Bölge İçin Çözüm; Üçüncü Ses – (Adnan Boynukara)

0
152

PKK ve onun türev örgütlenmelerinin pozisyonu; şiddeti ve terörü hak arama aracı olarak gören bir pozisyondur. Bu pozisyon ve bunun üzerinden üretilen dil öylesine şiddet içerikli ki, türev örgütlenmelerin dilinde,

PKK’nın artan terör saldırıları ve Koma Civaken Kürdistan, (Kürdistan Halklar Topluluğu = KCK) yapılanmasının etkinliği arttıkça, ön plana çıkan tartışmalardan birisi de, PKK ve KCK yapılanmasıyla nasıl mücadele edileceği konusunda yoğunlaşmaktadır. Çünkü yıllardır devam edegelen terör ortamından beslenerek oluşan mevcut pozisyon, tutum ve dil(ler)in bu sorunun çözümüne katkı sağlamaktan uzak olduğu açık.

PKK ve onun türev örgütlenmelerinin pozisyonu; şiddeti ve terörü hak arama aracı olarak gören bir pozisyondur. Bu pozisyon ve bunun üzerinden üretilen dil öylesine şiddet içerikli ki, türev örgütlenmelerin dilinde, ‘barış’ kelimesi dahi, şiddetle aynı paydaya düşebiliyor! Bununla birlikte; Cumhuriyet`in tek parti döneminde yaşanan düşünsel değişim ve terör atmosferinin devletin pozisyon, tutum ve dilinin statikleşmesinde de belirleyici olduğu biliniyor. İkisi birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan durumu, ‘girdap’ olarak değerlendirmek mümkün.

Devletin; pozisyon, dil ve tutum konusundaki statikliğine karşılık; PKK, ortaya çıkardığı yeni oluşumlar ve yapılarla, her koşula uygun bir örgütlenmeye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Örgüt; terörü uygulamaktan ve araçsallaştırmaktan vazgeçmeyerek, sürekli bir biçimde format değiştirebiliyor. PKK tarihine ilişkin süreçler ve kongrelerde alınan kararlar, bunu net bir biçimde ortaya koyuyor. Buna karşılık devletin sahip olduğu statik durum, değişime ve ortaya çıkan yeni koşullara göre pozisyon almayı sınırlamaktadır. Zaten, ‘devlet ve kutsallık’ ilişkisinin güçlü olduğu yapılardan değişim ummak da, anlamsız bir bekleyişin ötesine geçememektedir. Devleti yöneten kadroların değişime ilişkin iradeleri olsa dahi, bu tür değişim olasılıkları karşısında, devlet içine çöreklenmiş kimi unsurların sergileyecekleri tutumun neden olabileceği sonuçları, hiç kimse göğüslemeyi göze alamıyor!

Kitle Partilerinin Durumu

Devletin bu statik pozisyonuna karşılık legal siyasi oluşumların Kürt meselesi konusunda, esnek bir tutum almaları da pek mümkün görünmüyor. Oy kaygısı, tutum değişikliğini sınırlayan ve kendi içinde de haklılığı barındıran bir kaygıdır. Bu durum; AK Parti, CHP veya diğer kitle partileri için herhangi bir farklılık göstermiyor. Çünkü Kürt meselesinin çözümü konusunda, Güneydoğu’da söylenen olumlu tek bir cümleye karşılık, orta Anadolu`da, kıyılarda ve batıda Kürt meselesi konusunda en az iki olumsuz cümle kurma ihtiyacı var! Kitle partilerinin içinde bulundukları bu açmazın farkında olan PKK ve onun türev örgütlenmeleri de, terörün artması ve siyaset dilinin sertleşmesi için çaba göstererek süreci tıkamaktadırlar. Ulusalcı kesimlerin “kırmızı çizgi” dayatmalarıyla bütünleşen bu durum, kitle partileri için tam bir açmaza dönüşebilmektedir.

Bölge Merkezli Siyaset

Devletin ve kitle partilerinin içine girdiği bu çıkmazı aşmak için sıklıkla gündeme getirilen konulardan birisi de, bölgenin sorunlarını merkeze alan, yeni siyasi oluşumların ortaya çıkmasıdır. Ülke genelindeki seçmen profili ve tutumları dikkate alındığında, bu tür yapılanmaların da karşılık bulması zor görünüyor. Zorluğu bir kenara bırakacak olsak dahi, bölgesel sorunlara odaklanan siyasal oluşumların ortaya koyacağı çabaların, PKK’ya ve PKK`nın politikalarına hizmet edeceğini söylemek mümkün. Çünkü bölgedeki siyasal pozisyonlar kemikleşmiş durumda. Ortaya çıkacak bu tür siyasi mecraların, mevcut kitle partilerinin tabanlarının dışında bir yere hitap etme şansları yok. PKK ve türevi örgütler karşısında kitle partilerinin tabanlarında kaymaya neden olmak, seçmen tercihlerinin biçimlenmesinde dahi şiddeti araç haline getirmiş olan PKK’nın ekmeğine yağ sürmektir.

Peki, Ne Yapılabilir?

Pratiğe ve siyasete ilişkin pozisyonların bu denli sert ve kemikleşmiş olduğu bölgede, var olan terörün ve kitle desteğinin sınırlandırılması için yapılacak en önemli çalışmalardan birisi de; devlet, örgüt ve siyaset üstü sivil bir dilin ve tutumun ortaya çıkmasıdır. Bunun yolu ise sivil toplum kuruluşları zemininde yürütülecek bir mücadeledir.

Bölgede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının, şiddet – terör karşıtlığı ve var olan siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların siyasal zeminde çözümünü amaçlayan ortak bir sivil toplum mücadelesi başlatmalarının karşılık bulacağı açıktır. Hangi siyasal önceliğe ve tercihe sahip olursa olsun, sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek; “demokratikleşme, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, siyasal katılım ve temsil, yoksulluk, eğitim koşulları, kültürel haklar gibi çok geniş bir alana yayılmış sorunlarımız var ama biz bunların tümünün demokratik yollarla çözümünden yanayız, şiddete ve teröre karşıyız, terör bir hak arama aracı değildir ve bunu kabul etmiyoruz” ortak paydasında yürütecekleri bir sivil toplum mücadelesi, günün şartlarında, terör ve sonuçlarından bezmiş geniş kitlenin hayatına dokunan değişikliklere yol açabilecek çok önemli bir emniyet sübabı olacaktır.

Ve bu bir ütopya değil…

Bu türden bir sivil toplum hareketi, şiddet ve terör ile sindirilmiş olan sessiz çoğunluğun, siyasi kaygılardan sıyrılarak kendini ifade edebileceği bir mecra olabilir. Terörün etkisiyle güç kazanmış olan korku eşiğinin aşılmasına hizmet edebilir. Bahsedilen türden bir mecra hem bölgesel sorunlara odaklanarak `üçüncü bir ses` olabilir, hem de ülkenin diğer bölgelerindeki benzer sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği geliştirerek derinleşme eğilimi kazanan toplumsal ayrışmanın önüne geçebilir.

Tabii, ortaya çıkacak bu tür bir üçüncü sesin, PKK ve onun türev örgütlerini tedirgin edeceği açıktır. Bu durum ise PKK’nın tehdit ve sindirmeye yönelik çalışmaların artması anlamına gelecektir! Bu da, örgütün gerçek yüzünü ortaya koymaya ve örgüt açısından, kendini tüketme açısından `intihar` girişimine dönüşebilir…

 Haber10

———————————-
Adnan Boynukara
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI