Büyükelçiler’den Anadolu Platformu’na Ziyaret

0
121

Büyükelçiler Konferansı için Gaziantep’e gelen 30 büyükelçiden oluşan heyet, Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir ile bir görüşme gerçekleştirdiler.

Bu sene 8.si düzenlenen Büyükelçiler Konferansı kapsamında Gaziantep’e gelen büyükelçiler, Dışişleri Bakan Yardımcısı Naci Koru başkanlığında, Gaziantep’de bulunan Bülbülzade Vakfı’nda Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir ile görüştüler.

16 Ocak Cumartesi günü gerçekleştirilen ziyarette 30 büyükelçiden oluşan heyet Bülbülzade Vakfı Evde Karakter Eğitimi öğrencileri tarafından çiçeklerle karşılandı. Heyet üyelerine Eğitim ve Hizmet Merkezini gezdiren Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, Bülbülzade Vakfı’nın kuruluşuyla ilgili, konuklarına bilgi verdi.

Ateş nereye düşse yüreğimizi yakıyor

Vakıf gezisinin ardından görüşmelere geçildi. Burada yine Evde Karakter Eğitimi öğrencileri tarafından büyükelçilere şiir takdim edildi. Şiir takdiminin ardından bir konuşma yapan Anadolu Platformu Başkanı ve Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir vakıf olarak temel referanslarının merhamet olduğunu vurguladı. Nereye bir ateş düşse o bizim de yüreğimizi yakar diyen Aldemir sözlerini şöyle sürdürdü; “Bizim vakıf olarak temel referansımız içinde yaşadığı toplumun vicdanı, yüreği olmaya çalışan merhamet merkezli bir vakıf olmamızdır.  Hani meşhur bir söz var ‘ateş düştüğü yeri yakar’ diye. Biz diyoruz ki ateş nereye düşse o bizim de yüreğimizi yakıyor. Bu Anadolu irfanının, insanın hayat anlayışıdır. Dünyanın birçok yerinde acılar yaşanıyor. Türkiyeli sivil toplum örgütleri, gönüllü insanlar nerede bir acı olsa o devletten önce oraya ulaşıyor.

Sivil toplum, ihtiyaçlara, değerlere göre pozisyon alandır

Sivil toplum örgütlerinde şöyle bir sıkıntımız var; bu bize Fransız modeliyle geldi. Fransız modelinde devlet sivil toplumu da kendisi oluşturuyor. Dolayısıyla Türkiye’de devletin yan kuruluşu olan STK’larla gerçek STK’lar arasında bir gel git yaşanıyor. Burada devletin baktığı yeri, gör dediği yeri gören değil; görmediği yeri görebilen, devlete göre pozisyon alan değil ihtiyaçlara göre, değerlere göre pozisyon alan bağımsızlığını ortaya koyan sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç var. Hiçbir bürokratik, siyasi kaygı gütmeden hasbi bir yaklaşıma ihtiyacı var ülkemizin. Bu anlamda da kendini siyasete ve bürokrasiye göre konumlandıran sivil toplum örgütlerinin çürüdüğünü, misyon kaybına uğradığını ve bir nesil bile yaşamadığını görüyoruz.

Birkaç insanın kalkışmasıyla bu topraklara küsemeyiz

Biz 28 Şubat sürecinde içeriye alındık. 6 ay yattık arkadaşlarımızla. İddia şuydu; şu an bir suç yok, ama muhtemel 10 yıl sonra suç işleyebilirler. Bu suçlamayla arkadaşlarımla beraber 13 yıl yargılandık. Böyle bir Türkiye’yi yaşadık. Sağlık taramaları yapardık. İlk defa sağlık taramasıyla doktor giden yerler vardı. İlk defa doktor görüyordu insanlar. Ama bize savcı diyordu ki; “devlet bilmiyor mu onların hasta olduğunu? Sen bunlara giderek aslında devleti küçük düşürüyorsun.” Pazartesi günü DGM’de duruşmamız vardı, biz pazar günü ülkemiz için ağaç dikiyorduk. Çünkü bu ülke bizim. Birkaç tane insanın kalkışmasıyla biz bu topraklara küsemeyiz. Gidip başka ülkelere yaslanamayız. Yaslananların ne hale geldiğini görüyoruz. Ülkemizin hapishaneleri emperyalistlerin saraylarından da özgürdür. Bu yerliliğimizi, bu milliliğimizi her zaman korumaya çalıştık.

Hiçbir sorun onu var eden bir bilinçle çözülemez

Bizler Suriye meselesini ciddi anlamda çalışıyoruz. Bunları çalışınca birçok hikâyeyle karşılaştık. Biz dünyanın birçok yerine gidiyoruz. İyilikder diye bir yardım kuruluşumuz var. İslam dünyasında gördüğümüz manzara şu; ne kadar dini eğitim o kadar cehalet ve çatışma. O zaman bu dini müktesebatta bir problem var. Bunun yeniden tartışılması lazım. Akif’in dediği gibi; “asrın idrakine İslam’ı yeniden söyletmemiz gerekiyor.” Osmanlı son 3 yüz yılda ne iktisadi olarak, ne askeri olarak gerilemesinden kaybetmedi. Biz düşünsel bir kriz yaşadık, fikri bir çöküntü yaşadık. Hayata dair fikirler üretemedik. Zamandan koptuk, mekândan koptuk, dağıldık, parçalandık, sürüldük. Tarih dışılığa itildik. Yeniden çağın ihtiyaçları ile inancımızın gereklerini buluşturarak bu modern şehirlerdeki insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılayacak bir felsefeyi tartışıp üretmemiz gerekiyor. Bunun Türkiye’den başka çıkışı yok. Çünkü Türkiye İslam dünyasının doğal başkentidir.

Suriyelilerle ilgili 221 tane gazete çıkıyor

Suriyelilerle ilgili neler yapılıyor diye bir araştırma yaptık. Baktık ki 221 tane gazete çıkıyor Suriyelilere dönük. Bunların içinde Türkiye ile ilgili bir tane makale yoktur. Bunun 11’ini İsrail, 16’sını İran, Norveç, Danimarka, İsveç, Almanya, Fransa çıkarıyor. Peki, biz çıkarıyor muyuz?  Biz kendi çabalarımızla Şirak adlı bir gazete çıkardık. Türkçe ve Arapça olarak 15 günde bir çıkıyor. Suriye’nin içerisine ve Türkiye’deki çadır kentlere gidiyor. Suriyelilere eğitim veriyoruz, fakat zihniyet değişmiyor. Bir inceledik ki Baas rejiminin eğitimi veriliyor Türkiye’deki okullarda Suriyelilere. Mesela diyor ki; Osmanlı işgalinden önceki Arap toprakları. Bizi emperyalist olarak tanımlıyor. Bu müfredatta Çanakkale yok, Osmanlı yok. Okul vermişiz ama içinde fikir yok. Yeni kitaplar tercüme ettik. Aliya’nın, benim, İhsan Süreyya hocanın, Ramazan Kayan’ın kitaplarını tercüme ettik. Bu tercümeler devam edecek. Suriye’nin içerisinde 12 okul açtık. Burada Gaziantep’te 20 okulumuz var. Bunu 100’e çıkarmayı hedefliyoruz.

2.5 milyon Suriyeli halkımızın içinde kardeşçe yaşıyor

Bizim görebildiğimiz kadarıyla uluslararası sistem Suriye’ye duyarsız kaldı ve bu kadar insan sınırlarımıza geldi. Suriyelilerin 267 bini çadır kentlerde yaşıyor. 10’da 9’undan fazlası Anadolu’nun bağrında yaşıyor. Sivil toplumla veya bir aileyle temas etmeyen yok. Bunu ben C20 zirvesinde batılı sivil toplum örgütlerine anlattığımda şok oldular. 2.5 milyon Suriyeli halkımızın içinde kardeşçe yaşıyor. Bu hikâyeyi gidip insanlığa anlatmamız lazım.

Bürokrasi Suriye meselesinde direndi

Diğer taraftan bunlar olurken birçok sıkıntı yaşadık. Başbakan, Cumhurbaşkanı, devlet bir inisiyatif aldı. Suriyeliler sınırlarımıza geldi, bürokrasi direndi. O dönemdeki valilerimiz, kaymakamlarımız direndi. Suriyelileri almadılar, illerde, ilçelerde sokaklarda bırakıldı. Biz, doktorları, âlimleri, akademisyenleri, gençleri, hâkimleri, tüm Suriye’nin entelektüel aklını topladık. 3 yıl önce 350 tane doktor toplamışız, şimdi 30 tane kalmış. Hepsi devşirilmiş, adeta yağı alınmış süte döndük. Bürokrasinin ilgisizliğinden bunu ıskaladık. Onlarca, yüzlerce rapor yazdık, Ankara koridorlarında kayboldu. Suriye’yi yönetecek aklı oluşturamazsanız orayı sürekli bize karşı kullanırlar. Sürekli kendini eski ile yeni arasında arafta bırakan bürokrasinin bu ülkeye maliyeti maalesef Suriye meselesinde Suriye’nin entelektüel aklını kaybetmemize neden oldu.

Dünyadaki asıl güç yetişmiş insan gücüdür

Dünyadaki asıl güç ne nükleer güçtür, ne iktisadi, ne de askeri güçtür. O, soft power dediğimiz yetişmiş insan gücüdür. İnsani gelişmişliğiniz artık sizi dünyada var veya yok kılacak. Suriye’nin geleceği Türkiye’nin geleceğidir. Biz 4 yılı boşa geçirdik. Bugün PYD sınırımıza yerleşmişse bu savaş bizim savaşımızdır. Bunu doğru algılayıp ona göre politikalar geliştirmemiz lazım. Suriye bizim için Ortadoğu’nun kapısıdır. Türkiye fiili olarak bu kuşatmayı kırmalıdır. Bizim dünyaya açılmamız için yeni bir sinerjiye ihtiyacımız vardı. Suriye bunu veriyor.

İlk defa devletle millet aynı ufka bakıyor

Ülkemizde devam eden değişim ve dönüşüm sürecinde hepimize işler düşüyor. Daha fazla çalışmalıyız. Sizlerle daha fazla oturup konuşmalıyız. Biz 19. yüzyıldan beri aydın, entelektüel, devlet, millet çatışması yaşıyoruz. Ama ilk defa devletle millet aynı ufka bakıyor. Biz bunu yeni nesle aktarabilirsek, yeni bir analitik düşünceyle paradigmaya dönüştürsek inanın yeni dünyanın ayak sesleri bu topraklarda şekillenecek. Biz bu çabaların hakim olması, insana dönüşmesi için hep beraber çabalıyoruz.

Bu vakıf gibi Türkiye’nin farklı yerlerindeki STK’ların bir araya gelmesiyle oluşan çatı kuruluşumuz olan Anadolu Platformumuz var. Merkezi İstanbul’da. Her yerde bu çalışmaları yürütüyoruz” dedi.

“Gaziantep’e dayanışma için geldik”

Konuşmanın ardından Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Naci Koru söz aldı. Konuşmasına büyükelçiler olarak Gaziantep’e dayanışma için geldiklerini belirten Koru, Türkiye’deki 5. temsilciliklerini Gaziantep’e açtıklarını vurguladı. Naci Koru sözlerini şöyle sürdürdü; “Biz dünyanın dört bir tarafından büyükelçilerimizle beraber Gaziantep'e, Gaziantep'le dayanışmamızı göstermek amacıyla geldik. Buraya gelişimizin sebeplerinden bir diğeri de bizim yurtdışında 135 ülkede 134 temsilciliğimiz var. Türkiye'de de 5 ayrı temsilciliğimiz var. Bunların ilkini İstanbul'da açmıştık daha sonra İzmir'de, Edirne'de ve Antalya'da açtık. Sonuncu temsilciliğimiz de Gaziantep'te açıldı. Gaziantep'e verdiğimiz önemi de bu şekilde göstermiş oluyoruz.

Arkadaşlarımızla birlikte Suriye ile ilişkilerimiz, göçmen konusundaki gelişmeler konularında görüşlerinizi de öğrenmiş olduk. Sizler gibi çalışma yapan çok güzel sivil toplum kuruluşları var ülkemizde. Bunlar da bize mutluluk veriyor. Bugün arkadaşlarımızla beraber sizin binalarınızda gördüğümüz manzara bizleri çok gururlandırdı, sevindirdi, mutlu etti. Burada yediden yetmişe hem kendi vatandaşlarımıza hem Suriyeli kardeşlerimize sunduğunuz hizmetler gerçekten mutluluk verici. Tabi bürokraside aksayan noktalar vardır. Bunlar her ülkede oluyor, bizim ülkemizde de var. İnşallah önümüzdeki dönemde bu hizmetler daha iyi sunulacaktır. Biz sizin gibi sivil toplum kuruluşlarına her türlü desteği vermeye hazırız. Tekrar bizleri ağırladığınız için arkadaşlarım adına size çok teşekkür ediyorum” dedi.

Konuşmanın ardından Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ali Naci Koru ziyaret anısına Anadolu Platformu Başkanı ve Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir’e plaket takdim etti.