalan arazinin üzerine kendi olanaklarıyla kondurduğu iki katlı evinde eşi Selma ve oğlu Deniz’le birlikte mütevazı ama mutlu bir yaşam sürüyordu.

Evinin alt katındaki dükkânda oto tamirciliği yaparak ailesini geçindiriyordu.

Ancak bir gün Eyüp, kentin Belediye Başkanının bölgeye yapılacak olan kârlı bir eğlence merkezi için evlerinin bulunduğu araziyi, çok düşük bir bedelle istimlak ederek ellerinden almak istediğini öğrenir.

Eyüp, yıllarını vererek meydana getirdiği yaşam alanını, gücünü ve yasaları çıkarları için kullanan adı karanlık ve kirli ilişkilerle gündemde olan Belediye Başkanına vermek istememektedir.

Bu nedenle Ankara’da avukatlık yapan arkadaşı Mehmet’ten yardım talep eder.

Avukat Mehmet, Eyüp’ün askerlik arkadaşıdır ve Başkentte derin ve güçlü bağlantıları vardır.

Eyüp’e yardım için gelirken, Belediye Başkanının karanlık işlerine ait belgeleri içeren bir dosyayı da yanında getirmiştir.

Eyüp’ün avukat arkadaşıyla birlikte yürüttüğü hukuki mücadeleden bir sonuç çıkmaz, emniyet ve yargıdaki insanların neredeyse tamamı Belediye Başkanının adamıdır ve ondan gelen talimatlara göre hareket etmektedir.

Avukat son çare olarak Belediye Başkanını, kirli işlerini ve ilişkilerini içeren dosyayla tehdit eder ama başarılı olamaz.

Belediye Başkanının adamları tarafından kaçırılarak ıssız bir yere götürülen avukat, dövülür ve kenti terk etmesi istenir.

Eyüp mücadelesinde tek başına kalmıştır ve mahkeme evinin bulunduğu arazinin düşük bir bedelle istimlak edilmesine karar vermiştir.

Eyüp, mahkemenin verdiği bu kararın şaşkınlığını ve çaresizliğini yaşarken eşi Selma’nın öldürüldüğü haberiyle yıkılır.

Belediye Başkanının adamları tarafından öldürülen Selma’nın cesedi, denizin kıyısında ıssız bir yere bırakılmıştır.

Eyüp eşini öldürmekle suçlanır, Belediye Başkanının emniyet ve yargıdaki adamları onu suçlu göstermek için suni deliller üretir.

Mahkeme çok kısa bir süre içerisinde sonuçlanır; Eyüp suçlu bulunur ve 15 yıla mahkûm edilir.

Mahkemeden sonra kendisini cezaevine teslim eden polis memuruna Eyüp:

‘’Oğlum, o tek başına kaldı, hiç akrabamız yok.‘’ dediğinde şu cevabı alır:

‘’Sen korkma, DEVLET ona bakar.’’ (*)

Eyüp cezaevine girerken, iş makineleri çoktan evini yerle bir etmiştir.

**************************

5 yıl öncesine ait bir Türkiye Manzarası:

Takvimler 2010 yılını göstermektedir, Türkiye’de henüz 7 Şubat 2012’deki MİT krizi ve 17 Aralık 2013’teki darbe girişimi yaşanmamıştır.

İktidardan destek alarak devlet içinde örgütlenen ve uluslararası bir güce dönüşen Paralel Örgütün gerçek niyetini kimse bilmemektedir.

Paralel Örgütün büyük bir gizlilik ve takiyye anlayışı içinde büyüdüğü, iktidarı ve tüm güç odaklarını menfaati için kullandığı, önüne çıkan her engeli türlü kumpaslarla aştığı günlerdir.

Paralel Örgütün önemli finansörlerinden ve destekçilerinden olan ünlü bir iş adamı, 2010 yılında Akdeniz kıyısında beğendiği bir yere büyük bir otel inşa etmek ister ve İbrahim’le yolları burada kesişir.

İbrahim, babasından miras kalan arazinin üzerine kendi olanaklarıyla kondurduğu iki katlı evinde eşi Fatma ve oğlu Murat’la birlikte mütevazı ama mutlu bir yaşam sürüyordu.

İbrahim balıkçılık yaparak ailesini geçindiriyordu.

İbrahim, evinin de içerisinde bulunduğu ve denize tepeden bakan geniş araziye bir iş adamının otel yaptırmak istediğini öğrendiği gün, olayların ileride hayatını alt üst edecek bir boyuta ulaşacağını tahmin edememişti.

Çevredeki tüm evleri ve arazileri satın alan iş adamı, sadece İbrahim’e ait araziyi alamamıştı.

İş adamının avukatıyla yaptığı görüşmelerde evini ve arazisini satmayacağını ifade eden İbrahim, nasıl bir güçle mücadele ettiğinin henüz farkında değildir.

Belediyede, yargıda, emniyette ve resmi kurumlarda çok güçlü bağlantıları olan iş adamı, bu bağlantıları kullanarak İbrahim’in evini ve arazisini elinden almakta kararlıdır.

İbrahim’in evinin bulunduğu arazi Belediye tarafından yeşil alana dönüştürülür ve uyduruk ve hızlı bir hukuki süreç işletilerek kamulaştırılarak elinden alınır. Kısa bir süre sonra da Belediye tarafından o iş adamına düşük bir bedelle satılır.

İbrahim’in bu süreçte avukat arkadaşıyla birlikte yürüttüğü mücadeleden bir sonuç çıkmaz, resmi kurumlarda ve her yerde o iş adamının bağlı olduğu cemaatin adamları vardır.

İbrahim çaresizlik içerisinde kıvranırken, eşi Fatma’nın öldürüldüğü haberini alır.

İş adamının öldürttüğü Fatma’nın cesedi, denizin kıyısında ıssız bir yere bırakılmıştır.

İbrahim eşini öldürmekle suçlanır, cemaatin emniyetteki ve yargıdaki adamları onu suçlu göstermek için suni deliller üretir.

Mahkeme çok kısa bir süre içerisinde sonuçlanır; İbrahim suçlu bulunur ve 15 yıla mahkûm edilir.

Mahkemeden sonra kendisini cezaevine teslim eden cemaat mensubu polis memuruna İbrahim:

‘’Oğlum, o tek başına kaldı, hiç akrabamız yok.‘’ dediğinde şu cevabı alır:

‘’Sen korkma, CEMAAT ona bakar.’’

**************************

5 yıl sonrasına ait Türkiye Manzarası:

7 Haziran 2015’te Türkiye’de seçimler yapılmış ve milletin büyük teveccüh gösterdiği Ak Parti yeniden hükümeti kurmakla görevlendirilmiştir.

Yeni kurulan hükümet birkaç yıldır devam edegelen çözüm süreci görüşmelerini ve çabalarını, her türlü engelleme girişimlerine karşın 2016 yılında başarıyla sonuca ulaştırılmıştır. Yeni Türkiye’de Kürt sorunu olarak adlandırılan sorun ortadan kalkmış, ülkeye barış ve huzur hâkim olmuştur.

Milletten aldığı destekle 2017 yılında, insanlık onurunu önceleyen, katılımcı, çoğulcu, özgürlükçü, demokratik ve sivil bir anayasa yapmayı başaran Ak Parti, Türkiye’yi eski ve vesayetçi anayasadan kurtarmıştır.

Yeni anayasanın odağında insan hak ve özgürlükleri yer alırken, kadim medeniyetimizin temelini oluşturan canın, aklın, neslin, inancın ve mülkün korunması da güvence altına alınmıştır.

Artık Yeni Türkiye’de düşünce, inanç, ifade ve girişim özgürlüğü insan onurunun ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır ve anayasal koruma altındadır.

Yeni Türkiye’de devlet mekanizmaları artık toplum üzerinde egemenlik kurma araçları değildir. Bütün bu mekanizmalar milletin emrindedir. Yani amir olan millettir, memur olan devlettir.

Milletin üzerinde dün devletin vesayeti vardı.

Bürokrasinin vesayeti vardı.

Ordunun vesayeti vardı.

Laikçilerin vesayeti vardı.

Paralel örgütün vesayeti vardı.

Ve geçmişte bu vesayetlerle yüzbinlerce ülke evladının yaşam enerjileri söndürülmüştü.

Takvimler 2020 yılını göstermektedir ve tüm bu vesayetlerden kurtulmuş bir Yeni Türkiye vardır.

Ve bu Yeni Türkiye’de Eyüplerin ve İbrahimlerin yaşadığı trajedi bir daha yaşanmayacaktır.

Yeni Türkiye’de meşruiyetini milletten almayan ve milletin denetimine açık olmayan hiçbir gücün, cuntanın, vesayet odağının, paralel örgütün veya bürokratik seçkinciliğin egemenliğine yer yoktur.

Her türlü vesayetin son bulduğu barış içinde bir Türkiye, savaşların olmadığı huzur dolu bir Ortadoğu ve açlıktan hiçbir canlının ölmediği adilce paylaşımın olduğu bir dünya hedefine ulaşana kadar yolculuğumuz devam edecektir.

Bir kesimin değil herkesin devleti olana, bu topraklarda yaşayan herkese ve hinterlandındaki coğrafyaya adalet, özgürlük, kardeşlik, huzur ve barış getirecek o kerim devlete ulaşıncaya kadar yolculuğumuz devam edecektir.

Ceberrut devletten kerim devlete yapılan ve sonu olmayan bir yolculuktur bu.

(*) Leviathan (2014) filminden bir diyalog.

———————————-

Ömer Faruk Söyler

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI