Bir karikatür dergisi – (Beril Dedeoğlu)

0
123

Arap Baharı”nın en yumuşak geçişle şekillendiği yerin Tunus olduğu biliniyor. Çok fazla arbede yaşanmadan ve kan dökülmeden halk hareketine direnemeyen

Arap Baharı”nın en yumuşak geçişle şekillendiği yerin Tunus olduğu biliniyor. Çok fazla arbede yaşanmadan ve kan dökülmeden halk hareketine direnemeyen Bin Ali’nin ardına bakmadan kaçması, Tunusluların başarısı olarak kaydedildi. Bununla birlikte, bu sürecin analizi sırasında bazı mantık hataları da yapıldı. Başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinden gelen yorumlar, Bin Ali gibi bir otoriteyi yıkmayı başaran halkın, demokratik sistem için çaba göstereceği bir öngörü olarak kabul edildi. Ardından, bu demokratikleşme çabasının yönü de tahmin edildi.

Tahmin edilen yön, bunca yıl Fransa etkisinde kalan, Fransız turistlerin en fazla tercih ettiği ülke olan ve Müslümanların arka planda bırakılmasında başarılı olmuş Tunus’ta İslami referansı fazla olmayan bir yönetimin iktidara geleceği idi. Hatta belki “beyaz Tunusluların” yeniden kuracağı bir tatil köyü kıvamını hayal edenler bile olmuştur. Belki tam da bu nedenle En Nahda’nın yeni siyasi aktör haline gelmesi çok beklenmedik bir gelişme gibi görülmüştür.

Dışa vurum

En Nahda’nın kimliği, Fransa başta olmak üzere Avrupa basınında İslamcı olarak tanımlanıyor. Bu ifade, En Nahda’nın herhangi bir Hıristiyan demokrat parti gibi değerlendirilemeyeceğini ifade ederken aynı zamanda Şeriat düzeni çağrışımı yapıyor. Tunusluların “batı tipi” demokrasi söz konusu olduğunda tercihleri makbul bulunurken bu kalıpların dışında bir tercih yapmış olmaları anti-demokratik imalar taşıyor. Dolayısıyla Tunusluların değil, Tunus’un geleceği ele alınmaya başlıyor ve bu noktada da En Nahda’nın ne kadar İslamcı ne kadar ılımlı İslamcı olduğu arasında bir tartışma yapılıyor.

Bu tartışmanın kendi başına ne kadar anlamlı olduğu ayrı bir konu. Ancak anlaşılan o ki Fransa’da bazı kesimler ılımlı İslam konusunu bile çoktan geçmiş ve Tunus’un otoriter İslami bir rejime kurban gittiğine kanaat getirmiş. Bu gelişmeyi alaya alan bir tutum sergileyen mizah dergisi Charlie Hebdo, büyük olasılıkla tam da bu zihni arka planının dışa vurumunu sağladı. Bir yandan Müslümanlar incitildi, öte yandan İslami referansı olan hareketlerin ne tür yönetimler oluşturmaya gebe olduklarını hatırlattı. Dergi, ifade özgürlüğü kapsamında kendisini konumlandırmakta; bu arada bilinçli bir ayrımcılık yaptığını da muhtemelen farkında. Ancak bundan daha vahim olanı, sosyal medyada verilen tepkiler. Paylaşılan sitelerde, Çarşamba günü Şeriat Hebdo adıyla çıkan ve editörünün Hz Muhammed olduğu söylenen derginin metrolarda, kalabalık yerlerde göstere göstere okunması tesviye ediliyor.

Provokasyon

Avrupa’nın neden krizde olduğunu anlamak zor değil. Ancak, madalyonun bir de öteki yüzü var. Şeriat Hebdo yayınlanmadan bir gece önce binası bombalandı, sitesi çökertildi ve çökertenler siteye Kâbe resmi koyarak kimin eylem yaptığı konusunda adres de verdi.

Bu adres, gerçekten eylemi yapanlar tarafından mı bildirildi, yoksa Müslümanların saldırgan ve tahammülsüz olduğu kanısını güçlendirmek için çaba sarf edenlerin işi mi orası şüpheli. Zira olay tüm yönleriyle provokatif ve sanki Tunus’un ötesinde Fransa’da yaşayan Müslümanları hedef alıyor gibi gözüküyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken oldukça manidar bir durum. Bir yandan Tunus gibi yerlerde asla “makbul” rejimler kurulamayacağı, öte yandan Fransa’daki Müslüman nüfusun oranına dikkat çekilerek “tehlike” ima ediliyor, ayrıca Müslümanların şiddet eğilimli oldukları kanısı da güçlendiriliyor. Kim bilir belki Müslümanlar da bu tuzağa düşmüş olabilirler.

Herkese iyi bayramlar.

 Star


———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI