Büyük bir halk, hırpani bir muhalefet, sefih bir rejim – (Yasir El Zeatire)

0
158

Muhalefetin sefaleti, kendi içindeki anlaşmazlıkları, kimliğine ve sembollerine ilişkin bazı soru işaretleri doğması doğru olabilir, ancak bu, rejimin borazanlarının göstermeye çalıştığı, halk arasında umutsuzluk yaymak, desteğini artırmak

Rejime hizmet edecek şeyler söylememek için Suriye muhalefetinin içinde bulunduğu bölünmüşlük halinden, bir takım davranış ve açıklamalarından şu ana kadar bahsetmek istemedik. Ancak şunun altını çizmekte fayda var, bu konuda konuşan uluslararası ya da Arap çevrelerin çok azı Suriye halkı üzerine titremektedir. Ayrıca her ne kadar belirli bir ideolojik çizginin mensubu olsalar da rejime yakın çevreler, rejimin Şebbihası, ülke içi ve dışında rejimin borazanlığını yapan farklı milletlerden insanlar, bütün bunlar, biraz farklı şekilde de olsa bizi bu konuya girmeye itti.

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki Suriye halkı sokağa çıkıp barışçıl gösterileri başlattığında gerek güvenlik güçlerinin yapısı anlamında gerekse kurduğu bölgesel ittifaklar düzeyinde nasıl bir rejimle karşı karşıya olduğunu bilen, gerçekten çok büyük, muhteşem bir halktır. Söz konusu ittifaklar, Suriye rejiminin lehine bir durum arz etmekte olup kendisinin çalıp kendisinin oynadığı, tamamen Suriye ile sınırlı, dışarı bir etkisi olmayan, kamuoyu oluşturmaktan aciz siyasi faaliyetlerden çok daha önemlidir.

Suriye halkı, rejimin mezhep unsurunu kendi menfaatine kullanacak mezhepçi bir yapıya sahip olduğunun bilincindeydi. Azınlıkları sırf kendi yanına çekmek ve son nefeslerine kadar rejimin yanında kalmalarını sağlamak için bu kozu da ileri sürmüştü. Özellikle de rejimin mensup bulunduğu mezhep yanlılarının varlığını sürdürmelerinin rejimin ayakta kalmasıyla sıkı sıkıya bağlı olduğu düşüncesini onların kafasına yerleştirmek istiyordu. Tabii bunların hiç birisinin doğru olması mümkün değildi, zira devrimin başarısı, adalet ve vatandaşlık meşalesinin yeniden tutuşturulmasından başka bir şey değildi. Nitekim devrim sürecinde kimse mezhebi nedeniyle bir saldırıya uğramamıştır.

Suriye rejimi Kaddafi`nin siyasi sanrılar üreten rejimine benzemez, sınırlı güce sahip Yemen rejimi de değildir, her ne kadar bu rejimin başı bir çok kez yalanlarıyla şöhret bulsa da çelişkiler üzerine oynamayı son derece iyi bilir. Suriye, Ulusal Demokrat Parti`nin ve başkanının her şeye malik ve egemen olmasına rağmen dışa açık bir siyasi yaşama ve özgür bir basına sahip olan Mısır`a benzemez. Baskının şiddetine rağmen kamusal alandan tamamen yok olmayan siyasi partilere sahip, güçlü bir sivil toplumu ve kuruluşları olan Tunus da değildir.

İşte Suriye halkı böyle bir rejime karşı sokaklara ve caddelere çıktı. Çıktığında yanıtın gerçek kurşunlarla olacağını biliyordu, zira rejimin yapısını gayet iyi bilinmekteydi. Özetle protestolar karşısında hızla tavizler verilmesi, göstericilerin rejim yıkılana kadar baskıya devam etmeleri ve etkinliklerini sürdürecekleri anlamına geliyordu. Tunus ve Mısır`da olan bitenlere ilişkin almaları gereken dersler vardı.

Rejimin kolluk güçleri insanlar üzerine kurşunları yağdırmaya ve Suriye halkı kitleler halinde tutuklanmaya başlandığında insanlar korkuya kapılmadılar. Aksine gerilimi daha da tırmandırarak amaçlarının sadece rejimi yıkmak değil, aynı zamanda düzenin başını idam etmek olduğunu, rejimin kolluk güçlerine haykırdılar. Rejimin gücünü tahkim eden şey, devrime karşı yürüttüğü metottu. Devrimin ilk haftalarında da ifade ettiğimiz gibi, sokaklara yayılan ordu ve muhaberat eşliğinde taksitle adam öldürme siyaseti, tutuklama ve işkencenin sürdürülmesi ve insanların kalbine korku salma şeklinde özetlenebilecek uygulamalardaki zekasını kabul etmemize engel bir durum yok.

Tüm bu politikalar, diğer Arap devrimlerinde özellikle de Yemen ve Mısır`da gördüğümüz boykotlar ve milyonluk gösterilerle karşılaştırıldığında protestoların sınırlı kalmasına neden olmuştur. Aynı nedenlerden ötürü, Halep ve Şam şehirlerinde halk, gösteriler için sokaklara dökünmekten çekindi, hatta büyük şehirlerin merkezlerinde de aynı durum oldu. (Hama`da şehir merkezinde ordu baskın yapmadan önce bir kez bütün halk sokaklara döküldü, ancak daha sonraki gösterilerde iş doğasına dönerek mahallelerde küçük gruplar halinde gösterilere devam edildi).

Bu politikalar olmasaydı, rejime duyulan öfke nedeniyle başka devrimlerde görülmeyecek kadar büyük milyonluk gösteriler düzenlenirdi, bunu teyit eden husus, rejimin ordunun sokak ve caddelerden çıkarılmasını ve barışçı gösterilere izin verilmesini isteyen herhangi bir girişimi kabule yanaşmamasıydı. Çünkü suna izin verilmesinin, protestoların rejimin yıkılmasına kadar devam etmesi anlamına geldiğini çok iyi biliyordu.

Bütün bunlar ve bununla birlikte Suriye halkının devrimin ilk bir yılı boyunca ortaya koyduğu müthiş fedakarlıkların hacmi, rejim uluslararası konjonktürü ne kadar ustaca kullanarak mevcut krizi atlatma kabiliyetine sahip olursa olsun, muhalefet ne kadar bölünmüş, aralarında ne kadar büyük çelişkiler bulunulursa bulunsun, halkın zafere dair azmini ortaya koymaktadır.

Bu son boyut, bizim şu ya da bu şekilde rejimin çıkarlarına hizmet eden Suriye muhalefetinin durumuna getirmektedir. Bu muhalefet, güçlü ve birleşik bir yapıya sahip olsaydı, durum şimdikinden farklı olurdu. Maalesef durum, rejimin devrilmesinin ülkeyi bir iç savaşa sürükleyeceği ve Başkan Esed`in de bazı konuşmalarında belirttiği gibi ülkeyi böleceği şeklindeki yaygaralarla insanların kafalarını bulandırmaya ve umutsuzluk pompalamaya çalıştığı bir durumdur.

Öncelikle Suriye muhalefetinin davranışları ve olaylara yaklaşımı, rejime, onun içerdeki ve dışarıdaki siyasi ve medyadaki Şebbiha güçlerine, hatta belki bazı dış güçlere, onu kirletmesine fırsat vermiş, önemsenmemesine neden olmuş, hatta bazıları rejimin tamamen devrilmesini değil, rejimin gerçekleştireceği şekli reformlarla onu rejime eklemleyecek siyasi çözüm müjdesi vermeye varana kadar bazı oyunların içerisine girmesine yol açmıştır. Tabii ki, Çin ve Rusya gibi büyük ülkeler bu çözüme sıcak baktıklarını açıklamış, İran, Irak, Hizbullah, bazı milliyetçi ve solcu partiler ve hareketler de buna destek vermişlerdir. Sol ve milliyetçi partiler, söylemlerini direniş ve bu direnişi yok etmeye çalışan ABD ve onun müttefiki İsrail hikayeleriyle süslemişlerdir.

Muhalefetin sefaleti, kendi içindeki anlaşmazlıkları, kimliğine ve sembollerine ilişkin bazı soru işaretleri doğması doğru olabil
ir, ancak bu, rejimin borazanlarının göstermeye çalıştığı, halk arasında umutsuzluk yaymak, desteğini artırmak ve rejimin ömrünü uzatacı kampanyalara girmek için istismar ettiği tablonun sadece bir bölümünden başka bir şey değildir.

Devrimlerin hepsinde olmasa da bir çoğunda, farklı güçler arasında anlaşmazlıkların olması doğaldır. Tarihteki bazı devrimlerin kahramanlıkları ve büyük isimleri vardır. (kesinlikle bu onlar arasındaki anlaşmazlıkları ve görüş farklılıklarını ortadan kaldırmaz) Ancak Arap devrimleri böyle değildir. Baskıyı ve diktatörlüğü reddeden halkların vicdanı, sokaklara çıkma yönünde irade göstermişse, buradaki amacı bu diktatörlerin daha büyük ve devrimci diktatörlüklerle değiştirilmesi değildir. Rejimin mantığına kuvvetli bir şekilde karşılık veren temel mücadele mantığı budur.

Biz bütünüyle sembolleşmiş ve tarihi bir liderliğe sahip silahlı devrimle karşı karşıya olsaydık, bilinen çarpıtma ve saptırma politikalarının yanı sıra, rejimin akıllarda şüphe uyandıracak araçlara başvurması ve bu örgütün aleyhine olacak deliller toplaması mümkün olurdu. Halkın isteği, devletin diktatörce yönetilme metotlarını ortadan kaldırmak, kendi kararlarını kendisi alabilme kudretine sahip olduğundan egemenliğini geri almaktır. Oy sandığına gittiğinde kimi seçeceğine karar verecek olan halktır. İlk kez sandık başına gittiğinde hata eder ya da seçtiklerinin kendisini yeterince temsil etmediğini düşünürse onları da iktidardan indirir ve yerine başkalarını seçer.

Öyleyse bu devrim bir halk devrimi olup ne bir askeri darbe ne de tarihi sembol şahsiyetleri ve kurumları olan bir silahlı mücadele değildir. Ayrıca devrime gönül verenler, siyasi tutumları, söylemleri, mücadele güçlerine göre bundan payını alacaktır.

Muhaliflerin Bernard Levi`nin düzenlediği bir toplantıya katılmaları, Besme Kadmani gibi İsraillilerle ilişkisi olan ve İslam karşıtı açıklamalar yapan birinin Suriye Ulusal Konseyi üyesi olması ayıptır. Bütün bunlar Konsey`e yapılmış bir hakarettir. En güzeli, onu, olan bitenle alakası olmayan çirkin bir beyanatla savunmak yerine tamamen bu işlerden el çekmektir. Aynı şekilde bu sözde muhalifin, halkın çoğunluğunun kabul etmediği bir düşünceye ya da devrimcilerin hayat tarzıyla hiçbir şekilde uyum arz etmeyecek bir yaşam biçimine sahip olması, sadece muhalefet içerisinde onu savunanlara zarar verir, yoksa devrimin kendisine değil. Bütün bu olaylar, her şeyden haberdar olan halkın gözün önünde cereyan ediyor, devrim zafere ulaştığında insanlar nasıl davranacaklarını ve kimlere oy vereceklerini gayet iyi bilmektedirler.

Bu, muhalefetin genel yaklaşımları, sembol isimleri ve tutumlarıyla ilgili boyutun önemini ortadan kaldırmasa da bu davranışların zaferin imkanlarına ve külfetine etkisi olduğundan söz konusu boyuta nasihat ve ıslah babında önem vermek zaruri bir iştir. En azından rejimin işine gelecek şekilde karamsar tablolar çizmekten daha iyidir. Her ne kadar bu oyunu kuran rejim değilse de, muhalefet saflarına gerek siyasi gerekse askeri düzeyde sızan rejim güçlerinin bunu söz konusu ajanları üzerinden yapması mümkündür. Zira bu sızmaların mevcudiyetini tereddütsüz şekilde ikrar etmekteyiz, zira rejimin doğasını biliyoruz.

Muhaliflerin hepsi bir değil. İçerde İslamcıların hastalığına tutulmuş ve rejimin içinde kalmak ve bir şekilde pastadan pay kapmak isteyen pragmatistleri vardır. Bunlardan birini, Çin yönetiminin BM Güvenlik Konseyi`nde Suriye muhalefeti yanlısı tasarıya karşı veto kullandıktan sonra Çin`e gittiğini gördük. Dışarıda hala bazıları ayıyı avlamadan önce derisi üzerine kavga ediyor. Ancak gerçekten büyük fedakarlıklarda bulunmuş, saygıdeğer şahsiyetler ve güçler, rejime meydan okumaya devam edebilmek için içerdeki morali yükseltmeye çalışanlar da var.

Bana göre saygıyı hak edenler, muhalefetin bu son kısmıyla içerde bu kişilerle uyum içerisinde olanlardır. Diğer devrimci kitlelerin yanı sıra mücadelede kendisine güvenilecek ve dayanılacak olanlar da onlardır. Özellikle de her ne karar devrimci, abid, zahid, kendisini Ömer Muhtar gibi lanse eden birileri, bunu benimsese de reform hikayeleri artık hiç kimse tarafından kabul görmemektedir.

Muhalefetin, durumu yeniden değerlendirmek için şöyle bir durup muhasebe yapmaya, mümkün mertebe anlaşmazlıklarını ortadan kaldırmaya ihtiyacı vardır. Ancak küçük büyük hiç kimsenin bu devrimin zafere ulaşması, siyasi ve ahlaki meşruiyetini yitiren, gitmekten başka alternatifi olmayan bu rejime son verilmesi noktasında şüphe uyandırmaya hakkı yoktur.

Dünya Bülteni için El Cezire`den Faruk İbrahimoğlu tarafından tercüme edilmiştir.

 

———————————-
Yasir El Zeatire
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Yasir El Zeatire”]