Bu iş mahkemede biter – (Ardan Zentürk)

0
72

Buradaki Türkler, yaşadıkları ortamın “en sakin” yabancıları… Siyasetin içinde daha yeni yer alıyorlar. Kavga-gürültüleri yok. Dernekler bünyesinde örgütlüler ama esas olarak hepsi ekmek parasının derdinde koşturup duran insanlar…

LYON-

En sert siyaset ikliminde bile, “insani detayların” önemi yüksek… Lyon, yaklaşık 60 bin Ermeni’nin yaşadığı bir Fransız kenti. Tam ortasında “soykırım anıtı” anıtı var… Bitmedi, 11 farklı bölgesinde de bu tür anıtlardan bulunuyor… Yani, Türkiye’nin Lyon Başkonsolosluğu’na kayıtlı 120 bin Türk pasaportu sahibi için hayli zor bir kent…

Buradaki Türkler, yaşadıkları ortamın “en sakin” yabancıları… Siyasetin içinde daha yeni yer alıyorlar. Kavga-gürültüleri yok. Dernekler bünyesinde örgütlüler ama esas olarak hepsi ekmek parasının derdinde koşturup duran insanlar…

Fransızlar tatil kavramına çok bağlılar, ne kadar az çalışırlarsa o kadar şanslı görüyorlar kendilerini. Bu nedenle Fransızlar arasındaki en yaygın cümlelerden biri de, “Biri şu Türkler’e Pazar gününün kutsal gün olduğunu söylese de çalışmasalar” yönünde… Özellikle hizmet sektöründeki Türkler ne Cuma dinliyor ne Pazar… Çalışkan ve ekmek parası için emeğini sakınmayan insanlarız…

Genç Ermeniler sorunlu

Dostlarla sohbette ortaya çıkan tablo, Ermeniler’in gelecek kuşakları açısından vahim: Nedenini tam olarak açıklayamayacakları koyu bir Türk düşmanlığını yaşıyorlar…

“Yaşlı Ermeniler harika insanlar” diye başlıyor bir Türk esnaf, “İşin aslına bakarsan, bizlerden nefret etmesi gerekenler esas onlar olmalı. Ne de olsa o dönemlerde henüz çocuk yaşlarda topraklarını terk etmek, buralara gelmek zorunda kalmışlar. Kendilerine has bir Türkçeleri de var, ben şahsen çok keyif alıyorum. Onlar bizlere her zaman sıcak ve sanki aynı memleketin insanlarıymışız gibi davranıyorlar. Ama gençler çok farklı. Bırak Türkçe’yi, doğru dürüst Ermenice’yi bile konuşamıyor bu çocuklar, bir garipler. Kör kütük bir düşmanlık. Neye, kime, neden, belli değil. Nerede bir Türk görseler yüzleri değişiyor, konuşmamaya çalışıyorlar. Bu çocuklar 1915’ten ne anlar?”

Bu “insani detay” işte…

Bir ulusun gençlerini, bir başka ulusa bu kadar kin dolu yetiştirmesi normal değil… Hele 21’inci yüzyılda… Yaşanıldığı ileri sürülen bir trajedinin 100’üncü yılı yaklaşırken gencecik bir insanın beynine, kalbine nefret tohumları ekmek, onu bu yüzyılın dışına atmak gibi bir şey…

Aynı mantıkla çocuk yetiştirsek, bizim evlatlarımız Balkanlar’dan herhangi bir milletin gençleriyle aynı masaya oturmazlardı… Bu yıl 100’üncü yılını idrak ettiğimiz Balkanlar’daki “Türk soykırımını” iki de bir ortaya döksek, günümüzün Türk gençleri, bugün şaşkınlıkla izlediğimiz Ermeni gençlerinden farklı olur muydu?..

Kıbrıs’tan ‘çok özel’ anı

Sene 2004… Kıbrıs’ta ünlü Kofi Annan Planı referandumu var, KKTC gençliğinin hemen tamamı “evet” rotasında, Denktaş üzgün… Sohbet ediyoruz, “Sayın cumhurbaşkanı, eğer aradan geçen bunca yılda bu gençlere bir zamanlar burada yaşanmış bunca katliamı iyi anlatsaydınız, belki yaklaşımları farklı olurdu” diyorum. Duruyor ve kelimelerini seçerek konuşuyor: “Muratağa, Sandallar toplu mezarlarından söz ediyorsun, 1963 katliamından… Biz evlatlarımıza kıyamadık, bunları mümkün mertebe anlatmadık, nefretle büyümesinler, yarın barış olduğunda Rum yaşıtı ile arkadaş olsunlar istedik, acıları taşımasınlar, dostluk olsun aralarında dedik…”

Normali budur… Lyon’da anlatılanlardan sonra Hrant Dink’in o makalelerini “kanın zehirlenmesinin” ne anlama geldiğini çok daha iyi anladım…

Bu iş ne olur?

“Ermeni soykırımını inkarı cezalandıran” kanunun Fransız Meclisi’nin iki kanadından geçmesinden sonra durum şudur:

1. Karşımızda iki tane Fransa var. Biri yasa geçince gözyaşlarına boğulan ve Türkiye’yi Avrupa’nın dışında tutmaya çalışan, diğeri ise birincinin yaptıklarından dehşete düşmüş şekilde Türkiye’yi kaybetmemek için var gücüyle çalışan… Bu nedenle “topyekün” Fransa düşmanlığına yer yok, aksine, bizimle birlikte olmak isteyen Fransa ile ilişkileri daha güçlü ve düzenli tutmak zorundayız.

2. Biliniz ki, bu iş yeni başladı ve Anayasa Mahkemesi’nde bitecek. Çıkan yasanın Fransız Anayasası açısından iler-tutar tarafı yok ve Türkiye dostları bu konuyu en kısa zamanda mahkemeye taşıyacaklar. Konu, hukukta gömüldüğünde bir daha karşımıza çıkmaz, böylesi daha hayırlı olacak.

 Star


———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI