Bir zamanlar Türkiye: `İmaj ve Hakikat` – (Kürşat Bumin)

0
137

Biraz geç oldu ama, o an nihayet geldi işte…” demeyi de unutmamış. Kitapta yer alan metin tabii ki yine tam anlamıyla “tam metin” değil, çünkü haklı olarak “Günlük”ün özel hayata ilişkin bölümlerine yer verilmemiş. “Kamusal önemi büyük öteki bölümleri” diyor Alper

Biliyorsunuz, hatta belki kitabı çoktan hatmediniz bile… Alper Görmüş`ün bir zamanlar özellikle malum darbe planlarıyla ilgili bölümlerini Nokta`da yayımladığı “Günlük” artık tam metin olarak “İmaj ve Hakikat” adlı kitapla karşımızda.

Alper, bu yeni yayını hakkında yazdığı yazıda Nokta için “Günlük”ten “darbe girişimleri”yle ilgili sayfaları yayımlamak için yaptığı ayıklamayı hatırlattıktan sonra şöyle devam ediyordu: “Yaptığım, bir ayıklama ve öne çıkarma çalışmasıydı ama ayıklamak zorunda kaldığım bazı bilgiler, bir gazeteci olarak bende tuhaf bir hüzne yol açıyordu. O günlerdeki ruh halim, karşılaştığı hazineden, önceden verdiği söz doğrultusunda seçme yapmak zorunda kalan bir defineciyi andırıyordu.”

“Biraz geç oldu ama, o an nihayet geldi işte…” demeyi de unutmamış. Kitapta yer alan metin tabii ki yine tam anlamıyla “tam metin” değil, çünkü haklı olarak “Günlük”ün özel hayata ilişkin bölümlerine yer verilmemiş. “Kamusal önemi büyük öteki bölümleri” diyor Alper. Yani sizi, bizi hepimizi ilgilendiren bölümleri.

Alper`in üç gün boyunca Taraf`ta yayımladığı “Günlük”ün bugüne kadar gün yüzü görmeyen bölümleri tahmin ettiğiniz gibi yine Türkiye`nin “hakikatleri”ni apaçık biçimde önümüze getiriyordu. “Türkiye” derken toplumun tamamını, özellikle de “çoklar”ı değil, ülkenin “elitleri”ni kastediyorum. Üstelik şu ya da bu alandakiler değil, hemen her alandaki elitlerini. Subaylarından, büyük işadamlarına, gazetecilerinden yanlış olarak “STK” olarak adlandırılan kuruluşların yöneticilerine, siyasi partileri yetkililerine, diplomatlarına, rektörlere varıncaya kadar…

“Günlük”ün “İmaj ve Hakikat” başlıklı yazı dizisinin üçüncü bölümünde yer alan bölümlerinden bazılarını ben de aktarayım:

TMBB`in açıldığı günün akşamı verilen resepsiyondan: “Etrafımızı hemen gazeteciler aldı. Yapılan konuşmalar çok ilginç. Basın duymak istediklerini tekrar soruyor. Cevabın ne olduğunu bile bile gülerek soruyorlar.”

“Hurşit Paşa”nın “Gazetelerde İHL, ile ilgili haberleri gördünüz mü?” diyerek konuşmayı açması sonrasında: “Kahvaltıdan sonra hemen karargâhı aradım ve talimat verdim. Diğer taraftan Kocaeil Üni. Rektörü`nü aradım ve ona da rektörler olarak bu işi hemen ve sert şekilde protesto etmelerini, arkalarında olduğumuzu söyledim.”

Milli Savunma Komisyonu üyelerinin ziyareti: “MSB Komisyonu olmalarına rağmen MSB bütçesine bakmıyorlar. Çok ilginç geldi. Kendilerine neden bunun böyle olduğunu sordum. Kendileri de anlamadıklarını söylediler.”

Kıbrıs meselesi: “Tabii bu arada en önemli konu Kıbrıs ve mahalli seçimler. Kıbrıs`ı istediğimiz şekilde çözümsüz olarak bırakmalıyız ve bu arada Kıbrıs muhalefetinin seçimi kazanmasını da önlemeliyiz.”

Aziz Yıldırım`ın ziyareti: “Aziz ve Yıldız geldiler. Aziz`in ifadesine göre Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile özel olarak görüşmek istiyor. Resmi olmayan bir şekilde İstanbul`a gelip Aziz`in evinde görüşmek istediğini belirtmiş. (…) Ruslar Aziz ne isterse verecek durumdalar ve ona çok güveniyorlar. Bize S-300 satmak ve hatta üretmek istiyorlar.”

Aydın Doğan hakkında: “Bu arada Orhan Paşa ile de görüştüm ve kendisine Aydın Doğan`ın çok dikkatli olmasını, onun kuyusunu kazmakta olduklarını, bizimle beraber olmasını ve halkı aydınlatacak yayınlar yapmasını söyledim…”

Kırca ve Kışlalı`nın ziyareti: “Her iki ziyaretçi de cumhuriyetçi ve TSK`yı destekleyen yazarlarb Kırca 76 yaşında. O kadar duygulu hale gelmiş ki, benim yanımda olayları ve son durumu anlatırken iki kez ağladı…”

Tekrar Kıbrıs meselesi: “…Hava Kuvvetleri Komutanı başka bir seçenek tavsiye etti. Kıbrıs`ta herkesi Annan Planı aleyhinde sokağa dökerek gösterilerin yapılmasını sağlama ve anavatandan da bu hareketlere destek vererek hükümet aleyhine olaylar çıkarmak…”

Bir kere daha Kıbrıs: “Sorumluluk o kadar büyük, Türk`ün kafası karışmış ve bölünmüş Kıbrıs halkına bırakılamaz. (…) Halk, `benim geleceğim ne olacak` diyerek plana `evet` diyecektir. (…) Kıbrıs artık bizim için bir ulusal direniş davası olmuştur. Eğer bu direniş kırılırsa AKP`nin gücü ortaya çıkacaktır.”

Sinan Aygün`ün ziyaretleri: “Sinan Aygün, ATO Başkanı. Senede iki kez gelerek bize bilgi veriyor. (…) Diğer ilginç bir açıklaması da DEP milletvekilleri ile ilgiliydi. Onların yaptığına mukabele olarak kendisinin örgütlediği bir grup ile emekli yarbay Korkut Eken`in hapishaneden çıkış gününde bir tören yapacaklarmış. (…) yararlı görüşmeydi.

Alper`in Taraf için “Günlük”ten seçtikleri içinde bir bölüm daha var ki, sizi bilmem ama ben bu notlardan hiçbir şey anlamadım. Şu bölüm yani:

“OYAK genel MD. Coşkun Ulusoy ve Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Türker geldiler. İlginç bir konuyu öğrendim. OYAK geçtiğimiz Ağustos TÜPRAŞ`ın özelleştirmesine talip olmuş. Coşkun beyin ifadesine göre ihaleyi de kazanmışlar ve iş tamamlanmış durumda imiş. Ancak Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları karşı çıkarak genel kurulda aksine karar alınmasını sağlamışlar. Bence bu vatana ihanet ve OYAK üyelerine ihanettir. (…) Para güç demektir. Para ile hükümetleri bile dize getirir…”

“Günlük”ün bu bölümünde bana şaşırtıcı, hatta anlaşılmaz gelen husus, günlüğü tutan oramiralin TÜPRAŞ`ın özelleştirilmesi ve OYAK`ın bu özelleştirmeyle yakından ilgisi bulunduğundan haberdar olmamasıdır. Alper`in günlüğün bu bölümünün de “Ağustos 2003-Ağustos 2005” dönemine ait olduğunu belirtmesini dikkate alacak
olursak, OYAK üyesi bu oramiralin “dünyadan haberi olmadığını” söylemek yanlış olmaz herhalde. Bakın, bu yorumuma destek çıkacak bir haber de buldum internette: OYAK Grubu Genel Müdür Yardımcısı Aydın Müderrisoğlu, hem de 14.05.2003 tarihli gazetelerde yer alan açıklamasında ne diyor: “TÜPRAŞ`ta hazırlık çalışmalarımızı hızlandırdık. Yerli-yabancı işbirliği olanaklarını değerlendirmeye devam ediyoruz. TÜPRAŞ için kararlıyız.”

Bu durumda ne demeli bilmiyorum ki; Özden`in TÜPRAŞ- OYAK ilişkisinden –o da Ulusoy`un ziyareti vesilesiyle- “miş”li geçmiş zamanla söz etmesini nasıl yorumlamalı acaba? Olsa olsa “Komutan kendisini hepten `Günlük`e kaptırdığından gazetelere bakmaya bile fırsat bulamamış” dersek yerinde bir yorum olur mu?

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI