'Camp David' Düzeni'nin sonu geldi

0
174

SETA Vakfı Genel Koordinatörü Taha Özhan, Ortadoğu’da yaşanan olayların bir düzeni sona erdirdiğini söyledi. Özhan; “Camp David Düzeni sona eriyor. Bu Irak işgali ile başlamıştı şimdi hızlanarak devam

Tunus ve Mısır’da başarıya ulaşan halk ayaklanmaları Libya’da aynı sonuca ulaşmadı. Bunda Kaddafi iktidarının kendi meşruiyetini sağladığı ittifakların, özel silahlı güçlerinin ve aşiretlerin büyük etkisi var. Kaddafi’nin halkına karşı başlattığı operasyonların onarılması güç zaiyatların ortadan kaldırılması için uluslararası güçler Libya’ya müdahale etti.

Müdahale konusunda Fransa’nın “oldu-bitti”sinin yarattığı rahatsızlık operasyonun NATO tarafından üstlenilmesi ile kısmen azaldı. Ancak Fransa’nın bu oldu-bittisi, Türkiye’nin başrolünü oynayacağı olası bir barış sürecini rafa kaldırırken bölge için de tehlikeli bir süreci başlatmış oldu. Çünkü Libya’ya yönelik operasyonun uzun sürmesi ülkenin bölünmesi dahil daha ağır bir tabloyu karşımıza çıkarabilir.

Peki bu yaşananlar ne anlama geliyor?

Bu hafta Söyleşi-Yorum’da bölgeyi yakından tanıyan ve bu süreçte bölge ülkelerine ziyaretlerde bulunan SETA Vakfı Genel Koordinatörü Taha Özhan ile bölgede yaşanan somut gelişmelerden çok yaşananların arka planını anlamaya ve değerlendirmeye çalıştık.

Özhan bir dönemin sona erdiğini ifade ederek; bu sürecin sonunda yeni bir küresel düzen kurulması gerektiğini ifade etti.

Özhan, Tunus’ta başlayan sürecin Suriye ve Yemen’de devam edeceğini, asıl patlamanın ise Cezayir’de olabileceğini söyledi.

Ortadoğu’daki gelişmeler Suriye’ye sıçradı. Neler oluyor?

Şu tespitle başlayalım. Tunus’la başlayıp Mısır’la devam eden olaylar bir ‘öfke patlaması’dır. Ve bu patlamanın 3 temel sloganı vardı. Neydi onlar; birisi ‘hubz’ yani ekmek, ikincisi ‘hürriye’ yani özgürlük, üçüncüsü de ‘kerame’ yani haysiyet ve onur.

Fransız Devrimi’ndeki ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ gibi 3 temel slogan…

Öyle. Bu halkların ekmeği yok, bu insanların özgürlüğü yok ve İsrail meselesinden dolayı da haysiyetleri ciddi manada zedelenmiş. Aslında bu patlama yıllar önce de olabilirdi ama benim ‘Camp David’ dediğim düzen bunu erteledi.

Nedir ‘Camp David’ düzeni?

İsrail’e sınırsız ruhsat, diğer tüm devletlere de kukla yönetimler aracılığıyla çok dar bir alanda, halkları diktatörce yönetmelerini sağlayan düzen. Bir tür danışıklı dövüş. Bugün çatırdayan yönetimler yıllarca İsrail’i mazeret göstererek iktidarlarlarını ayakta tuttular. İsrail de bu düzenden elde ettiği güçle bölgede istediğini yaptı. İşte şimdi yaşanan olaylar, bu düzenin sonuna geldiğimiz gösteriyor.

Tunus’la mı başladı bu bu düzenin değişimi?

Hayır. Bu düzenin ilk çatırdaması Irak işgali ile oldu. İkinci kırılma ise Davos’ta Tayyib Erdoğan’ın çıkışıyla oldu. Irak, demografik yapısı, ekonomisi, sosyolojisi, siyasi yapısı ile bütün Ortadoğu’nun bir mikrokozmosu. Ortadoğu’da ne varsa Irak’ta o var. Siyasi olarak mikrokozmosu. Baasçı bir iktidar (Saddam) örneği birçok ülkede var. Baskı, yolsuzluklar, katliamlar vs. Etnik ve mezhep olarak çeşitlilik yönünden Irak, Ortadoğu ile aynı. Kısaca Ortadoğu hikayesini Irak üzerinden anlatmak mümkün. Böyle mikrokozmosu olan bir ülkeye ABD’nin yaptığı kaba müdahale ile başladı bu düzenin bozulması.

YETİM DALGALARI SAHİLE ULAŞTI

Ve benim ‘yetim dalgaları’ dediğim süreç işledi. İşgal bir depremse bugün yaşananlar depremle oluşan tsunaminin yarattığı dalgalar. Irak işgali bölgede birken öfkeyi daha da arttırdı. Açsınız, özgür değilsiniz ve haysiyetiniz zedelenmiş. Burnunuzun dibinde bir işgal var ama siz bir şey yapamıyorsunuz. İşte Tunus’taki patlama bu öfkenin bir sonucudur. Irak depreminin yetim dalgasının kıyıya vurması idi. Bugün bölgede yaşananlar da Türkiye’nin bu kadar öne çıkması da Irak işgalinden sonraki oynadığı yapıcı rolüdür. Bu yapıcı rol Erdoğan faktörüyle birleşince ilk kez Camp David düzeni dışında bir ihtimal ortaya çıktı. Davos Düzeni önce halklar nezdinde sonra da cüzi de olsa yönetimler nezdinde karşılık bulmaya başladı.

Türkiye’nin Ortadoğu politikasının izlediği çizgi ne?

Adalet. Bugün Libya için de Türkiye için temel referans budur. Bugün Libya’da fiili bir durum var ve diyebilirsiniz ki operasyon başlamış, Kaddafi gidici. Böylesi bir durumda hangi adaletten bahsediyorsun? Önce Kaddafi’nin gitmesi lazım, sonra bakarız gibi yorumlar bence naif yaklaşımlar.

Evet Kaddafi’nin gitmesi gerektiği muhakkak ama sırf Kaddafi gidecek diye biz bu adalet çizgisini terk edemeyiz. Libya’ya yapılan bu müdahalenin Libya için de sonuçlar vereceği doğru ama bir taraftan da Ortadoğu’da ilk kez kendi imkânlarıyla başarıya ulaşmış olan yerli, milli, organik hareketlerin mücadeleleri için de ciddi bir tehlike. Bu yüzden Yemen’dekiler dışarıdan destek istemiyor. İhvan eğer Mısır’da meşru bir hareketse, bir dış mihrakla yoğun bir ilişkiye girmemiş olmasındandır; hatta dışarıdan seçim gözlemcilerini bile kabul etmeyecek kadar bağımsız durmasındadır. Dışardan her türlü destek bu süreci zora sokardı.

Libya’ya gelelim. Bugüne kadar ne oldu ve şu anda Türkiye’nin pozisyonu ne?

Libya’da ne oldu? 42 yıllık Kaddafi iktidarına karşı gösteriler başladı. Ancak Libya Tunus ve Mısır’dan bir çok açıdan farklı olduğu için başlayan hareket hemen sonuca ulaşmadı. Ve Kaddafi’nin özel güçleri isyanı bastırmak için harekete geçti. Herkes sivil katliamdan korktu ve bunu durdurmak için uluslarararası toplum harekete geçti.

FRANSA TÜRKİYE’NİN İÇİNDE OLDUĞU ÇÖZÜMÜ SABOTE ETTİ

Ancak şu da önemli; evet Kaddafi gitmeli ama “nasıl gitmeli” sorusu bu noktada önem kazanıyor. Başlayan süreç Fransa’nın açık bir provokasyonudur. İşte sorun buradadır. Eğer Kaddafi Fransa’nın provokosyonu ile gidecekse ortaya çıkacak felaket kalmasından daha ağır olabilir. Çünkü başlayan operasyonun siyasi ve askeri sınırları belli değil. Açık bir başı bozukluk söz konusu. Operasyona katılanların hedefi, uçuşa yasak bölge sınırı, rejim değişikliği, Kaddafi’nin hedefte olup olmaması gibi hedefleri birbirinden çok farklı tanımlıyorlar. Hedef nedir, kimdir, neresini kim bombalıyor belli değil. İşte bu kafa karışıklığının maliyeti daha ağır olabilir. Bu yüzden bu süreçte öncelikle hedefin netleşmesi ve bu operasyonu Fransa’nın denetiminden kurtarmak lazımdı.

Fransa neden aceleci davrandı?

Bu çok önemli. Çünkü, Fransa’nın operasyonu başlatma zamanı; Kaddafi’nin ilk kez; “Ateşkes ilan ediyorum ve bu ateşkesi de Türkiye gelsin denetlesin” çağrısı yaptığı zaman oldu. Yani Kaddafi açıkça çatışmayı son erdirecek bir projenin ilk adımını atmak üzereyken, Fransa buna fırsat vermedi. Eğer bu ateşkes sağlanmış olsa idi daha farklı bir süreç izlenebilir ve Libya’da savaşsız bir çözüm ortaya çıkabilirdi. Çünkü Kaddafi’nin ikna etmesi gereken halk yok, bazı aşiretler var. Geçmişte de bunu yaşadı. Belli sayıda aşiret liderini ikna ile kitlelere de yol haritası gösterdiğinde aslında kendisine bir çıkış yolu bulabilirdi. Bence Türkiye’ye yaptığı teklif de buna benzer merhalenin ilk aşamasıydı. Ama bu çözüm projesi masadayken şans verilmedi. İşte Fransa bu planı bozdu. Bu yüzden şimdi bütün ülkeler Fransa’yı eleştiriyor. Almanya bu operasyona katılmayacağını söyledi. Obama baskı altında. Fransa, Türkiye’nin Libya’da arabulucu olmasını engelledi, provoke etti. Bu yaşananların yan etkisi olarak da bizim AB üyelik sürecinde, Fransa ile ilişkilerimizde sertleşme olabilir.Ama sonuçta ne oldu? Gelinen noktada Libya operasyonunun ana aktörlerinin ABD, Türkiye, İngiltere ve Fransa olduğu ortaya çıkmış oldu. Bu Fransa açısından daha ilk adımda başarısızlık demektir. Fransa için aslında sürpriz bir durum yok. Son 4-5 yıllık Fransız dış politikası zaten yüz ağartacak hikayeler veya adımlarla dolu değil.

Neler var bu hikayede?

Fransa Kuzey Afrika jeopolitiğinde en son 50’ler ve 90’larda çok kanlı şekilde yer almış, özellikle Cezayir üzerinden yüzbinlerce insanın ölmesine yol açan bir emperyal güç. Tunus’da da aynı ama özellikle Cezayir. Çünkü Cezayir Kurtuluş Savaşı’nı Fransa’ya karşı verdi ve yüzbinlerce insan öldü. Yine 20 yıl önce Kuzey Afrika’da demokratik biçimde iktidarı ele alabilecek bütün muhalefetin bizatihi askeri darbelerle bastırılmasında en önemli rolü oynayan Fransa’ydı. 3 ay önce Tunus’ta olaylar başladığında Suudi Arabistan’dan daha önce Tunus lideri Bin Ali’ye destek açıklaması yapan Fransa’ydı. Fransa tarihteki karanlık rolünü bir kez daha hatırlattı. Ve eğer operasyonun hedefleri ve sınırları konusunda bir ortaklık sağlanamazsa Kaddafi sonrası Libya bataklığı ile karşılaşabiliriz yeniden.

OPERASYON UZARSA BÖLÜNME OLABİLİR

İkinci Irak mı olur Libya?

Belki bunu söylemek için erken ama hiç ihtimal dışı değil. Bu operasyon muğlak yapısı nedeniyle çok sorunlu devam edebilir, ikincisi hedef belli olmadığı için çok uzayabilir. Uzadıkça da içerideki aşiret dengeleri garip bir hal alabilir, bu dengelerde çapraz değişimler olursa sahada kimse olmadığı için bu yönetilemez hal alabilir. Şu an için elimizdeki tek belirgin durum, en azından operasyonun bir komuta merkezine bağlanmış olması. Bu anlamda NATO’nun varlığı Fransa’nın provokasyonuna tercih edilmiştir. Türkiye de bu süreçte geçen ay sonunda gösterdiği ilkesel tavırı korumak adına süreçte yaşanan gelişmelere göre pozisyonunu adapte etmiştir. Fransız müdahalesiyle ortaya çıkacak maliyet yerine NATO içerisindeki ağrılığını koyarak sürecin yönetiminde rol almıştır.

Peki bölünme senaryosu gerçekçi mi?

Kesinlikle gerçekçi. Bu süreç uzarsa fiili bölünme iyice hayata geçer. Aşiret yapısından dolayı çok rahat mevzi savaşları verilebilecek bir yer Libya. Tam da bu özelliğinden dolayı blok halinde bölünmeler daha kolay olabilir.

Bunun sonuçları ne olur?

Bütün Kuzey Afrika jeopolitiği alt üst olur. Bütün Ortadoğu’daki düzen de bundan etkilenir. Bakın hemen yanıbaşlarındaki Sudan’ın bölünmesinin ardından Libya da bölünürse ortaya şu çıkar: Yeni değişim dalgası bölünme maliyetine özgürlük vaat ediyor. Böylesi bir vaadin sonuçları acı olur muhakkak.

Fransa, ABD’yi taklit ediyor

Fransa’nın hedefi ne, bu kadar önde olmaktan?

Fransa, Irak’ta ABD’nin yaptığını Libya’da yapmak istiyor. Yani vazgeçilmez olmak istiyor. ABD Irak’ta şunu yaptı; Ortadoğu’daki bütün denklemin ortasına geldi oturdu. Bu yerleşme benim ‘Amerikan vazgeçilmezliği’ dediğim olayı ortaya çıkardı. Bakın ABD bugün Irak’ta nasıl vazgeçilmezse, bunu farkeden Fransa da kendine Libya’da aynı rolü biçmek istiyor.

ABD Ortadoğu’da ne yapıyorsa, Fransa da siyasal olarak cüce, ekonomik olarak orta bir güce dönüşen AB içinde başımı çıkarayım; eski mahallem, arka bahçem olan Kuzey Afrika’da buna benzer bir vazgeçilmezlik yaratayım istiyor. Libya’da da ağırlıklı olarak ekonomik, politik çıkarlar üzerinden böyle bir denklem kurabilir miyim hesabı yaptı. Fransızların geliştirdiği 12 milyarlık dolarlık uçak sistemi anlaşmasını Kaddafi son anda iptal etmişti. Sarkozy bundan çok mağdur oldu, bunun da oluşturduğu sıkıntı var.

Türkiye’nin pozisyonu ne?

Türkiye’nin pozisyonu net. Kurşun sıkmam diyor, askeri operasyonun parçası olmam diyor. Ama operasyonu NATO yürütse bile biraz önce bahsettiğim siyasi ve askeri hedefin netleşmesi gerekiyor. Bu Türkiye’nin Afganistan’da, Lübnan’da ya da Balkanlar’daki tavrının bir benzeri. Askeri operasyonların parçası olmam; ama ortaya çıkabilecek insani maliyetin büyümemesi için her türlü görevi yaparım. Türkiye ne Afganistan ne Irak işgalinin ne de Libya’ya müdahalenin usul ve uslubunu onaylamıyor. Dolayısı ile de kapıların tamamen kapanmadığı durumlarda ateş eden aktörler içerisinde yer almıyor.

Yeni bir küresel düzen kurmanın zamanı geldi

Libya’ya operasyon şunu gündeme getirdi. Neden İsrail Gazze’ye bomba yağdırırken müdahale yok da, Kaddafi bunu yapınca operasyon gündeme geliyor…

Burada bir kez daha ‘adalet’ kavramı gündeme geliyor. Küresel dengesizliğin kendisi adalet çizgisine gelmediği sürece bu tür çifte standartları daha çok göreceğiz. Neoliberal müdahaleciliğin bu dikotomiyi anlaması imkansız!

Nasıl olacak o?

Küresel düzen tartışması yeniden masaya oturmadan herhalde yapabileceğimiz çok fazla şey yok. Ortadoğu’da bu başladı. Camp David düzeni kimseye barış istikrar getirmedi, değişmesi şart. Aynı şekilde dünya savaşı sonrası kurulan uluslararası kurumların da yeniden yapılanması şart. Çünkü dünya büyük dönüşümler geçirirken 1950’lerde kurulan yapıların, kurulların bu dünyayı yönetme şansı yok.

Nasıl bir düzen?

Bölgesel bir platformsa, bölge halkları içinde olacak ve eşit söz sahibi olacak. Halkların içinde olduğu ekmek, özgürlük ve haysiyetlerini koruyabilecekleri bir düzen. İşte Türkiye bu noktada önemli bir örnek.

Nasıl?

Benim ‘post-Davos’ dediğim süreç. Ne oldu Davos’ta? Şu oldu; ben ekonomisini iyileştiren, demokrasisini ilerleten ama haysiyetine sonuna kadar sahip çıkan bir ülke olarak senin şu andaki pozisyonunu reddediyorum dedi İsrail’e. Ortadoğu halkları da bunu gördü. Bu açıdan Türkiye Ortadoğu’daki değişimin ateşleyicisi olduysa bunda Davos’un payı büyük.

Ama hemen şunu da ifade edeyim. Şu anda dünyada küresel dengesizliklerin yarattığı bir denge var. Ve bu dengenin bozulması çok fazla istenmiyor. Çünkü maliyeti var. Ama bu da sürdürülebilir değil. Uluslararası bütün kurumlar tıkanmış durumda. BM’deki veto sistemi yürütülebilir sistem değil ama elde başka bir şey olmadığı için herkes buna mahkûm. Bölgesel birliktelikler de. Bir taraftan da yükselen güçler var, ekonomik politik olarak bu yükselme devam ettiği sürece aynı şekilde bu siyasi talepler de güçlenerek gelecek. Eğer bu sisteme ana yön veren ABD siyasi olarak karar verip yeni yükselen güçleri de buna katıp yeni bir çatı için adımlar atarsa bu işte iyileşmeler görürüz. Bunun ilk adımını da gördük G-20 meselesinde. G-7, G-20 oldu. Dünyada yaşanan bu değişimi ve tıkanmayı gören bir tek ABD var.

Obama bir şansı mı?

Bir şans ama. Bunu ne kadar kulla-nabileceğini göreceğiz. Libya meselesi bir imtihandı. Burada bir neo-con paranteze düşmemekle, liberal naiflik arasında bir yere sıkıştı ve Fransa provokasyonuna alan açmış oldu. Bush dönemi neocon işgal dalgasından Obama dönemi neoliberal müdahalecilik düzeyine geçmiş bulunuyoruz. Neocon damar ideolojik fanatizme yaslanıyordu; neoliberal damar ise amorf özgürlükçülük damarına yaslanıyor. Sonuçta her ikisi de ya savaş üretiyor ya da Gazze’de olduğu gibi savaş seyrediyor.

Libya’ya yapılan bu operasyonun, bölgede başlayan hareketleri olumsuz etkileyebileceğini söylediniz. Neden?

Olumsuz anlamda etkileme potansiyeli var. Bir işin içine bir dış mihrak hem de bu şekilde provokatif biçimde girdiği andan itibaren iki şey olacak: Bir, ülke içindeki mağduriyetlerinden dolayı harekete geçecekler ben meşru muyum diye kendilerine soracaklar; ikincisi, normalde bu hareketlere karşı şiddet kullanmayı aklından geçiren iktidarlar böylesi bir dış mihrak operasyonunu hesaba katıp, uygulayacakları şiddeti arttırabilirler. Daha fazla kan akmasını göz alamayan aktörler de değişimi durdururlar. Muhalefet değişim taleplerini geciktirir, iktidar da vereceği şeylerin büyük kısmını erteler. Ya da vazgeçer.

Libya’daki süreç sanırım bölge için belirleyici olacak…

Kesinlikle. Bu kadar sıcak çatışmaların yaşandığı yerden bu devam ettiği sürece bu değişim tartışmalı bir mesele olacak. Ama Libya sakinleşse bile patlamaya hazır yerler de var. Yemen patlamış durumda ama asıl Cezayir patlamadı halen. Cezayir bugün Libya’nın yaşadığı şeyleri son 50 yılda 2 kere yaşadı ve yüzbinlerce insan öldü. Bunun oradaki hafızada oluşturduğu birikim ve enerji çok daha sert. Oradaki sürecin nereye gideceğini bilmiyoruz.

İsrail Ortadoğulu olmak zorunda

İsrail nasıl etkilenecek bütün bu gelişmelerden?

İsrail biraz Mübarek’e benziyor. İsrail’in bir gücü olduğundan değil bir gücün İsrail’i olduğundan düşünenlerdenim. Ama son tahlilde İsrail bölgesel düzenin yapıcı bir aktörü olmadığı için buralarda tayin edici bir rol oynayamaz. Fiziken burada, zihnen başka başkentlerde yaşadığı sürece bu coğrafyadaki gelişmelerin doğrudan muhatabı olamaz. En fazla provokatör olur, negatif aktör olur. Bu da İsrail’in sıkışması demek. İsrail’i bu süreç biraz daha buraya ait olmaya itecek. Karar kendilerinin. İsrail zihnen de Ortadoğulu olmaya karar verirse buranın bir aktörü olabilir. Ama bir dış mihrak olmaya karar verirse ödeyeceği maliyet de artacak.

Ne demek zihnen Ortadoğulu olmak?

Bu coğrafyada yaşamaya devam etmek istiyorsanız, bu coğrafyaya ait olmanız gerekiyor. Fiziken burada zihnen başka yerde olmaya devam edemezsiniz.

Kaynak: Yeni Şafak