BİR HİDAYET ÖYKÜSÜ – (Ramazan Kayan)

0
161

Ulaşmamız gereken yürekleri daha ne kadar bekleteceğiz?

25-28 Aralık 2016 tarihleri arasında Avrupa Yardım Vakfı’nın misafiriydim. Almanya’nın Prüm şehrinde düzenlenen dört günlük ribata katıldım. Sıcak ve samimi bir atmosferde eski ve yeni dostlarla çok güzel anılarımız oldu. Yalnızlaşmanın yaygınlaştığı bir zaman diliminde yürekler arası ülfet ile ünsiyet umut ve ufuk açıyordu… Almanya, Hollanda ve Belçika’nın farklı yerlerinden gelen kardeşlerle bereketli buluşmalarımız oldu. Benim için … anlamlı olan unutamayacağım … güzel bir sürprize tanıklık etmem oldu.

Belçika’lı Delphine Federoff isimli bayanın Müslüman olmasıydı… Belçika’dan İsmail Bataklı kardeşimin vesilesi ile tanıştığımız Delphine hanımefendinin nemli gözlerle getirdiği Kelime-i Şehadet hepimizi duygulandırdı. Liege şehrinden gelmişti. Hidayetle noktalanan hayat öyküsünü dinledik…

36 yaşında belgesel yapımcısı, senarist, kültürlü bir hanımefendi. Katolik bir annenin, agnostik bir babanın kızı. Eşinden ayrılmış 13 yaşında bir erkek çocuk annesi… Sözü mühtedi kardeşimiz Delphin’e bırakıyorum.

“İçimdeki boşluğa, ruhumdaki açlığa Katolik Katolik inancı cevap vermiyordu. Ruhsuz kurallar, şekilsel ritüeller, gerçeklik içermeyen görseller beni Katoliklikten uzaklaştırdı. Mimari bir arayış içindeydim…

1936 yılında mesleğim gereği bir belgesel çalışması için Çernobil faciasının yaşandığı bölgeye gittim. Nükleer kaza sonrası bölgede bulunan halkın sağlık ve güvenlik güçleri ile 30 km’lik alanın dışına çıkması gerekiyordu. Ancak halkın bir kısmı yurtlarını ve yuvalarını asla terketmeyeceklerini, kanser riskini hiçe sayarak yaşamlarını kendi topraklarında sürdüreceklerine karar vermişlerdi. Nitekim öyle de yaptılar. O halkın inançlarındaki kararlılığı, maneviyatlarındaki gücü beni derinden etkilemişti. Daha da ilginci yıllar sonra dünya şuna tanık olmuştu. Bölgeden ayrılmayan halkta kanser oranı oldukça düşük, facia bölgesini terkedenler arasında oran daha yüksekti. Dünya bu durumu görmemezlikten geldi. O insanların manevi gücü, kendi aralarında kenetlenmeleri, iç dünyamda derin izler bırakmıştı.

Bir diğer tanıklığım Çeçen halkının Ruslara karşı verdiği destansı direniş. Askeri güç olarak iki taraf arasındaki büyük farka rağmen o muhteşem direnişin iman dışında hiçbir izahının olamayacağını görmüştüm. Çeçen halkına uygulanan zulüm ve soykırıma rağmen nasıl ayakta durabiliyorlardı? Fiziki izahı yoktu…

Batı medyasının İslam’a olan önyargısı hatta yargısız infazı, bende İslam’a merak sarmama neden olmuştu.

O sıra Tarık Ramazan’ın kitapları ile tanıştım. Tamamını okudum diyebilirim. Gel gitler yaşıyordum… Kitap okudukça kendimi bulmaya başladım… Korkular, kaygılar, kuşkular beni kuşatmışken yavaş yavaş kırmaya başladım… Önceleri ne aradığımı bilememe korkusu vardı. Sonra benden daha iyi anladığını zannedenler tarafından anlaşılamama korkusu. Okudukça rahatladım… Çevremden belli bir süre uzaklaştım. Çevremden uzaklaştıkça kendime yakınlaştım… Düşüncemin olgunlaşmasını bekledim. Fikir beyan etmeden hep sordum ve sorguladım. Sonra şunu fark ettim, bende uyur halde olan bir inanç var…

13 yaşımdaki oğlumla bunları paylaştım. Oğlum tedirgin oldu.

Tehlikeli ve karanlık yollara yöneldiğimi sandı, ağladı. Oğlumu kaybetmek istemiyordum, bu durum hidayet sürecimi yavaşlattı. İnancımla oğlum arasında kalmıştım. Bir anne için çok zor bir sınavdı. Onu nasıl ikna edebilirdim… Üstüne varmadım, zamana bıraktım. Ama kendim daha fazla bekleyemezdim… Bu konuda kim bana yardımcı olabilir diye arayışa girdim. İsmail Bey’in ismini verdiler, ona ulaştım… Kur’an’la ve Müslümanlarla tanıştım. Beni çok iyi karşıladılar. Yalnızlığımı üzerimden attım. Bana cesaret geldi ve bugün İslam’la yeniden doğdum.

Medyanın Müslümanlarla ilgili iddiaları çok olumsuzdu, şahsen ben de hep eleştirel yaklaşmıştım.

İlk etapta her şeyi anlamak mümkün olmayabilir ama anlamak için sürekli arayış içinde olmak gerekiyordu. Bu gücü kendimde gördüm. Özgüvenim hep vardı.

Suçlanan İslam’ı sorguladım ve güzel sonuçlara vardım. Kur’an’da kendimi buldum. Düşünce dünyamdaki deprem, ayetlerle tanışınca duruldu, evrensel doğrulara uyandım. Kur’an’ın gerçekten hayat kitabı olduğunu farkettim, onun ahlaki rehberliğine ne kadar muhtaç olduğumu gördüm.

Sonuçta özgür irademle doğru tesbitlerden sonra bu gün tercihimi yapmış oldum.

Şu andan sonra en büyük derdim, oğlumu nasıl kurtaracağım. Ondan kopmak istemiyorum…

İnancımı buldum, bir de oğlumu kazanabilsem dünyalar benim olacak. Duruşum ve davranışlarımla onu etkilemeye çalışacağım.

Bu kadar kardeşim var. Daha güçlüyüm, daha iyiyim. Kendimde cesaret buluyorum. İdeallerim için mücadele edeceğim… Doğrularımı paylaşacağım bir dünya insan var.

İmanım görünür olduktan sonra alacağım tepkileri de tahmin ediyorum… Yani süreçle yeni zorluklara kendimi hazırlıyorum. Başaracağımı umuyorum…”

Delphine kardeşi dinlerken kendimi ve yarım asırdır Avrupa’ya göç etmiş Müslümanları düşünüyorum.

Biz Delphin’e davetimizle ulaşmadık, o bize ulaştı… Ulaşmamız gereken yürekleri daha ne kadar bekleteceğiz?

Milat Gazetesi

———————————-

Ramazan Kayan

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI